Trump’ın Güvenlik Raporu ve MI6 Başkanı’nın Konuşması Bize Ne Anlatıyor? (1)
- Didem Öneş
- 18 Ara 2025
- 5 dakikada okunur
Sevgili okurlarım,
sayımız az olabilir; ancak şundan eminim ki derinlemesine düşünenler, geleceğin yönünü belirleyen asıl kırılmaları zamanından önce görebilenlerdir. Bizler ne siyasetçiyiz, ne yönetici, ne de bir çıkar grubunun parçasıyız. Bizler daha çok iyiyi, doğruyu ve ayakta kalması gereken değerleri savunanlarız.
Dünya hiçbir dönemde bu denli karmaşık, bu denli kaotik ve bu kadar hızlı değişen bir yapıya sahip olmamıştı. Böylesi zamanlarda yüzeyde olanları tartışmak değil, derinleşmek gerekir. Bu nedenle gelin, bugün dünyayı şekillendirmekte olan güç mücadelesini ve bize “çok kutupluluk” olarak anlatılan düzenin gerçekte neye evrildiğini birlikte inceleyelim.
Evet, dünya çok kutuplu bir düzene doğru ilerliyor. Ancak daha önce de ifade ettiğim gibi, bu geçiş süreci aynı zamanda yeni bir iki-kutuplu zihniyetin habercisidir. Bu yazıda, ne demek istediğimi iki somut örnek üzerinden daha derinlikli biçimde ele alacağım.
Önce size bir problemi tanımlayacağım ve sonra tezimi sunacağım
Dünya siyaseti, 2020’li yıllarda klasik savaş–barış ikiliğinin açıklayıcılığını büyük ölçüde yitirdiği yeni bir güvenlik ortamına girmiştir. Ne açık savaş ilanlarının ne de kalıcı barış düzenlemeleinin belirleyici olduğu bu dönemde, büyük güçler arasındaki rekabet; belirsizlik, süreklilik ve eşik altı baskı mekanizmaları üzerinden yürütülmekte.
Donald Trump’ın 2025 Güvenlik Raporu’nda Monroe Doktrini’ni “Trump Corollary” ile yeniden canlandıran sert hegemonik söylemi ile, Birleşik Krallık dış istihbarat teşkilatı MI6 Başkanı’nın “grey zone” ve bilişsel dayanıklılık vurgulu kamu konuşması, bu dönüşümün iki farklı fakat birbiriyle ilişkili tezahürünü sunmaktadır. İlk bakışta farklı ideolojik ve normatif çerçeveler kullanan bu iki metin, daha derin bir okumayla güvenliğin artık yalnızca askerî güçle değil; algı, teknoloji, toplumsal dayanıklılık ve karar alma süreçleri üzerinden belirlendiği ortak bir paradigmayı işaret etmektedir.
Bu yazımda, Trump’ın Güvenlik Raporu ile MI6 Başkanı’nın konuşmasını birlikte okuyarak, 2020’ler güvenlik zihniyetinde sert hegemonya ile gri alan ve bilişsel egemenlik yaklaşımlarının aynı yapısal dönüşümün farklı katmanları olarak nasıl ortaya çıktığını ve bu dönüşümün özellikle orta güçler için ne tür stratejik zorunluluklar ürettiğini analiz etmeyi amaçlamaktayım. Nedenine gelince:
Mevcut uluslararası ilişkiler ve güvenlik çalışmaları literatürü, son yıllarda hibrit savaş, gri alan çatışmaları, büyük güç rekabeti ve bilişsel savaş gibi kavramlar etrafında önemli bir birikim üretmiştir. Trump dönemine ilişkin çalışmalar ağırlıklı olarak ABD dış politikasındaki normatif kopuş, çok taraflılıktan uzaklaşma ve sert güç vurgusu üzerinden şekillenirken; İngiltere ve MI6 üzerine literatür ise daha çok istihbarat reformları, teknoloji entegrasyonu ve liberal güvenlik söylemi bağlamında ele alınmıştır. Ancak bu iki tartışma hattı çoğunlukla ayrı analitik evrenlerde incelenmekte; Trump’ın güvenlik paradigması ile MI6’in “grey zone” ve "bilişsel dayanıklılık" merkezli yaklaşımı aynı dönemsel dönüşümün parçaları olarak birlikte okunmamaktadır. Ayrıca mevcut çalışmalar, büyük güçlerin söylem ve doktrinlerini analiz ederken, bu dönüşümün orta güçler üzerindeki yapısal etkilerini ve özellikle bilişsel egemenlik kavramını sistematik bir analiz çerçevesine yerleştirmekte yetersiz kalmaktadır. İşte bu nedenlerle, yazımda;, Trump’ın 2025 Güvenlik Raporu ile MI6 Başkanı’nın konuşmasını eşzamanlı ve karşılaştırmalı biçimde ele alarak, sert hegemonya ile gri alan stratejilerinin aynı güvenlik paradigmalarının aslında farklı katmanları olduğunu savunacağım; böylece literatürdeki bu analitik ayrışmayı aşmayı ve orta güçler için yeni bir kavramsal değerlendirme zemini sunmayı amaçlıyorum.
Yazıma başlamadan önce “Normatif kopuş” kavramını akademik ve net biçimde açıklamalıyım; çünkü bu terim makalede kilit bir anlam taşıyacak.
Normatif Kopuş Nedir?
Normatif kopuş, bir aktörün (devlet, kurum, lider ): daha önce bağlı olduğunu ilan ettiği değerler, ilkeler ve davranış standartlarından bilinçli ve kalıcı biçimde uzaklaşmasıdır diyebiliriz.
Buradaki “normatif” ifade:
hukukî kuralları değil,
ne doğru, ne meşru, ne kabul edilebilir sayılıyor sorusuna verilen ortak yanıtları kapsar.
“Kopuş” ise:
geçici sapma değil,
yeni bir normal inşa etme iradesini anlatır.
Normatif Kopuşu Ne Değildir?
Yanlış Anlama | Neden Yanlış |
Taktik geri çekilme | Geçici ve bağlama bağlıdır |
Kriz anı istisnası | Olağan dışı durumla sınırlıdır |
Söylem sertleşmesi | Davranış ve politika eşlik etmezse kopuş sayılmaz |
Politika hatası | Normatif kopuş bilinçli tercihtir |
Normatif kopuş, “artık böyle davranacağız” demektir. Tam da bu nedenle, güvenlik belgeleri yalnızca teknik metinler değil, zihniyet beyanlarıdır.
Uluslararası İlişkilerde Normatif Kopuş
Liberal uluslararası düzen içinde normlar şunlardı:
çok taraflılık
ittifaklara sadakat
insan hakları söylemi
hukukun üstünlüğü vurgusu
Normatif kopuş, bu çerçeveden şuraya geçiştir:
çıkar merkezlilik
araçsal ittifaklar
güç ve caydırıcılık vurgusu
“değerler ikinci planda” yaklaşımı
Trump döneminde sıkça tartışılan şey tam olarak budur.
Trump Bağlamında Normatif Kopuş
Trump’ın güvenlik ve dış politika söyleminde:
“America First”
müttefiklere açık hakaret
NATO’yu maliyet hesabına indirgeme
uluslararası kurumları araçsallaştırma gibi çokca söylemlerinde yer alan ifadeler
şu mesajı verir: ABD, liberal düzenin normatif taşıyıcısı olma rolünden çekiliyor.
Bu, klasik realizm değil; post-liberal, normlardan arındırılmış bir güç siyasetidir.
Büyük Biritanya (İngiletere) MI6 İstihbarat Servisi Başkanının Konuşması
MI6 Başkanının Konuşması İngilterenin Gelecek tanımlamasıdır?
MI6 Başkanının 15 Aralık 2025 de kamuya yaptığı konuşmada,
değerler,
güven,
meşruiyet,
insan iradesi
vurgusu özellikle korunuyor
Bu nedenle MI6 metni:
normatif kopuşu değil,
normatif yeniden çerçevelemeyi temsil etmektedir
Yani:
Normlar terk edilmiyor,
güvenlik gerekçesiyle "yeniden" tanımlanıyor.
Özetleyecek olursam; normatif kopuş, bir devletin uluslararası düzende meşruiyetini dayandırdığı
değer ve ilkelerden bilinçli biçimde uzaklaşarak, çıkar ve güç merkezli yeni bir davranış standardı inşa etmesidir. (Burada size şu soruyu sormak isterim: TÜRKİYE SON 20 YILDIR BİR NORMATİF KOPUŞ MU YAŞAMAKTADIR? Bu sorunun cevabı şu üç düzeyin derinlemesine incelenmesiyle bize çok şey anlatcaktır.
Trumpın Amerikası ve dünyası → normatif kopuşu temsil eder
MI6 / İngilterenin dünyası da → yeniden bir normatif uyarlama anlamına gelir
Ortave orta olmaya aday güçler için ise → normatif belirsizlik riski ağır bedeller anlamına gelir
Dolayısıyla yazımda sunacağım örnekler "üçlü bir analitik ayrım" kurmanı sağlacaktır.
Bunu nasıl yapacağım? TRUMPIN ULUSAL GÜVENLİK RAPORU (sert hegemonya dili) ile MI6 'İN (İNGİLTERE'NİN) gri alan ve bilişsel güvenlik söylemleri arasındaki ilişkiyi karşıtlık üzerinden değil, tamamlayıcılık ve işlevsel ayrışma çerçevesinde yeniden kavramsallaştırmayı amaçlamaktayım. Demek istediğim : ASLINDA AYRIŞMIYORLAR, BİRBİRLERİNİ TAMAMLIYORLAR.
İkinci olarak, güvenlik analizlerinde sıklıkla ikincil konumda ele alınan bilişsel egemenlik kavramını, askeri ve teknolojik unsurların yanında merkezî bir kuramsal değişken olarak konumlandırmaktadır. Böylece güvenliğin yalnızca güç projeksiyonu veya caydırıcılık değil; algı, meşruiyet, karar alma özerkliği ve toplumsal dayanıklılık üzerinden üretildiğini savunan bir analiz çerçevesi sunacağım. Bu bağlamda, “gri alan” kavramı yalnızca taktiksel bir çatışma biçimi değil, bilişsel alanı hedefleyen süreklileşmiş bir güç kullanımı olarak yeniden tanımlanmaktadır.
Üçüncü olarak, büyük güç merkezli güvenlik literatürünün sıklıkla ihmal ettiği orta güçler boyutunu analizin merkezine taşıyacağım. Trump’ın normatif kopuşa dayalı sert hegemonik yaklaşımı ile MI6’in normatif uyarlama ve bilişsel dayanıklılık vurgusu arasındaki ayrım, orta güçlerin yalnızca “taraf seçen” aktörler değil, bilişsel egemenliklerini inşa edebildikleri ölçüde özneleşebilen aktörler olduğunu bize göstermektedir.
Bu yönüyle yazım, orta güçlerin kaderini askerî kapasite veya ittifak tercihlerinden ziyade, bilişsel alanı yönetme yetenekleriyle ilişkilendiren yeni bir kuramsal okuma önerecektir.
Son olarak, güvenlik çalışmalarında normatif kopuş ve normatif uyarlama ayrımını sistematik biçimde kullanarak, liberal veya neoliberal düzenin çözülme sürecini tek yönlü bir “çöküş” olarak değil, farklı güvenlik akıllarının eşzamanlı yeniden konumlanması olarak ele alacağım ve bu yeni küresel anlayışın bizi ya yutacağı ya da yeni bir yol bulmamızı sağlayacağımı ifade edeceğim. Türkiye açısından yeni olan ise mevcut iktidarın mutlaka biran önce değişimi için "önce ben" diyenlerin değil, "birlikte biz" diyenlerin kazananı olacağız. Böylece literatüre, 2020’ler güvenlik paradigmasını askerî, bilişsel ve normatif boyutlarıyla birlikte ele alan bütüncül ve çok katmanlı bir analiz modeli sunmayı amaçlıyorum.
Değerli okurlarım yazı dizimin ikinci bölümünde görüşmek üzere...












Yorumlar