Bir Büyükelçinin, Tom BARRAĞIMın, Sınırlarını Aşan Sözleri: Türkiye İçin Yeni Bir Vesayet Tasarımı mı?
- 1 gün önce
- 6 dakikada okunur
Değerli okurlarım,
bu günkü yazımın başlığı hadsizce ve fazla cüretkar gelebilir; ancak Tom Barrack'ın 1 Haziran Türkiye saati ile 21:37 de X hesabından yaptığı paylaşım, TRUMP yönetiminin ve Küresel Sermayenin bu kadar açık, Muhalefet Partisi CHP'nin seçilmiş ve Anayasaya göre tek genelbaşkanı olan Özgür Özel'e ve Atatürkçülere, Atatürk Milliyetçilerine, CHP seçmenine verdiği hadsiz mesajı ele alan bir yazı olacak
Son günlerde yaşanan gelişmeleri, kullanılan dili ve verilen mesajları birlikte değerlendirdiğimizde, Türkiye'nin yalnızca iç siyasetini değil, gelecekteki jeopolitik konumunu da ilgilendiren önemli bir tartışmayla karşı karşıya olduğumuzu düşünüyorum.
TOM BARRAK NE DEDİ
Kendini Müstemleke Ülkesinin Özel Valisi sanan bu adamın x paylaşımı, Tom Barrack'ın Ortadoğu'ya bakışını anlamak açısından oldukça önemli. Türkçeye dikkatli bir çeviri yaparsak:
"Levant ve Anadolu'yu uzun zamandır inceleyenlerin geleneğinde; Irak, Suriye ve Türkiye, kalıcı bir Ortadoğu istikrarının üzerinde dönmesi gereken stratejik ekseni oluşturmaktadır. Bu üç ülke arasındaki dengenin kurulabilmesi için, aşiret, dini veya mezhepsel farklılıkların ötesine geçen, tek ve tutarlı bir Amerikan temas ve etki noktasına ihtiyaç vardır. Başkan Trump tarafından benimsenen bu hayati misyon, bölgenin ortak refaha yönelmesine yardımcı olmayı; birbirinden farklı iplikleri düzen ve karşılıklı çıkar temelinde tek bir dokuda birleştirmeyi amaçlamaktadır."
HADSİZ, TERBİYESİZ, BU NASIL BİR CESARET
Hatırlarsanı bu densiz daha önce de, Antalyada, tüm devlet kurumlarının olduğu konferansta çıktı; Ortadoğu'nun ancak "güçlü liderlik" modelleriyle istikrara kavuşabileceğini söyledi. Türkiye'yi, İsrail'i ve Körfez monarşilerini aynı çerçevede örnek gösterdi. Geçtiğimiz aylarda da, Osmanlı yönetim sistemini övdüydü.
Ardından daha da ileri giderek Irak-Suriye-Türkiye eksenini Ortadoğu'nun stratejik merkezi olarak tanımladı ve bu üç ülkenin "tek ve tutarlı bir Amerikan temas ve etki noktası" altında yönlendirilmesinden söz etti.
Normal şartlarda bir büyükelçinin görevi bulunduğu ülkenin iç siyaset modeli hakkında normatif önerilerde bulunmak değil, iki devlet arasındaki diplomatik ilişkileri yürütmektir. Bu densize bu cesareti kim vermektedir? Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilk! ve hangi dönemde buna izin verildiği ise anlamlı bir veridir. Barrack'ın kullandığı dil klasik diplomatik sınırların ötesine geçmektedir.
TÜRKİYEYE BİÇİLEN REJİM İLE NE AMAÇLANIYOR?
Bu açıklamalar Türkiye'de CHP'ye yönelik yoğun yargısal ve siyasal baskıların, Kemal Kılıçdaroğlu tartışmalarının, "devlet aklı" söylemlerinin ve Güvenpark'tan Anıtkabir'e uzanan kitlesel CHP mitinginin hemen ardından gelmiştir. Bu nedenle mesele yalnızca bir büyükelçinin düşünceleri değildir. Mesele, verilen mesajların zamanlaması, hedef kitlesi ve oluşturmak istediği algıdır.
Sorulması gereken soru şudur:
Tom Barrack gerçekten sadece Ortadoğu'yu mu anlatıyor, yoksa Türkiye'ye de yeni bir siyasal düzen tarif etmeye mi çalışıyor?
HİÇ BİRİ TESADÜF DEĞİL
Bu açıklamaların süreç analizi yapılırsa; süreçte üç hat üst üste bindi:
İç operasyon hattı: CHP kurultay/yargı/polis hattıyla yönetilemez hâle getirilmeye çalışıldı.
Psikolojik harp hattı: CHP seçmenine “lideriniz meşru değil, parti bölündü, devlet aklı böyle istiyor” mesajı verildi.
Jeopolitik meşruiyet hattı: Tom Barrack’ın açıklamalarıyla “güçlü liderlik / merkezi otorite / istikrar” dili dışarıdan teorize edildi. Barrack’ın X paylaşımında Irak-Suriye-Türkiye’yi Ortadoğu istikrarının “stratejik ekseni” sayması da bu bölgesel mimari okumasını güçlendiriyor.
Süreç sıralaması
CHP’ye dönük kırılma, kurultayın “mutlak butlan” kararıyla başladı. Karar, 2023 kurultayının iptal edilmesi ve Kılıçdaroğlu’nun yeniden göreve dönmesi sonucunu doğurdu; ardından CHP Genel Merkezi’ne polis müdahalesi geldi. Genel Merkeze polis müdahalesinde gaz ve plastik mermi kullanıldı.
30 Mayıs'a gelene kadar yandaş medyada yönlendirme haberler yapıldı ve en önemli tepki analizi Güvenpark-Anıtkabir yürüyüşünde geldi. On binlerce kişinin Özgür Özel’e destek için Ankara’da toplanması; Özel’in Güvenpark’tan Anıtkabir’e yürümesiyle, arkasından korkusuzca ilerleyen Atatürkçü ve Cumhuriyet ve demokrasi sevdalılarının halk desteği açıkca görünür oldu. Türk Milleti son derece önemli bir mesajı sadece iktidara, bürokrasiye değil aynı zamanda emperyalistlere de verdi. Kemal Kılıçdaroğlu, "Hain" sloganları ile Türk siyaset tarihinin utanç sayfalarına yazıldı ve bu sayfalara destek veren her kesim ciddi yenilgiye uğradı. Stratejik hata yaptılar. Türk Milletini karşılarına aldılar.
HAlktan gelen tepkileri gören "akıl" bu defa Bülent Kuşoğlu’na “devlet aklı” açıklaması yaptırdı. Size bir önceki yazımda bu devlet aklının ne olduğunu yazmıştım. Özgür Özel buna “derin devlete kutsiyet atfediliyor, monarşi tarif ediliyor” diyerek karşılık verdi ve redetti.
Hemen ardından Barrack’ın “güçlü liderlik / Türkiye / Erdoğan / hibrit rejim” açıklaması ve Irak-Suriye-Türkiye eksenli X paylaşımı geldi. Fox News Digital’da Barrack, “peace through strength” çizgisini savundu; Türkiye’yi Erdoğan’ın merkezi liderliği altında istikrar ve bölgesel etki üreten örneklerden biri olarak sundu.
Şimdi siz bu olanlara tesadüf mü diyorsunuz? Gelin size bilimsel analiz yöntemleriyle yaşadıklarımızın tesadüf olmadığını anlatayım
Mesaj analizi
Bu olayların birlikte ürettiği ana mesaj şudur: “Türkiye’de demokratik meşruiyet değil, yeni bir devlet tarifli kapasite; parti iradesi değil, düzen; halk desteği değil, güçlü liderlik belirleyicidir.” Bunu hiç bir Türkiye Cumhuriyeti vatan severi kabul etmez. Birileri "davut kendini avut" misali bize yeni bir rejim dayatıyorken, Güvenpark-Anıtkabir hattında halkın verdiği karşı mesaj ise şudur: “CHP seçmeni liderini mahkeme, polis, eski lider kadrosu veya dış jeopolitik dil üzerinden değil; siyasal mücadele, meşruiyet ve Atatürkçü Cumhuriyet hafızası üzerinden tanımlar.” Bu mesajı ülke içinde ve dışında her kim anlamaz ise bundan sonra verilecek mesajlar çok daha sert olacaktır.
Psikolojik harp açısından okuma
Burada hedeflenen etki dört parçalı görünüyor
Bir: Özgür Özel’in meşruiyetini tartışmalı hâle getirmek.
İki: CHP seçmeninde “devlet böyle istiyor” duygusu yaratmak.
Üç: Kılıçdaroğlu üzerinden parti içinde bölünme üretmek.
Dört: Erdoğan merkezli güçlü liderlik modelini “bölgesel istikrar” diye yeniden paketlemek.
Fakat sonuç ters tepti.
Çünkü Anıtkabir yürüyüşü, seçmenin sadece Özgür Özel’e değil, kurucu Cumhuriyet hafızasına tutunduğunu gösterdi. Anıtkabir burada sıradan bir mekân değil; “parti içi kriz” diye sunulan şeyin aslında “Cumhuriyet meşruiyeti krizi” olarak algılandığını gösteren sembolik merkezdir.
Kontr-espiyonaj yöntem çalışması ile sonuç
Bu tabloda en kritik bulgu şudur:
Operasyonun varsayımı şuydu: “CHP seçmeni yorgundur, bölünür, eski lidere döner, devlet baskısı karşısında geri çekilir.”
Sahada çıkan sonuç ise : “CHP seçmeni Özgür Özel etrafında konsolide oldu; Kılıçdaroğlu hamlesi bölünme değil, tepki üretti; devlet baskısı korku değil, direnç yarattı.” oldu.
Yani psikolojik harekâtın hedeflediği demoralizasyon, tersine mobilizasyon üretti.
Bu sürecin özeti bence şu:
Ne Erdoğan’ın baskı politikaları, ne Kılıçdaroğlu’nun geri dönüş hamlesi, ne yargı-polis müdahalesi, ne de Barrack’ın “güçlü liderlik” jeopolitiği; CHP seçmeninin Özgür Özel’e verdiği desteği azaltabildi. Tam tersine, bu destek artık yalnızca parti liderliği desteği değil, Cumhuriyetçi yurttaşlık refleksine dönüşmüş görünüyor.
ŞİMDİ MESAJLARI İRDELEDİK GELELİM TOM BARRACK GERÇEKTE NE DEDİ MESELESİNE
Şimdi duyguları bir kenara bırakalım ve metne bakalım. Çünkü siyaset biliminde, diplomaside ve istihbarat analizlerinde önemli olan çoğu zaman söylenen şey değil, kullanılan kavramlardır.
Tom Barrack'ın 1 Haziran tarihli paylaşımında geçen bazı ifadeler sıradan diplomatik cümleler değildir.
Barrack şöyle diyor:
"Levant ve Anadolu'yu uzun zamandır inceleyenlerin geleneğinde; Irak, Suriye ve Türkiye, kalıcı bir Ortadoğu istikrarının üzerinde dönmesi gereken stratejik ekseni oluşturmaktadır."
Burada ilk dikkat çeken husus, Türkiye'nin artık yalnızca bir NATO ülkesi veya bağımsız bir ulus devlet olarak değil, Irak ve Suriye ile birlikte aynı stratejik denklem içerisinde tanımlanmasıdır. Bu yaklaşım yeni değildir.
Osmanlı sonrası Ortadoğu'nun yeniden tasarlanmasına ilişkin hemen her büyük jeopolitik projede Mezopotamya-Anadolu hattı merkezi bir yer tutmuştur. Enerji koridorları, su kaynakları, ticaret yolları, göç hareketleri, etnik ve mezhepsel fay hatları, terörle mücadele başlıkları, on yıllardır aynı coğrafi eksende kesişmektedir.
Ancak Barrack'ın paylaşımında asıl dikkat çekici bölüm bundan sonra gelmektedir.
Şöyle devam ediyor:
"Bu üç ülke arasındaki dengenin kurulabilmesi için tek ve tutarlı bir Amerikan temas ve etki noktasına ihtiyaç vardır."
İşte durup düşünmemiz gereken cümle budur. Bir Amerikan büyükelçisi neden "tek ve tutarlı Amerikan etki noktası" ihtiyacından söz etmektedir?
Bu ifade diplomatik ilişkilerden çok, bölgesel mimari tasarımını çağrıştırmaktadır.
Çünkü burada anlatılan şey devletler arası eşit ilişki değil, bölgesel denklemin belirli bir merkezden koordine edilmesi fikridir. Daha da ilginci Barrack bunu; aşiret, mezhep, etnik köken, din,
ulusal farklılıklar gibi unsurların üstünde bir yapı olarak tarif etmektedir.
Bu nedenle metin yalnızca dış politika diliyle değil, güç projeksiyonu diliyle de okunmalıdır.
Paylaşımın son bölümünde ise şu ifade yer almaktadır:
"Farklı iplikleri ortak çıkar ve düzen temelinde tek bir dokuda birleştirmek."
Burada kullanılan "tapestry" yani "dokuma" metaforu niyetlerini açıkca ifade ediyor.
Çünkü dokuma metaforunda her iplik kendi başına değerli değildir. Asıl değer, onları bir araya getiren tasarımın kendisindedir. Dolayısıyla Barrack'ın zihnindeki Ortadoğu tasavvuru; bağımsız aktörlerin oluşturduğu bir sistemden ziyade, merkezî bir stratejik tasarım altında uyumlaştırılmış bir bölgesel düzen fikrine daha yakın görünmektedir. Peki bu neden önemlidir?
Çünkü aynı günlerde Türkiye'de başka bir tartışma yaşanmaktadır.
Bir yanda CHP üzerinde yoğunlaşan baskılar,
bir yanda "devlet aklı" söylemleri,
bir yanda güçlü liderlik vurguları,
diğer yanda ise yüz binlerce yurttaşın Anıtkabir'e yürüyerek verdiği demokratik meşruiyet mesajı.
İşte tam bu noktada Barrack'ın açıklamaları yalnızca dış politikaya ilişkin teknik değerlendirmeler olmaktan çıkmaktadır.
Ortaya daha büyük bir soru çıkmaktadır:
Türkiye'nin geleceği Cumhuriyet bilinci ile egemenliğin halkta olduğu, laik, demokratik, sosyal, hukuk Atatürk Türkiyesinde mi; yoksa dışarının verdiği görevleri yerine getiren güçlü liderler ve onları destekleyen uluslararası güç merkezleri tarafından mı inşa edilecektir?
Cumhuriyet'in kuruluşundan bu yana verilen mücadele aslında bu sorunun etrafında şekillenmiştir.
Bugün yeniden karşımıza çıkan tartışma da özünde aynı tartışmadır.



Yorumlar