top of page

KILIÇDAROĞLU KAYBETMEYE MAHKUM, PEKİ YA KÜRESEL STATÜKO!

  • 4 gün önce
  • 4 dakikada okunur

Değerli Okurlarım, sevgili dostlar, sizler hepiniz artık bir dost oldunuz; tarihe şahitlik eden ve ülkesi için kaygılanan ve ülkesinin iyiliğini isteyen her vatandaş birbirinin dostudur...


Kurban Bayramı öncesi, yeniden, ülkeyi yönettiğini sanan bir akıl, tüm yurt severlere, tüm Atatürk Türkiye'si ve laik, demokratik, sosyal hukuk Türkiye Cumhuriyetinden yana olan halka ve daha çok Atatürkçülere, Dârü’l-harptaymışcasına düşman hukuku uygulamıştır. Bu kavram klasik İslam hukuku terminolojisinde kullanılan bir kavramdır. Kelime anlamı olarak “savaş yurdu” demektir.

Kısaca açıklamak gerekirse:

  • İslam hukukuna göre dünya, bazı fakihler tarafından farklı bölgelere ayrılmıştır.

  • Bu ayrımın bir tarafı dârü’l-İslâm (İslam’ın egemen olduğu yerler), diğer tarafı ise dârü’l-harp olarak adlandırılmıştır.

  • Dârü’l-harp, İslam hukukunun geçerli olmadığı ve Müslümanların güven içinde yaşamadığı veya siyasi hâkimiyetin Müslümanlarda olmadığı bölgeler için kullanılan bir terimdir.

Ancak önemli bir nokta: Bu kavram tarihsel ve teorik bir sınıflandırmadır. Günümüzde modern uluslararası hukuk, devlet sistemi ve vatandaşlık kavramları geliştiği için, bu tür ayrımlar çoğu çağdaş İslam hukukçusu tarafından aynı şekilde uygulanmaz ya da farklı şekillerde yorumlanır.


Türkiye Cumhuriyeti 1923 de kurulduğunda, emperyalist güçlerin, Osmanlı tebaası halkı kurulan Cumhuriyete karşı ayaklandırmak için kullandığı kavramlardan bir tanesi de "Dârü’l-harp", İmparatorluk geleneğinden gelen toplumların en büyük morfini "din" olagelmiştir. Osmanlı imparatorluğunun bir "millet" kavramı olamadığından dayandığı temel güç "hanedanlık, halifelik, din ve tebaa" kavramı olmuştur. 20.yy ile Osmanlının kaybetmesinin altında yatan temel nedenler de bunlardır. Çağdaşlaşamayan, özgürleşemeyen, Türk toplum yapısını tanımayan, ahlaki vicdan çöküşü yaşayan, sanayi devrimini gerçekleştiremeyen bir yönetim yapısı için "kaybetmek" kaçınılmazdı. Nitekim kaybettiler ve modern, ahlaki, vicdani, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti böylece kuruldu ve egemenlik "Kayıtsız Şartsız" millete geçmesi için yeni bir rejim doğdu. Bu rejim elbette hem dışardan hem içeriden darbeler aldı. Almasına rağmen 100 yıllık artı ve eksilerine rağmen güçlü bir laik, demokratik, sosyal hukuk Atatürk Türkiye'si kuruldu yaşatılmaya çalışıldı. 1950lerden beri Türkiye gerçek anlamda demokratikleşemedi çünkü gerçek anlamda laikleşmeyen, hukuk devleti olmayan ve sosyal adaletin yaygınlaştırılamadığı toplumlarda demokrasinin gelişip ilerlemesi de mümkün değildir. Buna rağmen, Türk Milleti, farklı etnik, mezhep, dinsel ve coğrafi yapılarına rağmen tek bir konuda asla taviz vermedi: "Seçme ve seçilme hakkı", "anayasal vatandaşlık ve Türk Milleti altında bir olma duygusundan...


Türk siyaseti, askerler, toprak ağaları, sermaye güçlerince domine edildi. Her zaman. Topak reformunun asla gerçekleştirilememesi bundandır. Dinin bu kadar siyaseti şekillendirmesine izin verilmesi bundandır. Halkın hiç birr zaman gerçek anlamda "egemen" olamaması bundandır.


"Domine" kelimesini bu yüzden kullandım. Domine Latince bir kelimedir ve “Efendim”, “Rabbim”, “Lord” anlamlarına gelir.

Kökeni:

  • Dominus = efendi, sahip, rab

  • Domine = bu kelimenin hitap hâli (vocative), yani birine seslenirken kullanılır.

Özellikle Hristiyanlıkta ve kilise ilahilerinde sık geçer:

  • Domine, miserere nobis → "Rabbim, bize merhamet et."

  • Domine Deus → "Rab Tanrı."

  • Domine, quo vadis? → "Efendim/Rabbim, nereye gidiyorsun?"

Günümüzde İngilizcedeki Lord veya Türkçedeki Rabbim, Efendim karşılığına en yakın anlamdadır.


Toplumun efendileri, milletin "efendi" olmasını asla istememişlerdir. Türkçede kullanılan şekliyle "domine etmek", Fransızca dominer ve İngilizce dominate fiilinden gelir. Anlamı:

  • Egemen olmak

  • Baskın çıkmak

  • Kontrolü elinde tutmak

  • Üstünlük kurmak

  • Belirleyici olmak

Sosyoloji ve siyaset biliminde ise "domine etmek", bir grubun, sınıfın veya iktidarın diğerleri üzerinde hegemonya kurması, davranışları ve kararları yönlendirmesi anlamında kullanılabilir. Bu kullanım, Antonio Gramsci'nin hegemonya kavramıyla da ilişkilendirilebilir.


Kısacası, günlük dilde "üstünlük kurmak, hâkim olmak" anlamına gelir.


1950'lerden beri Türk Milletine üstünlük kurmak, kontrolü elinde tutmak isteyenler olagelmiştir. Ancak ilk kez, bu akıl ve şimdinin yönetimi, Atatürkçülere, laik, demokratik sosyal hukuk Türkiye cumhuriyetinden yana olanlara Dârü’l-harp yöntemi ile mücadele etmektedirler. Kurban Bayramı öncesine arifeden 2 gün öncesine Türkiye Cumhuriyetinin kurtuluş ve kuruluş partisine, CHP'ye yapılan, 100 yıllık bir Cumhuriyet partisine yapılan hukuksuz ve anayasaya aykırı "butlan" atamasının başka hiç bir açıklaması olamaz. Beklemelerini, bayramın huzur içinde geçmesinin önünde ne gibi bir aciliyet vardı ki, darulharp ilan ettiler? Kim istedi, neden istedi?


Cumhuriyet Halk Partisinin başına iktidarca atanan eski emekli CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu sadece siyaseten değil, siyaset tarihinden silinmiş bir isim olarak, böylesine bir saldırının aparatı neden olmuştur? Bu neden "kişisel hırs" ile tanımlanamayacak kadar önemlidir.


Değerli okurlarım, yaşananlar elbette kabul edilemez, çok ağır ve üzüntü vericidir. Ağlayan, öfkelenen milyonlarca vatandaşımız son derece haklıdır. Öfkeleri devam etmelidir. Ancak bu öfke akılcı, soru soran, ezberler üzerine inşa edilmiş öfke olmamalıdır. Öfkeleri hiddetli ve durdurulamaz olmalıdır ama yıkıcı değil. Gözünden yaşlar dinmeyen Cumhuriyet Halk Partili seçmene ve tabana sesleniyorum. Sil yaşlarını, dinsin bu acı, çünkü yetiştik biz...kim bu "BİZ" siz ben o bu şu tüm milletin fertleri...Kahkahalar atma vaktidir! Öfkemizi haykırma vaktidir! Bir olmak vaktidir. Dahası ülkemize, milletimize, CHPye, SEÇİLMİŞ GENEL BAŞKANI Sayın ÖZGÜR ÖZELE sahip çıkma vaktidir.


Dostlarım, sizden ricam, biliyorum beni okuyanlar az, hatta okumaya başlayanlar da bir iki paragraf sonra okumayı da bırakıyorlar, yazılarımı geniş kitlelere ulaştırmaktan üşeniyorlar, olsun 50 kişi okuyup paylaşsa yeter; madem görsel ve video daha çok ilginizi çekiyor, sizlerden ricam https://www.youtube.com/watch?v=zooGdqJ2wRE&t=210s linkinden Siyasi tarihçi, araştırmacı yazar BARIŞ ZEREN'in Türkiye'de Siyaseti toplumsuzlaştırma hamlesini 12 Eylülden itibaren nasıl yapıldığını anlamanız açısından şiddetle tavsiye ederim.


Dostlarım, Barış Zeren'in siyasi tarih analizi yaşadıklarımızı, bir kişiye veya bir partiye suç bulmadan anlamamız için önemli. Bu analizi özellikle CHP seçilmiş kadrolarına yani Sayın Özgür Özel ve kadrolarına iletmek isterim. Taban, halk, millet doğru yönetilirse, "aldatılmışlık ve yarı yolda bırakılmışlık" duygusu giderilir ise, geleceği inşa etmeye hazırdır. Gizli hesaplarla hareket eden, kendi çıkar ve menfaatleri için siyaset yapan tüm siyasetçiler deşifre edilmelidir.


Sayın Özgür Özel, bir vatandaş olarak, CHPli bir seçmen olarak sizden rica ediyorum; açık ve net olarak bu müesses nizamı halka anlayacağı şekilde anlatınız, anlamaya, öğrenmeye hazırdır bu millet. Ayrıca tarihi özeleştiri ile bunun sadece CHP kadrolarının sorunu değil tüm siyasi partilerin ve bürokrasinin bir sorunu olduğunu bu halka anlatınız. Yanlış kadroların Türkiyeyi getirdiği bu noktanın asıl nedenini anlatınız. Bu tavsiyelerim bu gün bir siyasi parti oyu ortalaması kadr olan "KARARSIZ SEÇMENİ" de kazanmanızı sağlayacaktır. Bunları neden yazdım: Kemal Kılıçdaroğlu bitmiş bir siyasetçidir. Bitmiş bir siyasetçi ve onun arkasındakilere ayıracak enerjimiz, isteğimiz ne sizin ne de bizim bulunmamaktadır. Sayın özel arkanıza aldığınız bu rüzgarı, sele, denizlere çevirmek sizin ve kadrolarınızın elinde. Bu rüzgara, sele, denizlere dayanabilecek hiç bir iç veya dış güç yoktur. Bizzat gözlerimle şahit oldum, kulaklarımla duydum, içinde yaşadım o rüzgarın, selin, denizlerin...Halk "değişim" istemekte; sadece CHP de değil, tüm siyasette, Türkiye'de ve hatta coğrafyada. Bu değişimi tek başınıza yapmanız elbette beklenemez. Halk, millet hazırdır, doğru kadrolarla değişim mümkündür. Yolunuz açık olsun...açık olsun ki, Türkiye'nin yolu, geleceği açık olsun.



 
 
 

Yorumlar


didem Fotoğraf 1_edited.jpg

Merhaba, uğradığınız için teşekkürler!
Hi, thanks for stopping by!

Paylaşımlardan haber almak için

Let the posts come to you

  • Facebook
  • Instagram
  • Twitter
  • Pinterest

Benimle iletişime geçmek için/
Let me know what's on your mind

GÜNDELİK DERİNLİK    DEEPLY DAİLY

bottom of page