Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılında Kurtuluş ve Kuruluşun Çerçevesi: 2025 CHP Parti Programı
- 1 Ara 2025
- 3 dakikada okunur
Laik, demokratik, sosyal hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti, ikinci yüzyılına çoklu krizlerin, anayasal aşınmaların, kurumsal yozlaşmanın ve toplumsal sözleşmenin parçalanmasının gölgesinde girdi. Nasıl mı?
Gerek içeride gerekse dış dinamiklerin eşzamanlı baskısı altında Türkiye, çok katmanlı bir kırılma döneminin içinden geçiyor. Bu kırılma yalnızca siyasal alanda yaşanan otoriterleşmeyle sınırlı değil; toplumsal ve kültürel yapının çözülmesinden ekonomik çöküşün yapısal niteliğine, jeopolitik tehlikelerden genç kuşakların değer dünyasında biriken umutsuzluğa kadar geniş bir yelpazede hissedilen bir tür “çözülme rejimi” ile karşı karşıyayız.
Gittikçe sertleşen tek adam yönetiminin sonuçları; kurumların işlevsizleşmesi, yargı bağımsızlığının aşınması, yürütmenin kişiselleşmesi ve derinleşen toplumsal kutuplaşma olarak karşımıza çıkıyor. Bu siyasal erozyona eşlik eden ekonomik gerçekler ise daha çarpıcı: gelir eşitsizliğinin hızla derinleşmesi, refah devletinin parçalanması, orta sınıfın çözülmesi ve düzensiz–adaletsiz bir büyüme modeli.
Sosyolojik olarak ise kuşakların kimlik, yaşam tarzı ve özgürlük taleplerinin anayasal güvenceye değil, keyfî yönetsel tutumlara bırakıldığı bir dönemden geçiyoruz.
Dış politikada art arda yaşanan bölgesel savaşlar, küresel güç rekabetinin sertleşmesi, teknolojinin hızlı ve belirsiz dönüşümü, kontrolsüz göç ve “demografik kuşatma” niteliğindeki nüfus hareketleri, Türkiye’yi çoklu krizler çağının tam merkezine yerleştirmiştir.
Bu tabloyu daha vahim hale getiren gerçek ise şudur: Türkiye, artık yönetilememe krizinin içine düşmüş; devlet kapasitesi aşınmış, toplumsal çözülme hızlanmış, ülke bir “çöküş eşiği” ile karşı karşıya kalmıştır.
Bu yapısal çöküşün içinde muhalefetin de 2024 yılına kadar, çöken tek adam rejiminin ülke bütünlüğünü çözme kapasitesini yeterince görmeyerek gerekli önleyici adımları atamaması, süreci daha da fırtınalı hale getirmiştir. Ta ki Özgür Özel’in CHP Genel Başkanı seçilmesine kadar.
Gençleşen parti yönetimi, bir yandan ülkenin temel sorunlarını hızla analiz ederken bir yandan da muhalefeti dizayn etmeye yönelik operasyonların hedefi haline gelmiştir. Bu operasyonlar yalnızca yurt içi aktörlerle sınırlı kalmamış; küresel güçlerin bölgesel jeopolitik hesapları doğrultusunda mevcut iktidarla devam etme tercihleri nedeniyle CHP, hem içeriden hem dışarıdan yoğun bir baskıyla karşı karşıya kalmıştır.
Ancak partinin genç ve dinamik kadroları, kurumsal hafızaları, ideolojik omurgaları ve ilkesel siyaset anlayışları ile bu kuşatmayı karşılamış; aynı dönemde tarihte eşi görülmemiş bir şekilde kapsamlı bir parti tüzüğü ve parti programı çalışmasını eş zamanlı yürütebilmiştir. Siyasal tarih açısından bakıldığında bu süreç, yalnızca Türkiye’de değil, dünya siyasetinde de örneği az görülen bir kurumsal direnç ve siyasi kapasite örneği oluşturmuştur.
İşte böyle bir süreçte biz endişeli vatandaşlar, sadece kendi geleceğimiz için değil, ülkemizin varlık geleceği için de kaygılandık. Kaygılanmakla kalmadık, bir çıkış yolu arar olduk. Bu arayışımızda CHP'nin Özgür Özel'in ve kadrolarının Türkiye'nin yönetilmesi için iktidar olmasının ve milleti bütünleştirecek, ülkeyi kalkındıracak, yeniden onurlu bir ülke yapacak parti politikalrının ne olduğunu merak ettik. CHPli bir seçmen olarak güçlü bir CHP güçlü Türkiye demek olduğunu bilenlerdenim. Ancak Güçlü bir CHP ancak güçlü bir parti programı ve o programı uygulayabilecek kapasitede güçlü kadrolardan oluşması gerektiğini de düşünenlerdendim. 28 Kasım 2025, cuma günü Özgür Özel ve CHP, Parti Programını açıkladı. Dikkatle dinledim, Parti programının her satırını her maddesini altını çizerek okudum, notlar aldım. Şu son üç gündür, uyumadan, kurultaydan kafamı kaldırmadan programı bir vatandaş olarak analiz ettim. Şimdi sizlerle bu analizimi paylaşacağım:
İlk önce şunu mutlaka ifade etmeliyim: CHP’nin 2025 Parti Programı, klasik parti programlarından çok daha farklı bir işleve sahip olduğunu gördüm. Bu program sadece bir parti programı değil;
Bir rejim onarım belgesi,
Bir demokratik yeniden kurgu çerçevesi,
Bir sosyal demokrat çağdaşlaşma rehberi,
Ve en önemlisi birleştiren, bütünleştiren, CHP'nin kurucu ilkeleriyle temelleri atılmış bir toplumsal sözleşme taslağı işlevi üstlenmektedir.
Programın “vakit şimdi o vakit” sorusuna verdiği yanıt; siyaset bilimi literatüründe hegemonik çöküş, kurumsal erozyon, devlet kapasitesi krizi ve toplumsal sözleşme kırılması olarak tanımlanan dönemselleştirmeyle birebir örtüşmektedir.
Bu nedenle CHP’nin yeni programı, yalnızca bir politik tercih değil:
Siyasal-sosyolojik bir zorunluluk,
Ülkeyi yeniden ayağa kaldırma iradesi,
Kurumsal hayatta kalma stratejisi,
Demokrasi inşası çağrısıdır.
Dolayısıyla program hakkında analizimi sizlerle yeni bir yazı dizisinde paylaşacağım. Bu gün sadece bir başlangıç yaptım; size şunu net olarak söyleyebilirim:
Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye siyasal tarihinin yalnızca bir siyasi aktörü değil; devletin kurumsal temelinin, laik hukuk düzeninin, yurttaşlık anlayışının ve modernleşme yöneliminin oluşmasında belirleyici rol üstlenmiş bir kurucu güçtür. CHP, Cumhuriyet’in ilk yüzyılında devlet kapasitesini inşa eden, kurumsal rasyonaliteyi yerleştiren ve yurttaşlık fikrini şekillendiren bir parti olarak var olmuştur.
Bugün, Türkiye’nin çoklu krizler çağında karşı karşıya kaldığı kurumsal erozyon, toplumsal çözülme, ekonomik kırılganlık ve demokratik aşınma, CHP’yi Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında bir kez daha kurucu damga vurma sorumluluğu ile karşı karşıya bırakmaktadır. Bu kurucu sorumluluk, tarihsel bir tekrardan ziyade, çağın ihtiyaçlarına verilen yeni bir siyasal yanıttır: CHP, modern Türkiye’nin ikinci yüzyılını yalnızca savunmak değil, yeniden kurmak üzere konumlanmaktadır.
Bu kurucu yeniden inşa hamlesi, ancak çağdaş bir siyasal teori ve modernlik anlayışıyla temellendirildiğinde anlam kazanır. İşte yarınki yazımda CHP 2025 PARTİ PROGRAMINI ben nasıl anladım meselesine devam etmek üzere...




Yorumlar