Bülent Kuşoğlu Aslında Ne Dedi: Devlet Aklı Diye Bir Şey Yok
- 2 gün önce
- 4 dakikada okunur
Değerli okurlarım,
Bülent Kuşoğlu'nun 1 Haziran'da T24'te Cansu Çamlıbel'e verdiği röportajı dünden beri tartışılıyor. Siyasetçiler, gazeteciler, akademisyenler ve sosyal medya kullanıcıları, Kuşoğlu'nun özellikle "devlet aklı" vurgusu üzerinde duruyor. Kimileri bu açıklamaları Türkiye'nin geleceğine ilişkin önemli bir kulis bilgisi olarak okurken, kimileri ise siyasetin çözümsüz kaldığı her noktada başvurulan eski bir ezberin yeniden sahneye sürülmesi olarak görüyor.
Dün Instagram hesabımda kısa bir değerlendirme yaparak Türkiye'de aslında bağımsız ve kurumsal bir "devlet aklı" bulunmadığını anlatmaya çalıştım. Ancak ardından aklıma son yirmi otuz yılda farklı siyasi çevrelerden duyduğumuz benzer söylemler geldi. Kimi zaman ulusalcılar, kimi zaman muhafazakâr milliyetçiler, kimi zaman da iktidar çevreleri; yaşanan her kritik gelişmeyi açıklamak için görünmez bir üst akla, her şeyi planlayan gizemli bir merkeze işaret etti.
Oysa burada sorulması gereken temel soru şudur:
Eğer gerçekten her şeyi önceden gören, devletin uzun vadeli çıkarlarını koruyan, toplumu krizlerden uzak tutan üstün bir "devlet aklı" varsa; Türkiye neden son yetmiş yıldır darbeler, muhtıralar, ekonomik krizler, terör, kutuplaşma, kurumsal çürüme, hukuk krizleri ve toplumsal travmalar arasında savrulup durmaktadır?
Bana göre Türkiye'nin temel sorunu, çok güçlü bir devlet aklının varlığı değil; tam tersine, Anayasanın, hukukun, kurumsal aklın, liyakatin ve demokratik denetimin yıllardır aşınmış olmasıdır.
Özetle Türkiye'de bir devlet aklı yoktur.
Ama gelin önce, ben size Bülent Kuşoğlu'nun aslında ne dediğini ve söylediği argümanlara neden en net cevabı Sayın Özgür Özel'in verdiğini anlatayım.
Önce konuşanın kim olduğuna bakalım
Cansu Çamlıbel, röportajın girişinde Bülent Kuşoğlu'nu okurlarına tanıtıyor ve özellikle bir ayrıntının altını çiziyor: "Kemal Kılıçdaroğlu'nun en az 45 yıllık yol arkadaşı."Bu cümle önemlidir. Çünkü bu röportajı sıradan bir CHP milletvekili vermedi. Parti yönetiminden uzaklaşmış herhangi bir eski siyasetçi de vermedi. Bu röportajı veren kişi, Kemal Kılıçdaroğlu'nun onlarca yıllık en yakın siyasi yol arkadaşlarından biridir. Dahası, Kuşoğlu'nun siyasal geçmişine baktığımızda klasik CHP geleneğinden gelmediğini de görüyoruz. DYP, Demokrat Parti ve Abdüllatif Şener'in Türkiye Partisi deneyimlerinden sonra 2010 yılında Kemal Kılıçdaroğlu'nun CHP Genel Başkanı olmasıyla birlikte CHP'ye katılıyor. Bu sürece baktığımızda, Türkiye'de "devlet aklı/derin devlet" anlatısını kurgulayan bir kesimden geldiğini görürüz, muhafazakar milliyetçiler, ulusalcılar, sağcılar bayılırlar bu literatüre. Çünkü başka literatürleri olamayacak kadar derin bakış açısına sahip değillerdir.
Röportajda herkesin bildiği ve asıl dikkat çeken pozisyon şudur: Kuşoğlu yalnızca bir siyasi analiz yapmıyor, aslında birlikte durdukları bir siyasi pozisyonu tarif ediyor. Ve bu pozisyonun merkezinde de şu cümle yer alıyor:"Devlet aklı bir şeyler kurguluyor." Benim de içimden şu soruyu sormak geliyor? "Hangi devlet aklı" "Devlet kim"
"Devlet aklı" (raison d'État) denilen şey, devletin varlığını, güvenliğini ve devamlılığını korumayı en yüksek öncelik olarak gören siyaset anlayışıdır.
Bu kavramın ülkelerin demokratik gelişmişlik düzeyine göre veya rejim türüne göre iki farklı kullanımı vardır:
1. Demokratik devletlerde devlet aklı denilen şey
Kurumların sürekliliğini korur. Kurumların siyasallaşmasının önüne geçer
Kişilere değil teammülere bağlıdır.
Uzun vadeli ulusal çıkarları gözetir.
Anayasa ve hukuk sınırları içinde çalışır.
2. Otoriter sistemlerde devlet aklı denilen kavram
Hukuksuzlukları meşrulaştırmak,
Hesap vermemeyi normalleştirmek,
Derin ve denetimsiz güç odaklarını korumak, müesses çıkar guruplarını korumak için kullanılabilir.
Bu durumda şu tür ifadeler duyarız: "Devletin bildiği vardır., "Her şeyi açıklayamayız.""Devletin yüksek menfaatleri için." "Devletin Bekaası için" "Sözkonusu vatansa gerisi teferruattır" gibi liyakatın, hukukun, etik değerlerin kullanmayacığı ifadelerdir. Bu yaklaşım demokratik hukuk devleti açısından tartışmalıdır çünkü devlet aklının sınırlarını denetlenemediği yerde mafya, çıkar odakları büyür; hukuk ve anayasa ortadan kalkar. Demokratik bakış açısından temel soru şudur: Devlet aklı hukukun üstünde midir?
Modern anayasal demokrasilerin cevabı nettir: Hayır.
Devletin uzun vadeli çıkarları gözetilebilir; ancak nihai meşruiyet kaynağı anayasa, hukuk ve halk egemenliğidir.
Bu nedenle günümüzde birçok siyaset bilimci "devlet aklı" yerine kurumsal akıl, stratejik devlet kapasitesi veya kamu yararı odaklı yönetişim gibi kavramları tercih etmektedir.
Şimdi gelin bir de bize, Türkiye'ye bakalım
"Devlet Aklı Varsa, Bu Felaketleri Kim Üretti?"
ve kronolojik olarak:
1955 6-7 Eylül Olayları
1960 Darbesi
1971 Muhtırası
1978 Maraş Katliamı, Sivas Katliamı
1980 Darbesi
Susurluk
faili meçhuller
28 Şubat
Atatürkçü aydınların, Uğur Mumcu, Bahriye Üçok gibi nicelerin suikastleri
Ergenekon/Balyoz Kumpas Davaları
Dönemin, FETÖ'cü Savcı Zekeriya Öz'e verilen destek ve iktidar koruması
FETÖ'nün devlet içine yerleşmesi/yerleştirilmesi: "Ne istediniz de vermedik" ifadesi
15 Temmuz İslamcı FETÖ darbe girişimi
Tüm kurumlara cemaat ve tarikatler ve bağlı oldukları vakıfların hakimiyeti
Deprem yönetimi
tam üç kez yolsuzluk ve kara para nedeniyle "gri listeye" giren bir yönetim
Ekonomik adaletsizlik ve enflasyon
Toplumsal kutuplaşma
Kurumsal çöküş ve liyakat kaybı
örneklerini kullanarak şu tezi geliştirebilirsiniz:Eğer bütün bunlar "devlet aklı"nın ürünü ise ortada övünülecek bir başarı hikâyesi değil, devasa bir başarısızlık hikâyesi vardır. Eğer bunlar devlet aklının dışında gerçekleştiyse, o zaman da ortada iddia edildiği gibi her şeyi kontrol eden bir devlet aklı yoktur.
Olmadığının en ispatlı göstergelerinden en belirgin olan delile gelelim: Bugün ABD/TRUMP'ın Büyük elçi diye atadağı Barrack; Ankara, Şam, Bağdat, üçgenini aynı anda yöneten tek Amerikan temsilcisi konumuna geldi. Bu, Trump yönetiminin Türkiye'yi Suriye-Irak denkleminin merkezindeki ülkelerden biri olarak gördüğüne işaret ediyor. Bu adam bir diplomat, siyaset bilimci değil, bildiğiniz küresel sermaye baronu ve devletin en üst seviye temsil edildiği bir toplantıda "Türkiye'nin meşruti monarşi ile yönetilmesi" gerektiğini dikte ediyor. Bir devlet aklı olsa bu adam böyle konuşabilir miydi? Konuşabiliyorsa, Bülent Kuşoğlunun bahsettiği devlet aklının hedefi nedir?
Barrack'ın yetkileri, bölgesel görev alanı Türkiye + Suriye + Irak ekseninde genişletildi ise Kuşoğlunun güvendiği o devlet aklı demek ki çok başarısız.
Özgür ÖZEL'in ÖNEMLİ ÇIKIŞI
Bülent Kuşoğluna ve dayandığı siyaset anlayışına en güzel cevabı Cumhuriyet Halk Partisi Seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel verdi: Kuşoğlu'nun Türk Milletine layık gördüğü, biçtiği gömlek, tarif ettiği rejim ve siyaset modelinde görünmez bir irade var; buna devlet aklı diyor. Bu akıl; Milletin iradesinden üstün, parlamentodan üstün, legal siyaset alanından üstün bir mekanizma...Destdurr.
Eğer ülkeyi asıl yöneten seçilmiş siyasetçiler değil de görünmez bir devlet aklıysa, o zaman seçimlerin anlamı var? Parlamentonun anlamı nedir? Siyasi partilerin anlamı nedir?
Hatta halk egemenliğinin anlamı nedir? Tüm bunları yok sayan yani "egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" şiarından vaz geçmenin altında yatan asıl amaç nedir?
Bu nedenle Özgür Özel'in "Bu bir monarşi tarifidir" çıkışı, aslında röportajın özüne verilmiş en kısa ve en doğru cevaptır. Çünkü demokratik rejimlerde devlet aklı diye millet iradesinin üzerinde konumlanmış gizli bir otorite olamaz. Varsa bunun adı demokrasi değil, vesayettir. Dahası bu vesayet hangi emperyal güçlere hizmet etmektedir?
Ve Türkiye'nin son yetmiş yılı tam da bu vesayet tartışmalarıyla geçmiştir. Artık yeter! Müesses nizamın içindeki sermaye, küresel güçler, bürokrasi, siyasetçi, asker, savunma sanayisi, ilaç sanayisi, inşaat sektörü, madencilik sektörü ve enerji sektörü, mafya, AVM sektörü, para baronları, yargı bürokrasisi, medya kuruluşları, cemaat ve tarikatler Türk Milletinden üstün veya daha zeki, daha akıllı değillerdir. Türk Milletinin "aklı" tarihi ve Atatürk ilke ve devrimleri ışığında laik demokratik sosyal hukuk parlamenter rejimidir. Atatürk Anayasasıdır.




Yorumlar