top of page

Bir Düğmeye Bakan Savaşlardan Tarihi Kırılmalar

  • Yazarın fotoğrafı: Didem Öneş
    Didem Öneş
  • 16 Ara 2025
  • 6 dakikada okunur

Dün akşam 15 Aralık 2025, Ukrayna Güvenlik Servisi, sualtı Sub Sea Baby insansız hava araçlarının Rusya'nın Novorossiysk deniz üssüne saldırdığını ve Kalibr seyir füzeleri taşıyan Project 636.3 Kilo sınıfı bir denizaltıyı devre dışı bıraktığını açıkladı.

Savunma ve savaş algoritmalarında yeni bir gelişme olarak ilk kez böyle bir saldırı düzenlendiğini gördük.


Yine bir kaç gün öncesinde, Karadeniz güvenliği açısından bir eşik anı olarak kayda geçen, 12–13 Aralık 2025 tarihlerinde Rusya’nın Ukrayna limanlarına yönelik hava ve insansız sistem saldırıları sırasında, Türk şirketlerine ait ticari gemiler doğrudan hedef alındı ve sivil deniz ticareti fiilen savaş alanına çekildi; aslında bu olanlar Türkiye'ye açık bir mesajdı.

Haber ajansları ve Reuters, Odessa ve Çornomorsk limanlarına yönelik saldırılarda Türk bağlantılı birden fazla geminin hasar gördüğünü; bunlardan biride de yangın çıktığını doğruladı. Bu saldırılar, Karadeniz’de sivil deniz trafiğinin artık ayrım gözetilmeksizin hedef olabildiğini göstermiştir.


Yine 15 Aralık günü, Türk Hava Kuvvetleri, Karadeniz üzerinde Türk hava sahasına yaklaşan kimliği belirsiz bir insansız hava aracını F-16 savaş uçağıyla düşürdüğünü resmî olarak açıkladı. Bu olay, Türkiye’nin hava sahası ihlallerine karşı angajman kurallarını fiilen uyguladığını ve Karadeniz’deki çatışma dinamiğinin doğrudan Türkiye’nin güvenlik alanına temas ettiğini gösterdi (Associated Press).


Bu gelişmelere bakınca ortaya çıkan tablo nettir:

Karadeniz artık yalnızca bölgesel bir çatışma alanı değil, küresel güç mimarisinin yeniden şekillendiği bir alan hâline gelmiştir. Sivil ticaret deniz kuralları, hava sahası egemenliği ve denizaltı caydırıcılığı kuralları aynı zaman diliminde ihlal edilmiş; klasik ittifak, güvenlik ve güç dengesi varsayımları fiilen aşınmıştır.


Tam da bu nedenle, küresel güç mimarisinin yeniden tasarımını ele alan karşılaştırmalı analizlere, senaryolara, soyut bir teori olarak değil, Karadeniz’de yaşanan bu somut, tarihli ve doğrulanmış olayların zorunlu kıldığı stratejik bir okuma ile yeniden yaklaşmamız gerekir.


Daha önceki yazılarımda, coğrafyamızdaki, Karadeniz'deki, Doğu Akdenizdeki stratejik gelişmelere, olası senaryolara teoriler üretmiş, gelişmelere değinmiştim. Bu gün, kendi coğrafyamızdaki küresel güç dengelerini de etkileyen, yeni olası küresel güç oluşumlarından da bahsetmek isterim. Henüz senaryo olan bu güç birliklerinin çok yakın bir gelecekte, bizi de etkileyebileceği somut verilerdir.


Tasarımda olan Yeni Küresel Güç Mimarisi Alanları


Soğuk Savaş sonrası dönemde G7 ve AB merkezli liberal uluslararası düzen, 2008 küresel krizinden itibaren yapısal bir aşınma sürecine girdi. 2010san itibaren de yeni bir dünyanın tasarımı hız kazandı. Tüm ülkelerde bu tasarımlara yeni stratejiler geliştirildiği bir dönemde ABD iç siyasetinde yükselen “yük paylaşımı” ve “verimlilik” söylemleri, klasik transatlantik ittifakların sorgulanmasına yol açtı. Trump iktidarları döneminde artık sorgulama faslından çıkılıp aksiyon dönemine geçildi. Trump Yönetimiyle, iki alternatif güç mimarisi senaryolarına çalışılmaya başlandı. Bunlar;

(1) C5 (Core Five) denilen güç birligi: ABD, Çin, Rusya, Hindistan, Japonya

(2) Anglo-Pasifik Çekirdek Bloku güç birliği: ABD, Japonya, Güney Kore, Kanada, Avustralya


Bunların ne olduğu konusunda bir fikri olmayan okuyucular için çok basit şekli ile:


C5 (Core Five) Nedir?

C5 modeli, değerler yerine çıplak güç kapasitesini esas alan bir küresel yönetişim fikridir. Liberal kurumsalcılıktan ziyade realist ve neo-realist bir dünya görüşüne dayanır.

Temel varsayımı:

Küresel düzen, normlarla değil; nüfus, askerî kapasite, enerji, üretim ve nükleer caydırıcılıkla şekillenir.


Anglo-Pasifik Çekirdek Bloku Nedir?

ABD, Japonya, Güney Kore, Kanada ve Avustralya’dan oluşan yapı ise liberal-demokratik benzerlik, yüksek kurumsal uyum ve Çin’e karşı çevreleme (containment) mantığına dayanır.

Bu yapı:

NATO’nun Asya-Pasifik uzantısı gibi işler; QUAD ve AUKUS mantığının daha bir ekonomik–stratejik versiyonudur.

QUAD nedir?

QUAD (Dörtlü Güvenlik Diyaloğu), ABD, Japonya, Hindistan ve Avustralya arasında kurulmuş bir işbirliği mekanizmasıdır.

Amacı; Çin’in Asya-Pasifik’te artan askerî ve ekonomik etkisini dengelemek, deniz güvenliği, serbest ticaret yolları ve bölgesel istikrarı korumaktır. Askerî ittifak değildir; güvenlik, savunma koordinasyonu ve stratejik işbirliği platformudur.


AUKUS nedir?

AUKUS ise ABD, Birleşik Krallık ve Avustralya arasında kurulmuş daha sert ve askerî ağırlıklı bir güvenlik anlaşmasıdır.

En bilinen yönü, Avustralya’ya nükleer tahrikli denizaltı teknolojisi verilmesini içermesidir. Amacı; Çin’e karşı askerî caydırıcılığı artırmak ve Hint-Pasifik’te güç dengesini korumaktır.


Bu Yapılar İçin Yapacağım Analitik yorum şöyledir:

C5, “kaos yönetimi” modelidir. Anglo-Pasifik yapı ise “blok içi disiplin” üretmeyi amaçlar.


Peki bu iki yeni küresel yapı senaryosu mümkün müdür? Gelin bir de buraya bakalım:


*C5’in Yapısal Sorunları

  • ABD–Çin stratejik rekabeti

  • Rusya’nın sistem dışı konumu

  • Hindistan’ın bağlantısızlık refleksi

  • Japonya’nın Rusya ve Çin ile tarihsel sorunları

Yani, C5 teorik olarak güçlü, pratikte ise son derece kırılgan bir güç mimarisi.


*Anglo-Pasifik Blokunun Avantajları

  • Yüksek siyasi uyum

  • Ortak tehdit algısı (Çin)

  • Teknoloji, savunma ve istihbarat entegrasyonu

  • ABD liderliğine itiraz yok

Bu yapı kısa–orta vadede uygulanabilir ve işlevseldir.


Güç Kapasitesi Karşılaştırması

* Askerî Güç

Askerî kapasite açısından bakıldığında;

C5 modeli nükleer silahlanma ve konvansiyonel askerî güç bakımından en yüksek toplam potansiyele sahiptir. ABD, Çin ve Rusya’nın sahip olduğu nükleer cephanelikler ile geniş ölçekli konvansiyonel kuvvetler, bu yapıyı sayısal ve fiziksel güç bakımından üstün kılmaktadır. Ancak bu üstünlük, stratejik uyumdan yoksun, çıkarları birbirleriyle çelişen aktörlerden oluştuğu için dengesiz bir caydırıcılık üretmektedir.


Anglo-Pasifik çekirdek bloku ise nükleer kapasite açısından C5 kadar geniş olmasa da, ABD’nin nükleer şemsiyesi altında yüksek ve etkili bir caydırıcılık sağlamaktadır. Japonya, Güney Kore, Kanada ve Avustralya’nın gelişmiş konvansiyonel kuvvetleri; ortak doktrinler, müşterek tatbikatlar ve ileri teknoloji entegrasyonu sayesinde koordineli ve işlevsel bir askerî güç ortaya çıkarmaktadır.


Bu yeni küresel güç senaryolarını AB ve Doğu Avrupa güç dengeleri ile kıyaslayacak olursak: Avrupa Birliği ve Doğu Avrupa, askerî güç açısından daha parçalı ve sınırlı bir görünüm sergilemektedir. Nükleer kapasite büyük ölçüde Fransa ile sınırlı; konvansiyonel kuvvetler ise ulusal ordular arasında dağılmış durumdadır. Bu yapı, caydırıcılık bakımından ABD ve NATO güvenlik şemsiyesine bağımlı bir pozisyonda bulunmaktadır.


*Ekonomik Güç (GSYH, Teknoloji, Ticaret)

Ekonomik güç açısından değerlendirirsek, C5 ülkeleri toplam gayrisafi yurt içi hasıla bakımından son derece yüksek bir kapasiteyi temsil eder. ABD ve Çin’in küresel ekonomik ağırlığına Hindistan’ın demografik ve üretim potansiyeli ile Japonya’nın sanayi gücü eklendiğinde ciddi bir küresel güç oluşur. Ancak bu ekonomik büyüklük, teknoloji ve finans alanlarında asimetrik ve dağınık bir yapı arz etmekte; ortak bir ekonomik yönetişim mekanizması üretilmesi şimdilik mümkün değildir.


Anglo-Pasifik bloku, toplam GSYH bakımından yüksek bir kapasiteye sahip olmakla birlikte, asıl gücünü yüksek teknoloji, inovasyon ve stratejik sektörlerdeki yoğunlaşmadan alacaktır. Yarı iletkenler, savunma sanayi, yapay zekâ ve ileri üretim alanlarında güçlü bir entegrasyon söz konusu olur ki, finansal yapı büyük ölçüde ABD merkezli olup, dolar sistemi üzerinden işlerlik kazanması olasıdır.


Peki hali hazırda var olan bir güç olarak Avrupa Birliği ile kıyaslarsak bu yeni küresel senaryoları AB ne durumda? Toplam ekonomik büyüklük açısından hâlen küresel ölçekte güçlü bir aktör olmasına rağmen, ağır regülasyonlar ve karar alma yavaşlığı nedeniyle teknolojik atılımlarda geride kalma riski taşımaktadır. Euro, önemli bir rezerv para olmayı sürdürse de; mali birlik eksikliği, borç krizleri ve üye ülkeler arasındaki ekonomik farklılıklar nedeniyle kırılgan bir finansal yapı sergilemektedir.

Avrupa Birliği ve Doğu Avrupa ile Karşılaştırdığımızda

AB’nin Yapısal Zafiyetleri şunlardır:

  • Oybirliği sistemi

  • Stratejik karar alma yavaşlığı

  • Savunmada ABD bağımlılığı

  • Doğu Avrupa–Batı Avrupa çıkar ayrışması

  • Bu arada Doğu Avrupa’nın Konumu, güvenlikte ABD’ye mutlak bağımlılık gerektirmekte

ve AB içinde askerî değil, siyasi ağırlık olarak varlar ve Rus tehdidi nedeniyle otonomi zayıf durumda

Özetle; AB, normatif güç olarak güçlü; sert güç üretme kapasitesi ise sınırlıdır.

Bu nedenle yeni küresel blok tartışmalarında dışlanan aktör konumuna düşme riski taşımaktadır.


Şimdi, var olan düzen ile olası yeni küresel güçlere bakacak olursak:


1.C5, küresel düzenin “kontrollü kaos” versiyonudur; istikrar değil, çatışma yönetimi üretir.


2. Anglo-Pasifik Bloku, Çin’e karşı fiilî cepheleşmenin ekonomik ve askerî altyapısını kurar.


3. AB, bu iki model arasında karar veremeyen, reaksiyoner bir aktöre dönüşme riski taşır.


4. Doğu Avrupa, bu süreçte özne değil; güvenlik tüketicisi olarak kalır.


Bu senaryoların Türkiye Açısından önemine değinirsek


Türkiye’nin mevcut konumu, ne C5 benzeri bir büyük güç çekirdeğine kurumsal olarak eklemlenmesine ne de Anglo-Pasifik merkezli bloklaşmada doğrudan bir rol üstlenmesine imkân tanımaktadır. C5, yüksek kurumsal uyum, stratejik istikrar ve öngörülebilirlik gerektiren bir yapı değildir; ancak Türkiye’nin mevcut dış politika pratikleri ve iç siyasal karar alma mekanizmaları bu tür bir güç dengelemesinde güvenilir ve istikrarlı bir aktör profili üretmemektedir. Anglo-Pasifik blokta ise Türkiye, coğrafi, stratejik ve kurumsal olarak zaten yer almamaktadır.


Avrupa Birliği bağlamında ise Türkiye fiilen tam dışlanmış bir konumdadır. Bu dışlanma yalnızca AB’nin tercihlerinden değil, Türkiye’de son yıllarda kurumsallaşan partili yönetim pratiğinden, hukuk devleti ilkesinin aşınmasından ve dış politikada tutarlılığın kaybolmasından kaynaklanmaktadır.


Bu tablo dikkate alındığında, Türkiye için teorik olarak önereceğim “çoklu dengeleme” ve “otonom kapasite inşası” stratejisi, mevcut siyasal yapı altında uygulanabilir değildir.


Hâlihazırdaki Cumhur İttifakı; AKP–MHP ekseni, buna eklemlenen DEM çizgisiyle yürütülen geçici ve araçsal işbirlikleri ile Avrasyacı–Vatan Partili ulusalcı çevrelerin etkisi altında, Türkiye’yi kurumsal olarak öngörülemez, stratejik olarak savrulan ve uluslararası sistemde güvenilirliği zayıflamış bir aktör hâline getirmiştir.


Bu nedenle Türkiye’nin küresel güç mimarisinde rasyonel, dengeleyici ve otonom bir pozisyon alabilmesi, mevcut iktidar kombinasyonlarıyla mümkün değildir. Çoklu dengeleme stratejisinin ve gerçek bir stratejik otonominin ön koşulu, kurumsal aklı yeniden inşa edecek, dış politikayı ideolojik savrulmalardan arındıracak ve Türkiye’yi yeniden saygın bir devlet aktörü hâline getirecek yeni bir siyasal iktidarın kurulması gerektiğine inanlardanım.


TÜRKİYE'NİN KÜRESEL GÜÇ DENGELERİNDE OLMASİ GEREKEN ÖNCELİKLERİ


Türkiye’nin “yeri”ni bir blok adıyla değil, hangi tür güç mimarisinde hangi işlevi üstleneceğiyle tarif etmek daha doğru olacaktır. Çünkü Türkiye, coğrafyası gereği “tek eksenli” bir ülke olamaz; çok eksenli bir düğüm noktasıdır ülkemiz. Bu yüzden hedef, bir bloğun “uç karakolu” veya " kullanılan ülke" olmak değil; kendi coğrafyasında, bilimde, sanatta gelişen, üniter bir dengeli yapıda, demokratik, hukuk ve laik bir ülke olmasıyla, coğrafyası dışında ise seçici ortak olabilme yetisinde gelişmesi önemlidir. Bu da şimdiki iktidarın ARAP, KÜRT, TÜRK çok kültürlü, federatif yeni osmanlıcılık rüyalarıyla inşa etmek istediği yeni sosyolojik yapısı ile mümkün değildir. Böyle bir yapıdan ne bilimsel, ne teknolojik, ne de ekonomik güç üretimi mümkün değildir. Olması gereken laik, çağdaş, sosyal demokratik hukuk rejimin biran önce inşasıdır.




 
 
 

Yorumlar


didem Fotoğraf 1_edited.jpg

Merhaba, uğradığınız için teşekkürler!
Hi, thanks for stopping by!

Paylaşımlardan haber almak için

Let the posts come to you

  • Facebook
  • Instagram
  • Twitter
  • Pinterest

Benimle iletişime geçmek için/
Let me know what's on your mind

GÜNDELİK DERİNLİK    DEEPLY DAİLY

bottom of page