top of page

Libya Genelkurmay Başkanı Orgeneral Muhammed Ali Al-Haddad’ı taşıyan uçağın Ankara yakınlarında düşmesi: KAZA MI, SABOTAJ MI ? NE FARK EDER

  • Yazarın fotoğrafı: Didem Öneş
    Didem Öneş
  • 24 Ara 2025
  • 5 dakikada okunur

Sevgili okurlarım,

Gündem yoğun değil; boğucu biçimde hızlandırılmış durumda. Şurası artık net: Yaşananlar Türkiye’ye verilmiş tekil bir “mesaj” değildir. Bana göre; bunlar, çeşitli dış merkezlerin ve içeride mevcut iktidarın bizzat yarattığı paralel güç odaklarının, bugünkü iktidara farklı kanallardan ilettiği çok katmanlı uyarılardır.


Bu mesajlar son derece önemlidir. Aynı zamanda, uzun zamandır neden “iktidar değişimi”nin bir tercih değil zorunluluk olduğunu yazdığımın da açık cevabıdır.


Bu yüzden, topluma yönelik yürütülen psikolojik harekâta yenik düşüp;“Sadettin Saran kokain kullandı mı, kullanmadı mı?” gibi akla zarar, bilinç uyuşturan gündemlerle oyalanmayın. Asıl olana, stratejik olana, sonuç üreten olana odaklanın.


Libya Genelkurmay Başkanı Orgeneral Muhammed Ali Al-Haddad’ı taşıyan uçağın Ankara yakınlarında düşmesi, kamuoyunda hızla “kaza mı, sabotaj mı?” ikiliğine sıkıştırıldı. Oysa modern güvenlik ve jeopolitik analizde asıl kritik soru bu değildir.


Asıl mesele şudur:

Bu olay, Türkiye’ye, AKP-MHP iktidarına ve onun partili bürokratik yapısına hangi mesajları, hangi kanallar üzerinden vermektedir? Türkiye’nin hangi karar alanları, hangi etki güçleri yoluyla baskı altına alınmaktadır — ve neden?


Çünkü günümüz jeopolitiğinde olayların nedeni kadar, hatta çoğu zaman ondan da fazla, ürettiği etkiler stratejik sonuç doğurur. Bu nedenle ister teknik bir kaza, ister henüz kanıtlanmamış bir dış ya da iç müdahale ihtimali söz konusu olsun; Türkiye açısından ortaya çıkan etki alanları büyük ölçüde ortaktır.

Başka bir ifadeyle: İster sabotaj olsun ister kaza, asıl tartışılması gereken olayın kendisi değil, sonuçlarıdır.


Bu nedenle, gündemde birçok analistin özellikle görmezden geldiği noktalara değinmek istiyorum. Bu yazıda uçak düşmesi denilen olayı;

  • Komplo üretmeden,

  • Ama saf nedensellik tuzağına da düşmeden,

  • Bilimsel akıl yürütme teknikleriyle ve stratejik bir çerçevede

ele almayı amaçlıyorum.


Konuyu mümkün olan en sade, en net ve en anlaşılır biçimde şekillendireceğim.


ELİMİZDE NE VAR?

(Teyitli Çerçeve)

Kamuoyuna yansıyan ve güvenilir kaynaklarca doğrulanan temel veriler şunlardır:

  • Uçak, Ankara Esenboğa Havalimanı’ndan kalkıştan kısa süre sonra Ankara’nın Haymana ilçesi yakınlarında düşmüştür.

  • Uçakta Libya Genelkurmay Başkanı dâhil üst düzey Libyalı askerî yetkililer ile mürettebat bulunmaktaydı.

  • Uçuş sırasında “elektrik arızası/acil durum” bildirimi yapılmış, ardından irtibat kesilmiştir.

  • Kara kutular bulunmuş ve teknik inceleme süreci başlatılmıştır.

  • Düşen Jetin kiralık olduğu, Malta tescili bilgisi ve uçak/işletme geçmişinin soruşturma başlığı olduğu da Reuters’ta yer alıyor.

  • Libya’da üç günlük yas ilan edilmiştir.

  • Olayın kaza mı sabotaj mı olduğuna dair kesinleşmiş bir resmî sonuç bulunmamaktadır.

Bu net verilerle, kesin teknik raporlar ortada yokken fail üretmek bilimsel değildir.


Kimler öldü? (unvanlar ve “kaç kişi”)

Kaynaklar sayılarda ve listelerde küçük farklılıklar gösteriyor; ancak ana omurga aynı:

  • Reuters: Al-Haddad ile birlikte toplam 8 can kaybı (Libyalı yetkililer + mürettebat) olduğunu; ayrıca Libyalı heyette kara kuvvetleri komutanı, askerî sanayi/üretim otoritesi yöneticisi, bir danışman ve bir fotoğrafçı bulunduğunu aktarıyor.

  • AP: Yine 8 kişi diyor; Libyalı tarafta 4 üst düzey isim (genel/brig. gen seviyeleri dâhil), ayrıca 3 mürettebat vurgusu var.


Türkiye tarafında, basına yansıyan haliyle soruşturma ve teknik boyut

  • Şu an güvenilir kaynaklar “sebep kesinleşti” demiyor; elektrik arızası/acil durum bildirimi ve ardından düşüş, soruşturmanın ana ekseni.

  • Kayıt cihazlarının bulunması kritik: bu, (i) kokpit alarm/ikazları, (ii) güç kaybı/aviyonik arıza, (iii) pilotaj prosedürü, (iv) bakım kayıtları, (v) olası insan faktörü gibi ihtimallerin ayrıştırılmasını sağlar. (Bu nokta “analiz”; kesin hüküm değil.)


Libya iç siyaseti/askerî dengeler: olayın muhtemel etkileri

Değerli okurlarım, bu konu başlığı son derece önemli bir başlıktır.


Doğrulanmış:

  • Libya’da 3 gün yas ilan edildiği ve geçici görevlendirme yapıldığı bildiriliyor. Reuters

  • AP, Al-Haddad’ın Libya’daki parçalı güvenlik mimarisinde askerî yapının birleştirilmesi hedefi açısından önemli bir figür olduğuna dikkat çekiyor.

Henüz doğrulanmayan ancak benim çıkarımlarımla dikkate alınması gerekenler ise:

Çıkarım (kanıt değil, olası senaryolar):

  • Bu kayıp, Trablus merkezli yapı içinde komuta sürekliliği ve kurumsal koordinasyon açısından kısa vadede boşluk yaratabilir; özellikle “birleştirme” gündemi varsa, aktörler arası pazarlığı yeniden açabilir.

  • Aynı zamanda doğu-batı eksenli ayrışmada, farklı merkezlerin “meşruiyet” ve “güvenlik mimarisi” rekabeti yeniden sertleşebilir (bunu izlemek gerekir).

  • Libya hâlâ:

    • Siyasi olarak parçalı,

    • Askerî olarak eksenler arası geçişken, istikrarsız,

    • Komuta–kontrol bütünlüğü kırılgan

    bir yapıdadır.

    Libya Genelkurmay Başkanı Muhammed Ali Al-Haddad, yalnızca bir asker değil; Trablus merkezli meşru yapının askeri sürekliliğini ve dengeyi temsil eden bir figürdü. Bu nedenle onun kaybı, Libya’da “komuta boşluğu” tartışmasını doğal olarak büyütecektir.

    Bu boşluk ne anlama gelir?

    • Dış aktörler için manevra alanı,

    • İç aktörler için güç rekabeti,

    • Doğu Akdeniz’de ise belirsizlik üretimi demektir.


“Kaza mı, Sabotaj mı?” Sorusu Neden Tali Bir Sorudur?

“Kaza mı, sabotaj mı?” sorusu, analitik olarak dar ve ikili bir çerçeve sunar. Oysa güvenlik çalışmaları literatüründe (risk analysis, strategic communication, deterrence theory) esas mesele şudur:

  • Olayın nasıl çerçevelendiği,

  • Hangi aktörlerin hangi alanlarda hareket alanı kazandığı,

  • Hangi karar mekanizmalarının hangi düzeyde baskı altına girdiği.

Bu nedenle sorulması gereken daha doğru soru şudur: Bu olay, Türkiye’nin hangi stratejik dosyalarında, hangi kanallar üzerinden baskı üretmektedir?

Zamanlama - VIP profil -Kazanın olduğu bölgenin Ankara merkezli oluşu vurgusu: Bu, ister kaza ister sabotaj olsun, stratejik iletişim/algı operasyonlarına açık bir olay tipidir (özellikle Türkiye–Libya–Doğu Akdeniz hattında).

  • Kim yaptı?” yerine “kimin işine yarar?” sorusunu öne alması, stratejik analizde kullanılabilen bir başlangıçtır (ama tek başına sonuca götürmez).


Bence; bu gelişme, Suriye dosyasıyla çapraz bağlantılı: henüz kanıtlı değil ama stratejik risk yönetimi açısından “ihtiyat ilkesi”yle ele alınması gereken gelişmeler söz konusu. Türkiye yanlış atıf/yanlış tırmanma tuzağına düşmemelidir.

Bugün Suriye dosyası:

  • Askerî olarak en sıcak,

  • Diplomatik olarak en kırılgan,

  • Uluslararası baskının en yoğun olduğu bir dosyadır


Bu nedenle Libya üzerinden yaşanan ve Ankara’da sonuçlanan bir olay, Suriye karar mekanizmasına çapraz baskı üretme potansiyeli taşır. Buradaki temel risk şudur:

  • Yanlış aktöre yanlış anlam yüklemek,

  • Yanlış tehdide yanlış tepki vermek,

  • Ve bunun sonucunda geri dönüşsüz bir tırmanma yaratmak.

Devlet aklı tam da bu nedenle “ihtiyat ilkesini” işletmek zorundadır. Peki bu "devlet aklı" dediğimiz mekanizma Türkiye için nasıl işlemektedir? Yeni bir anayasaya imkan sağlayacak ve toplumu buna zorlayacak bir süreçle mi yoksa "Türk Milli Savunma Doktrini" ile mi? Şu asla unutulmamalı, "Türk Milli Savunma Doktrini" bu günkü iktidarın uygulamakta olduğu strateji! değildir.


Dikkate alınması gereken bölümler: Hava Sahası, Geçiş Noktaları ve Mesajlar

Olayın Ankara hava sahasında yaşanması, Türkiye’nin hava savunma mimarisi açısından önemli bir anlam taşır.

Bu şu demek değildir: “Türkiye’nin hava savunması zayıf” mesajı. Daha incelikli bir mesaj var:“Karar merkezleri mutlak dokunulmaz değildir.”


Buna, yakın geçmişte Gürcistan hava sahasında yaşanan askerî uçak kazaları da eklendiğinde (geçiş kuşağı–merkezler birlikte okunduğunda), ortaya şu tablo çıkar:

  • Merkez (Ankara),

  • Geçiş hattı (Gürcistan–Kafkasya),

  • Cephe alanları (Suriye–Akdeniz)

aynı stratejik zincirin halkalarıdır.

Bu zincirin herhangi bir noktasında yaşanan bir olay, bütün karar ekosistemini etkileyecektir.


Kaza da Olsa, Sabotaj da Olsa Fark Etmeyen Nedir?

Bu olay ister teknik bir kaza, ister henüz kanıtlanmamış bir müdahale ihtimali olsun;

Türkiye açısından sonuç değişmemektedir:

  • Güvenlik protokolleri etkilenecektir

  • Libya’daki belirsizlik artacaktır,

  • Doğu Akdeniz dengeleri dolaylı baskı altına girecek ve yeni savaş, kaos hatları oluşacaktır,

  • Suriye karar eşikleri daha yoğun psikolojik ve stratejik baskı görecektir

  • Türkiye, iktidarın değişmemesi halinde ciddi sorunlara gebedir. Türkiyenin güvenliği tehlikededir.

  • Böylesi bir ortamda, dünyanın her yerindeki devlet aklı önce ülke güvenliğine odaklanır. Oysa ülkemizde mevcut "devlet aklı" Anayasa ve ana muhalefet ve toplumsal algı üzerinde yoğunlaşmıştır.

Bu nedenle tartışmayı “kaza mı, sabotaj mı?” sorusuna hapsetmek yerine, Türkiye’nin bu tür olaylar karşısında nasıl daha dirençli bir stratejik akıl üreteceği sorusuna odaklanmak gerekir.

Çünkü modern jeopolitikte asıl tehlike, olayın kendisi değil; olayın yanlış okunmasıdır.

 
 
 

Yorumlar


didem Fotoğraf 1_edited.jpg

Merhaba, uğradığınız için teşekkürler!
Hi, thanks for stopping by!

Paylaşımlardan haber almak için

Let the posts come to you

  • Facebook
  • Instagram
  • Twitter
  • Pinterest

Benimle iletişime geçmek için/
Let me know what's on your mind

GÜNDELİK DERİNLİK    DEEPLY DAİLY

bottom of page