top of page

İbrahim Kalın'ın Kitabında, "Köyde Felsefe Yapılır mı?" bölümü Bana Ne Anlattı

  • 17 Kas 2025
  • 3 dakikada okunur

Sevgili okurlarım, takip ediyorsanız geçen hafta İbrahim Kalın’ın yeni çıkan “Heidegger’in Kulübesine Yolculuk” adlı kitabını analiz etmeye başlamıştım; neden analiz ettiğimi ve bende uyandırdığı hissiyatı bundan önceki yazı dizisinin ilk üç bölümünde anlattım. Farkındayım, bazı yakın takipçilerim “Bu kadar irdelenmeyi hak eden bir kitap değil.” diyor. Amacım zaten kitabı irdelemek ya da eleştirmek değil; kitabın bende yarattığı duyguyu ve düşünceyi sizlerle paylaşmak. Bu paylaşımı tek bir yazıda da yapabilirdim; ancak bölüm bölüm yapmayı tercih ettim çünkü son 20 yılın Türkiye’sinin önemli bürokratlarından olan Sayın İbrahim Kalın, şu anda Millî İstihbarat Teşkilatı’nın Başkanı ve doğrudan Cumhurbaşkanına bağlı.


Bir MİT’çiden felsefeci çıkar mı?Çıkarsa bu felsefe devlet bürokrasisini, daha da önemlisi devlet politikalarını nasıl etkiler?Bunlar önemli sorulardır!


Geçmişte görev aldığım bu güzide kurumun çeşitli üst düzey yöneticilerini yakından tanıma şansına sahip oldum. İstihbarat Okulu’nda istihbaratçıların eğitilirken aldıkları dersler oldukça geniş tabanlı ve derinliklidir; ancak felsefe ve mantık derslerini kapsamazlar. Size şunu net söyleyebilirim: İstihbaratçı yetiştirirken felsefe ve mantık dersleri mutlaka okutulmalıdır. Bir istihbaratçının analiz yeteneğini geliştirecek temel başlangıç eğitimi felsefe ve mantıktan başlamalıdır. Mantıksız felsefe, felsefesiz mantık olmayacağı gibi bir istihbaratçının felsefi düşüncesi son derece önemlidir.


İstihbaratta düşünmenin ve analiz etmenin yol ve yöntemleri sadece istihbarat verileri, verilerin işlenmesi, toplanması, kıymetlendirilmesi ve devletin en üst yöneticilerine politika üretimi için sunulmasıyla sınırlı değildir. İstihbaratçılık; tarihten sosyolojiye, diplomasiden uluslararası ilişkilere, siyaset bilimine ve güvenlik bilimine kadar çok çerçeveli donanımı gerektirir; ancak daha da önemlisi tarihsel ve kültürel devamlılık gerektirir.


Dolayısıyla kitabı bu kadar analiz etmenin anlamı olmayabilir; bu tamamen nasıl baktığınıza bağlı!

Hadi gelin, kitabın “Köyde Felsefe Yapılır mı?” adlı 2. bölümünü değerlendirmeme katılın. Bizim yolculuğumuz Heidegger’in kulübesine yolculuktan daha ilginç olacak.

Köy’ün Gerçeği: Pastoral Romantizm mi, Toplumsal İnşa mı?

Bu bölüm, buzdağının yüzeyinden bakınca ilk bakışta Heidegger’in “kırsal olanın düşünceye açtığı imkân” fikrinden yola çıkıyor gibi görünse de metin ilerledikçe “köyde felsefe yapılır mı?” sorusu hem genişliyor hem de bambaşka bir yöne savruluyor. Bu nedenle, bölümün bütününü kavrayabilmek için önce Kalın’ın kurduğu retorik çizgiyi, sonra bunu Heidegger’le nerede buluşturduğunu ve nerede kendi tasavvufî metafizik anlayışına kaydırdığını ayırmak gerekir.


Kalın, köyü bir düşünce mekânı olarak idealize ederken Heidegger’e dayandırdığı argümanların çoğu kendi İslamî–tasavvufî yorumlarıyla iç içe geçiyor. Dolayısıyla bölüm, felsefi bir analiz olmaktan çok, felsefeyi pastoral bir metafizik manzaraya dönüştüren bir anlatıya evriliyor.


Evet, köyde felsefe yapılır — ancak felsefenin köyde yapılmasının nedeni köyün saf, temiz, doğanın içinde olması değildir; insanın düşünme iradesidir. Bu bölüm, işte tam da bu ayrımı bulanıklaştırdığı için güçlü bir edebî dil kurmasına rağmen felsefi olarak tartışmaya açıktır.

Heidegger – Kalın – Kemal Tahir Karşılaştırması

İbrahim Kalın’ın “Köyde felsefe yapılır mı?” bölümünü okurken zihnimde sürekli bir karşı figür canlandı: Kemal Tahir. Çünkü Kalın’ın köye yüklediği manevi, teolojik, hatta neredeyse mistik anlam; Kemal Tahir’in köyü çözümleyişiyle taban tabana zıttır. Aynı coğrafya, aynı mekân, aynı Anadolu; fakat iki farklı dünya, iki ayrı kavrayış.


Bu nedenle köy kavramını üç düzlemde karşılaştırmak, hem Kalın’ın yorumunu hem Heidegger referansını hem de Türk düşünce dünyasının önde gelenlerinden bir örnekle gerçekçi damarını görmek açısından önemlidir.


Aynı Anadolu, aynı mekân, aynı halk; fakat iki farklı okuma:

  • biri pastoral–teolojik bir hakikat mekânı,

  • diğeri toplumsal bir laboratuvar.

Bu nedenle köyü üç düzlemde değerlendirmek gerekir: Kalın’ın yorumu, Heidegger’in düşünce zemini ve Kemal Tahir’in toplumsal gerçekçiliği.

Neden Kemal Tahir?

Kemal Tahir’in yaşadığı dönem:

  • Doğum: 1910, İstanbul

  • Ölüm: 1973, İstanbul

  • Meslek: Romancı, düşünür, senarist, ideolog


Heidegger’in yaşadığı dönem ile ortak tarihler; ancak ülkeyi, tarihi ve düşünce dünyasını etkileyen kökler farklıdır.


Kemal Tahir, Türk edebiyatının yalnızca önemli bir romancısı değil, aynı zamanda Türkiye’nin toplumsal yapısını çözümlemeye çalışan yerli bir sosyal teori üreticisidir. Hem Marksizm’i hem Osmanlı-Türk tarihini yeniden yorumlamış; Doğu-Batı sentezinden ziyade Doğu’ya özgü bir toplumsal gelişim modelini savunmuştur.


“Türk toplumunu anlamak köyden başlar.” — Kemal Tahir

Doğrudur. Bozkırdaki Çekirdek, Köyün Kamburu ve Notlar buna işaret eder.


Ancak Kemal Tahir köyü asla idealize etmez.Kalın’dan farklı olarak yaptığı şey, pastoral romantizmin aksine acımasız bir gerçekçiliktir.

Kemal Tahir’e göre köy:

  • ağalık düzeninin,

  • devlet–toplum geriliminin,

  • üretim ilişkilerinin,

  • sınırlı imkânların,

  • tarihsel zorunlulukların

çıplak şekilde görüldüğü yerdir.

Heidegger Üçgenin Neresinde?

Heidegger’in kırsala dönüşü:

  • hakikatin sezgisel bilgisiyle ilgili değildir,

  • teknik aklın baskısını kırmakla ilgilidir,

  • “yer–inşa–ikamet–düşünmek” ilişkisinin bir sonucudur.(Kaynak: Bauen–Wohnen–Denken, 1951)

Heidegger köyü felsefenin zorunlu mekânı yapmaz.Kalın bunu yapar.Kemal Tahir ise hiç yapmaz.

Sonuç: Köyde Felsefe Mümkün müdür? Evet — Ama Hangi Köyde?

  • Kalın’ın köyü: tasavvuf, Doğuculuk ve Heidegger’in sezgisel okumasıyla kurulmuş pastoral bir felsefe alanıdır.

  • Kemal Tahir’in köyü: devlet-toplum yapısının analizi için bir toplumsal laboratuvardır.

  • Heidegger’in köyü: fenomenolojik bir yer-tecrübesidir; romantik değildir.


Bu nedenle:Köyde felsefe yapılır; ama bu felsefe Kalın’ın sandığı gibi arılık ve sezginin değil, Kemal Tahir’in tarif ettiği gibi tarihsel gerçekliğin içinden yapılır.

Kalın’ın pastoral köyü felsefeyi romantikleştirir. Kemal Tahir’in köyü felsefeye zemin kazandırır. Heidegger’in köyü ise felsefeyi mekâna bağlayan bir düşünce figürüdür.


Evet, İbrahim Kalın’ın kitabının 2. bölümüne nasıl baktığımı ve neden eksik bulduğumu bu yazımda bulabilirsiniz. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.

 
 
 

Yorumlar


didem Fotoğraf 1_edited.jpg

Merhaba, uğradığınız için teşekkürler!
Hi, thanks for stopping by!

Paylaşımlardan haber almak için

Let the posts come to you

  • Facebook
  • Instagram
  • Twitter
  • Pinterest

Benimle iletişime geçmek için/
Let me know what's on your mind

GÜNDELİK DERİNLİK    DEEPLY DAİLY

bottom of page