İstiklal Marşımızın Kabulü Etkinliğinde ARAPÇA Resmi Dil mi İlan Edildi?
- 2 saat önce
- 5 dakikada okunur
Değerli okurlarım,
Ülkemizin semalarında üçüncü balistik füze yine bir NATO müttefikliği çerçevesince bizzat NATO askeri unsurlarınca havada imha edildi. Ülke topraklarımıza, yine imha edilen füzeden parçalar düştü.
Bunlar olacak ve bu bölge şekillendirmesi, BOP ve Genişletilmiş Afrika-Kafkaslar Projesinin, bölge ülkelere yerleştirilmiş din referanslı iktidarlarının eş başkanlarınca da, toplumları şekillendirmeye alıştırmak için kurgulanmaya devam edecek. Yaşananlar yalnızca sınırları değil; toplumların zihinsel ve kültürel iklimini de yeniden şekillendirmeyi hedefliyor. Tekrar iddia ediyorum, İran Molla Rejimi, ama asıl DEVRİM MUHAFIZLARI bizzat BOP eş başkanlığıdır. Suriye liderliği bizzat BOP eşbaşkanlarındandır. Irakdaki yönetim bizzat BOP eşbaşkanlıklarından biridir. Ülkemize gelince, benim bir şey dememe bile gerek yok, siyasetçilerimiz açıkca bu konuda kendileri beyanlarda bulunmuşlardır.
Sizlere defalarca çeşitli yazılarımda, tarihi geçmiş, jeopolitik süreçler, sosyolojik değişimler hakkında analiz yazıları yazdım. Her nekadar çok okunan bir analizci olmasam da, bir çok mecraya perspektif genişleten yazılar sundum. Şimdi gelin dün yaşananlara bir de bakalım. Topraklarımıza düşen füzeler BOP Türkiye ayağını gerçekleştiremez ancak kurucu sembollerimize ve anyasamıza yapılan her "yerli füze atışı" BOPnin Anadolu ayağında amacına ulaşmak için sinsi girişimlerdir.
Dün, Karaman’da 12 Mart İstiklal Marşı’nın Kabulü ve Mehmet Akif Ersoy’u Anma Günü kapsamında bir okulda program düzenlendi. Programda öğrenciler İstiklal Marşı’nın Arapça tercümesini okudu. Bu olay Piri Reis Kültür Merkezi’ndeki törende gerçekleşti ve görüntüler yayıldıktan sonra sosyal medyada tartışma başladı. Törene vali, belediye başkanı ve çeşitli protokol üyeleri de katılmıştı. İstiklal Marşı’nın Arapça okunmasının Karaman’da gerçekleşmesi olayın sembolik etkisini elbette büyüttü; büyütmelidir de. Bunun nedeni Karaman’ın Türkiye’de “Türkçenin başkenti” olarak görülmesidir. Hadi gelin size bunu biraz açayımki, yapılanın basit bir etkinlik faaliyeti olmadığını anlayalım.
KARAMAN NERESİDİR VE NEYİ TEMSİL EDER?
Karaman, Türkiye’nin İç Anadolu Bölgesi’nde yer alan sıradan bir şehir değildir. Coğrafi olarak Konya’nın güneyinde bulunur ve tarih boyunca Selçuklu sonrası Anadolu beylikleri döneminde önemli bir siyasi merkez olmuştur.
Karamanoğlu Mehmet Bey, 13. yüzyılda Anadolu’da hüküm süren Karamanoğulları Beyliği’nin hükümdarlarından biridir (TÜRK HÜKÜMDAR)ve Türk siyasi tarihinde özellikle Türkçeyi devlet dili olarak ilan eden fermanıyla tanınır. Karamanoğulları Beyliği, Selçuklu Devleti’nin zayıfladığı ve Moğol İlhanlı hâkimiyetinin Anadolu’da etkili olduğu bir dönemde ortaya çıkan TÜRK beyliklerinden biriydi. Beyliğin merkezi Karaman ve çevresiydi.
Mehmet Bey, 1277 yılında Konya’yı ele geçirerek kısa süreliğine Anadolu Selçuklu yönetimi üzerinde hâkimiyet kurdu ve bu süreçte yayımladığı ünlü fermanla “Bugünden sonra divanda, dergâhta, bargâhta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dil kullanılmayacaktır” hükmünü ilan etti. Bu karar, dönemin saray ve bürokrasi dili olan Farsçaya ve ilmî-dinî alanın dili olan Arapçaya karşı Türkçeyi kamusal hayatın dili haline getirme girişimi olarak kabul edilir. Bu nedenle Mehmet Bey yalnızca bir beylik hükümdarı değil, Anadolu’da Türk kimliğinin ve Türkçenin siyasal alanda görünür kılınmasının sembol isimlerinden biri olarak değerlendirilir. Karaman şehri de bu tarihsel miras nedeniyle Türk dilinin savunusuyla özdeşleşmiş bir kültürel hafızayı temsil eder.
TÜRK Hükümdar Mehmet Bey bu kararında haklı mıydı, tıpkı Cumhuriyetin ilanından sonra bir dönem ezanın Türkçe okutulması gibi halk tarafından tepki ile karşılandı mı? Hayır! Tepki verenler tıpkı ezanın Türkçe okutulmasına tepki verenler gibi kökeni Türk olmayan ve Türk töresini bilmeyen veya Türklüğü kabul etmeyenlerdi.
Selçuklu döneminde Anadolu ve İran coğrafyasında devletin resmi bürokrasi dili büyük ölçüde Farsça, dinî ve ilmî dil ise Arapça idi. Türk kökenli askeri ve siyasi elitlere rağmen, saray ve yönetim kültürü bu iki dilin etkisi altındaydı. Bu durum, göçebe Türk halkları ile saray bürokrasisi arasında zamanla kültürel ve sosyolojik bir mesafe doğurdu. Tarihçiler bu gerilimin özellikle 13. yüzyılda Anadolu’da yaşanan Türk ayaklanmalarının arka planında da etkili olduğunu belirtir. Bu nedenle bazı araştırmacılar Selçuklu düzeninin zayıflamasını yalnızca askeri veya siyasi faktörlerle değil, aynı zamanda yönetici elit ile halk arasındaki dil ve kültür kopuşuyla da ilişkilendirir. Karamanoğlu Mehmet Bey’in 1277’de Türkçeyi kamusal alanın dili ilan eden fermanı da tam bu sosyolojik gerilimin ortasında ortaya çıkmış ve Türkçeyi devlet hayatında görünür kılma girişimi olarak tarihsel önem kazanmıştır.
Dil – Cumhuriyet – İstiklal Marşı
Türk İstiklal Marşımızın yazıldığı tarihsel bağlam da bu tartışmayı anlamak için önemlidir.1921 yılında Mehmet Akif Ersoy tarafından kaleme alınan bu metin yalnızca bir savaş şiiri değildir; aynı zamanda yeni doğmakta olan bir ulusun ruhunu temsil eder. Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde dil meselesi bu nedenle hayati bir öneme sahipti. 1930’lu yıllarda gerçekleştirilen dil reformu, yalnızca bir alfabe değişimi değil, aynı zamanda ulusal egemenliğin kültürel temellerini inşa etme çabasıydı.
Siyaset teorisyenleri, modern ulusların “ortak bir dil ve semboller etrafında kurulan halklar” olduğunu söyler. Ulusal marşlar da bu halkların en güçlü sembollerinden biridir. Bu yüzden dünyanın hemen her ülkesinde ulusal marşlar orijinal dillerinde okunur; başka dillerdeki versiyonları ise genellikle yalnızca çeviri veya akademik çalışma olarak kullanılır.
Bu nedenle Karaman’daki olayın yarattığı tartışma sadece ideolojik bir refleks değildir; aynı zamanda modern ulus-devletlerin sembolik düzenine dair bir hassasiyeti de yansıtır.
Farkında mısınız, bugün Ortadoğu ve çevresindeki geniş coğrafyada yaşanan dönüşüm yalnızca sınırların değil, kimliklerin ve anlatıların da yeniden yazıldığı bir döneme işaret ediyor. Büyük Ortadoğu Projesi’nden Afrika–Kafkasya hattına uzanan jeopolitik yapılandırma, bölge toplumlarının siyasi ve kültürel yönelimlerini de etkiliyor; etkilemesi isteniyor. Böyle dönemlerde semboller, dil, tarih ve ulusal hafıza, Atatürk, Türk töresi yalnızca kültürel unsurlar olmaktan çıkarılarak; dönüştürülmesi istenen, kutuplaşma yaratmaya yönelik girişimlerdir ve genellikle istihbarat bağlantılı çalışmalardır. Tıpkı İranda MOSSAD'ın gerçekleştirdiği faaliyetler gibi.
Dolayısıyla biraz aklı ve milli duyguları olanlar için, Karaman’daki sahneyi bu bağlamdan tamamen kopararak değerlendirmek de bu yüzden zorlaşıyor.
Okulun Yapısı: Cahit Zarifoğlu İmam Hatip Ortaokulu
Etkinliğin gerçekleştiği okulun yapısı önemli mi diye sorarsanız, cevabım kesin olarak: evettir. Okulun İmam Hatip Okulu olması değil bu yapıyı dikkat çekici yapan; okulun adı ve o adın temsil ettiği değerlerdir. Bu okul: Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığına bağlıdır. Bu günkü MEB Başkanı tarafından kutuplaştırıcı etkinliklerin teşvik edildiği bir dönem.
Okulun adı Cahit Zarifoğlu önemli sembollerden biridir: 1940–1987 yılları arasında yaşamış İslamcı şair ve yazarlardan biridir. Türkiye’de özellikle 1970’li yıllarda ortaya çıkan muhafazakâr-İslami entelektüel çevrenin önemli isimlerinden biri olarak kabul edilir. “Yedi Güzel Adam” olarak bilinen edebiyat kuşağının parçası olan Zarifoğlu, şiirleri ve denemeleriyle Mavera dergisi etrafında şekillenen kültürel çevrede etkili olmuş bir yazardır. Zarifoğlu’nun yazılarında daha çok: İslam dünyası, ümmet, manevi kültür yansıtılır.
Mavera dergisi, 1976’da Diriliş (dikkat) ve Edebiyat dergilerinin ardından İslami hassasiyet taşıyan bir edebiyat çizgisini sürdürmek amacıyla yayımlanmaya başlanmıştı. Kurucuları arasında yer alan Cahit Zarifoğlu ve Rasim Özdenören gibi isimler, derginin hem entelektüel hem estetik yönünü şekillendirdi. “Mavera”, adını “öte” anlamına gelen Arapça kelimeden alarak metafizik bir anlam evrenini temsil eder.
Darbe döneminde gerek sol gerek ülkücü veya Türkçü dergi ve ortamlar kapılmiş, bir çok solcu aydın hapsedildiği bir dönemde Mavera dergisi yazarları düşüncelerini yaymakta zorlanmadılar. 1980’lerden sonra Türkiye’de siyasal ve toplumsal dengeler değiştikçe bu kültürel çevrenin etkisi de giderek genişledi; yalnızca dergi ve edebiyat alanında değil, eğitim kurumlarının isimlendirilmesinde, kültür politikalarında ve kamusal hafızada da görünür hale geldi. Bu nedenle bugün Türkiye’nin birçok şehrinde Cahit Zarifoğlu adını taşıyan okullar, kültür merkezleri ve kütüphaneler görmek mümkündür. Karaman’daki okulun adı da bu kültürel ve ideolojik mirasın bir uzantısı olarak okunabilir; yani mesele yalnızca bir okul ismi değil, son yarım yüzyılda Türkiye’de şekillenen kültürel yönelimlerin kamusal alandaki yansımalarından biridir. Derginin kapanış yılı, size dün yazdığım yazıda Afrika, Akdenizden Hazara kadar olan hatta yaşanan değişimlerle denk gelir. Cahit Zarifoğlu, Nuri Pakdil, Rasim Özdenören ve Erdem Bayazıt gibi isimlerin etrafında şekillenen dergi, derginin kurucu misyonunun büyük ölçüde tamamlandığını düşünerek 1990 yılında yayınına son vermiştir. İlginç dimi*
Bakalım Arapça Türk İstiklal Marşı okunmasına Soruşturma açılacak mı?
Hiç sanmam! Açılsa bile bir süre sonra ödüllendirilir bile...
Karaman’da 12 Mart İstiklal Marşı’nın Kabulü ve Mehmet Akif Ersoy’u Anma Günü diye resmi bir etkinlik olduğundan, etkinliği izleyen resmi protokolde: Karaman Valisi, Belediye Başkanı, İl Milli Eğitim Müdürü, Emniyet ve jandarma yetkilileri, diğer yerel yöneticiler, bulunuyordu. Normalde böylesi bir protokol etkinliklerinde, etkinliğin içeriği ve organizasyonu hakkında önceden yetkili kurumlara bilgi verilir. Verildi ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurumları bunu normal karşıladıysa vahim, yok haber verilmediyse yine vahim bir süreç var demektir.
Bu tarihsel arka plan nedeniyle Karaman’da yaşanan ve dil meselesini ilgilendiren herhangi bir olay, çoğu zaman Türkiye genelinde yalnızca yerel bir gelişme olarak değil, daha geniş bir kültürel ve siyasal tartışmanın parçası olarak değerlendirilir.
Belki de asıl soru şudur:
Karaman’daki bu olay gerçekten sadece bir eğitim faaliyeti miydi, yoksa Türkiye’de uzun süredir devam eden kimlik tartışmalarının sembolik bir yansıması mı?
Çünkü tarih bize şunu gösterir: toplumların büyük dönüşümleri çoğu zaman büyük kararlarla değil, önce küçük sembolik kırılmalarla başlar. Bir dil, bir marş, bir tören…
Ve sonra insanlar geriye dönüp baktıklarında şu soruyu sorarlar: Her şey ne zaman değişmeye başlamıştı?




Yorumlar