Fahrettin Altun'un Gidişi; Bir Görevin Sonu Değil, Bir Rejimin Devamı:
- 11 Tem 2025
- 3 dakikada okunur
Değerli okurum, Türkiye'nin gündemi saatlik değil, bildiğiniz dakikalar içinde bir kaç olayla şekil alıyor. Ülkemizde yaşanan bu süreçleri, doğum sancılarına benzetiyorum. Ehil ellerde bir doğum, sağlıklı bir gelecek inşa edebilecekken, kötü bir doktora denk gelinirse gelecek ya sakat ya da ölü doğabilir.
2002’de iktidara gelen AKP ve Erdoğan, o dönemin yorgun, umutsuz, bıkmış insanlarının elindeki son umuttu belki. Yıllarca muhafazakârı, ulusalcısı, liberali, ülkücüsü, sağcısı, solcusu herkes kendi hatasına batmış, halk da “Artık değişim olsun” diye bekler olmuştu. AKP geldiğinde toplum “Belki bir şeyler değişir, belki bu sefer olur” diye inandı. Ama o umut, bu topraklarda gördüğümüz en kötü şekilde kullanıldı. İktidar, laik ve demokratik bir hukuk devletini kendi siyasal İslamcı, fırsatçı ve otoriter düzenine uydurmak için toplumu yıllarca gerdi, böldü, korkuttu. Geldiğimiz nokta, işte o büyük umudun yerini büyük bir hayal kırıklığına bırakmasının hikâyesidir. Dahası artık mevcut içinde bulunduğumuz durum hayal kırıklığı değil, elimizde kalan bu yorgun ve hor kullanılmış ülkemizi nasıl kurtarabiliriz meselesidir. Durumumuz; Kurtuluş Savaşı döneminden, 1950lerden, 1980'lerden, 1990lar'dan çok daha karmaşık ve negatif bir sürece sürüklenmiştir. Ama umutsuzluk yok, geleceğimizi yeniden laik, demokratik, sosyal, hukuk rejimin çağdaş değerleriyle inşa edeceğiz. Peki, bugünkü kurum ve kuruluşlarla, devlet bürokrasi yapısı ile bu mümkün mü?
Gelin bu konuya cevabı; bir görev değişimi ile vermeye çalışalım:
Bir Görevin Sonu Değil, Bir Rejimin Devamı: Fahrettin Altun’un Gidişi, Ya da Yerine Kimin Geldiği Meselesi
Türkiye’de iktidar değişimleri, genellikle yalnızca kişilerle değil, bağlı oldukları çevrelerle okunmalıdır. Fahrettin Altun’un İletişim Başkanlığı’ndan alınması, görünürde bir görev değişikliği olsa da, perde arkasında SETA çevresinin (Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı) kendi içindeki pozisyon ayarlamalarının bir yansıması acaba olabilr mi? Çok mu marjinal bakıyorum konuya bilemedim ama analiz yaparken her soruyu sormak gerekmez mi?
Bu değişim, iktidar aygıtının “makyajlanması” kadar, Erdoğan’a yakın İslamcı-entelektüel çevrelerin devlet içindeki denge arayışını da bir bakıma gösteriyor olması mümkün mü?
Gelin neden böyle sorular sordum birlikte özet başlıklarla analiz edelim:
1️⃣ 19 Mart "Darbe Girişimi" (muhalefet çevrelerinde ifade edilen bu terim tarihe böyle geçecektir) ve Bumerang Etkisi
Bana göre; Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alındığı sabah, medyanın büyüttüğü bir diğer isim Serdar Haydanlı’ydı. İktidara yakın medya onu “algı operasyonlarının karanlık adamı” ilan ederken, aynı anda emniyet içinde özel koruma altına alındığı görüldü. Altun’un imzasını taşıyan iş birliği belgelerinin muhalefete sızdırılması ise, Altun’u iktidar içi hiziplerin önüne atan en büyük kırılma anıydı.
2️⃣ AKP ve Medya İçindeki Savaş + SETA Ağı
Fahrettin Altun, SETA kökenli bir figür olarak, sadece bir bürokrat değil, aynı zamanda Erdoğan’ın medya ve iletişim aygıtını şekillendiren, toplumun algılarını şekillendiren beyin takımından bir isim. SETA, son on yılda bir düşünce kuruluşundan fazlası haline geldiğini hepimiz görebilmekteyiz; hem dış politikada hem iç siyasette İslamcı entelektüel söylemi besleyen ve devlete entegre eden bir kadro fabrikası pozisyonunu aldı.
Altun’un yanında, MİT Başkanı Sayın İbrahim Kalın (SETA kurucu çekirdeğinden) ve yerine gelen Sayın Burhanettin Duran (SETA eski genel koordinatörü) da aSETA ekibinden. Dolayısıyla bu görev değişimi, aslında bir tasfiye değil, SETA çevresinin kendi içindeki güç ayarlaması.
3️⃣ Bir Korku İmparatorluğunun Çöküşü
Kamu oyunda, Altun’un “Türkiye İletişim Modeli” dediği yapının, Stalinist veya Paul Joseph Goebbels gibi kişilerin yönlendirdiği bir propaganda bakanlığına dönüştüğü çokca ifade edilmektedir. Halkın çoğunluğu tarafından, medyanın reji odalarına kadar nüfus ettiği düşünülen bu kontrol sistemi, sonunda kamuoyunda itibar ve inandırıcılık kaybına yol açtı. Halkın %60’ı operasyonların hukuki değil, siyasi olduğuna inanmakta.
Gelelim Altun'un veda yazısına:
Altun’un veda mesajında medya çalışanlarını “hakikat mücadelesinin yılmaz neferleri” olarak nitelemesi, aslında medya üzerindeki hâkimiyet hayalini de özetliyor: sistemden beklenen "gazetecilik" değil, "neferlik". Neyin neferi, kimin neferi, kimin hakikati, hangi hakikatler? Toplumun sorduğu sorular bunlar.
Bana Göre: Fahrettin Altun’un gidişi, bir figürün düşüşü değil; aksine, SETA çizgisinin yeni bir figürle (Burhanettin Duran’la) tahkim edilmesi. Burada dikkat edilmesi gereken, İbrahim Kalın ve benzeri aktörlerin Altun’un yıpranmış figürünü değiştirerek rejimin sürdürülebilirliğini sağlama arayışı. Evet, İktidar kendi içinde iç çekişmelerini elbette yaşıyordur, Klikler, kimin kime nasıl bağlı olduğu elbette değişimleri etkiliyordur. Ama asıl görmemiz gereken, iktidar içindeki kilkler değil, yeni anayasa çalışmaları için yapılacak değişikliklerin, yalnızca daha “az yıpranmış” yüzler ile getirilme çabasıdır.
Şimdi hepimiz şu soruyu sorabilirz: medya üzerindeki baskılar, bürokratik partizanlık, "yeni Türkiye" iletişim stratejisi esaslı biçimde değişecek mi? Sanmam...
Altun’un gidişi, bir değişiklik değil; bana göre, içindeki aşırı ve yıpranmış yüzlerin tasfiye edilerek, aynı ideolojik hattın güçlendirilmesi. SETA çevresi, Erdoğan rejiminin hem entelektüel hem bürokratik çekirdeği olmaya devam ettiğine göre, Külliye'nin içinde de farklı klikler ve yapılar olduğu sürece ve amaç mevcut iktidarın devamını sağlamak olduğuna göre asıl soru, bu çevrelerin yeni isimlerle ülkeyi huzura, barışa, refaha, kardeşliğe, gelişmeye yönlendirip yönlendiremeyeceği meselesidir.
Bence bu mümkün değil...




Yorumlar