Yunus Emre'ye ait olmayan Dizelerle Kurgu Yeni Rejime Dair Okumalar
- 28 May 2025
- 4 dakikada okunur
Türkiye'de, normal, sıradan bir vatandaşın duyup da anlayamayacağı çok fazla subliminal yazı, konuşma, görsel yer alıyor. Dolayısıyla asıl amaçlanan, hedeflenen, ifade edilmek istenen bir çok kavram, gelişme farklı anlamlar boyutlar kazanıyor.
Ben bir edebiyatçıyım, çok okur çok araştırırım ve ilginç bir hafızaya da sahibim, Yunus Emre gibi evrensel bir halk ozanı değerimizin, sadece zamanının değil asırların felsefecisi olduğuna da inanlardanım.
Yunus Emre'li Yeni Bir Millet Tanımı mı, Yeni Bir Rejim mi?
27 Mayıs 2025 tarihinde MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Ülkücü Şehitleri Anma Günü'nde yaptığı konuşmasında alıntıladığı şiirsel dize şöyleydi:
"Olsun be aldırma,
Yaradan yardır,
Sanma ki zalimin ettiği kârdır,
Mazlumun ahı indirir şahı,
Her şeyin bir vakti vardır."
Her nekadar halk ozanımız Yunus Emre'nin satırları olarak atfedilse de alıntılanan şiir Uğur Işılık'a aittir
Yunus’un gerçek dizelerinde ise daha evrensel ve söze tevazu katan bir adalet anlayışı vardır:
"Zalimin zulmü varsa, mazlumun da ahı vardır;
Ah çıkar, aslına döner, zalimi bulur"
Bu iki şiir arasında edebi, felsefi, sosyolojik ciddi farklar vardır.
Bahçeli konuşmasında dikkat çeken bir ifade daha kullandı:
“O vakit Türkiye Yüzyılıyla simgelenmekte, yeni bir milli birlik ve kardeşlik asrıyla tebarüz etmektedir.”
Bu cümle, sadece retorik bir umut cümlesi mi, yoksa Türkiye Cumhuriyeti'nin rejimsel kodlarını değiştirecek sessiz bir ülkeye geçişin iç kapısı mı?
Hedef Yeni Anayasal Kodlar mı?
Yukarıdaki ifade, Cumhuriyet’in 100. yılına karşılık gelen Türkiye Yüzyılı söyleminin içine, yepyeni bir siyasal ve toplumsal rejim iddiasını yerleştiriyor olabilir. Sorun şu: Bu “asır” neye göre şekillenecek? Anayasa mı değişiyor, rejim mi? Bahçeli’nin tanımladığı bu “yeni asır”, Cumhuriyet’in kurucu felsefesine paralel mi, değil mi; onu ikame eden bir anlayış mı taşıyor? Bu soruların gerçek cevaplarını bir çok vatandaşımız merak ediyor.
Sayın Bahçeli'nin “Yeni bir milli birlik ve kardeşlik asrı” ifadesiyle “Türkiye Yüzyılı” arasındaki bağlantı, Cumhur İttifakı'nın son dönemdeki anayasa değişikliği talepleriyle birlikte okunduğunda, karşımıza son derece stratejik bir hedef çıktığını okumak zor olmasa gerek:
Var olan anayasal düzeni, yani:
- Laik, demokratik, sosyal hukuk devleti ilkesini temel alan Anayasa'nın Başlangıç metnini,
- 66. maddeyi (yurttaşlık tanımı),
- Ve özellikle 101. maddeyi (Cumhurbaşkanının en fazla iki dönem görev yapabileceği ve 50+1 ile seçileceği kuralını),
değiştirme.
Anayasa Çalışmaları: Demokratik mi, Otoriter mi?
Yeni anayasa çağrıları, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Bahçeli tarafından sıkça gündeme getirilmesine rağmen, Cumhur İttifakı açısından yolunda gitmeyen bir süreç var. Neden mi?
Meclis aritmetiğiyle (400 vekil) yapılmak istenen bir anayasa değişikliği, halk oylaması olmadan geçirilirse bu demokratik meşruiyet açısından sorgulanabilir olur.
Özellikle “toplumun rızası alınmadan” yapılan değişiklikler, toplumsal sözleşme mantığını bertaraf eder.
Bu durumda da, fiili olarak yeni bir devlet yeni bir ülke düzeni kurulması algısını yaratır.
Kısacası, toplumun büyük kesiminin rızasını almadan, sadece meclis aritmetiğiyle (400 milletvekili) bu değişikliklerin geçirilmek istenmesi, demokratik meşruiyeti tartışmalı hale getiriyor.
Rıza Dışı Dönüşüm ve Baskı
Toplumun bir kesimi — Atatürkçü, laik, demokrat, cumhuriyetçi kesimler — bu dönüşümün dışında bırakıldıklarını hissediyor. Nitekim:
Medya, sivil toplum ve yargı üzerindeki baskı
Muhalefet üzerindeki kriminalizasyon
İfade özgürlüğünün daralması
gibi uygulamalar, bu dönüşümün otoriter yöntemlerle dayatıldığını düşündürüyor.
Yeni Millet Tanımı Ne Anlama Geliyor?
Bu bağlamda “Yeni bir millet tanımı” ifadesi, sadece kimlik (etnik/dinsel) temelli bir yaklaşımı değil, anayasal vatandaşlık rejiminin değişimini ima ediyor olabilir.
Bu tanım,
- Eşit yurttaşlık anlayışının yerine;
- Meşruiyet çıtasını düşürecek seçim sistemlerini,
- Ve siyasi iktidarın sürekliliğini garantileyecek anayasal dizaynları getirebilir.
Yani mesele, "millet kimdir" sorusundan çok, "devlet nasıl bir çerçeveyle yönetilecek" sorusunun yeniden tanımlanmasıdır.
Bahçeli'nin “yeni bir milli birlik ve kardeşlik asrı” ifadesiyle ima ettiği, yalnızca kültürel veya etnik bir dönüşüm değil — anayasal rejimin temel parametrelerinin değiştirilmeye çalışıldığı bir yeniden inşa projesidir.
Buradaki “millet tanımı”, klasik anlamda etnik kimlikten öte; devletin yapısal tanımını belirleyen anayasal çerçevenin yeniden yazımıdır.
Somut Göstergeler:
-Anayasa'nın Başlangıç Metnin de,"Laik", "sosyal", "demokratik hukuk" devleti ve "Atatürk ilke ve devrimleri" tanımı yer alır. Bu, Türkiye Cumhuriyeti’nin rejimsel teminatıdır.
-Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı üzerinden tanımlanan “millet” kavramı, eşit yurttaşlığı esas alır.
-101. Madde: Cumhurbaşkanının görev süresi en fazla 2 dönemdir; seçilmesinde, halk oyuyla 50+1 çoğunluk aranır.
-50+1 yerine, "en çok oyu alan" denilerek yapılacak bir geçiş = Meşruiyet çıtasını düşürme anlamına da gelir.
Cumhuriyet tarihinin en temel direklerinden biri olan kuvvetler ayrılığı, yerini Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile tek merkezli bir yönetim modeline geçiş ile bu sistemin, anayasa aracılığıyla kalıcılaştırılması, kurumsallaştırılması hedefleniyor olabilir mi?
Bahçeli'nin söylemi içindeki "yeni bir asır" vurgusu, belki de ülkemizin Cumhur İttifakınca toplumun rızası alınmadan yeniden inşanın yeni bir dönemicinin ifadesidir.
Şiirle Gelen Ders
Bahçeli'nin konuşmasında Yunus Emreden değil de, Uğur Işılakdan alıntıladığı dizeler arasında aslında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının her birine ders gibi farklar var.
Yunus’un gerçek dizelerinde daha evrensel ve söze tevazu katan bir adalet anlayışı vardır:
Zalimin zulmü varsa,
mazlumun da ahı vardır;
Ah çıkar, aslına döner, zalimi bulur.
Tıpkı Atatürk ve silah arkadaşları ile bir milletin verdiği mücadele ile kazanılmış kurtuluş savaşı sonrası inşa edilen laik, demokratik, sosyal, hukuk Türkiye Cumhuriyetinde egemenliğin kayıtsız şartsız millete teslim edilmesi ve kurumların da bunun üzerine inşa edilmesi gibi.
Bu fark, sadece bir söz farkı değil; bir adalet felsefesi farkıdır. Yunus’un dizesi; sabrı, zamana yayılı ıstırapları ve ilahi adaleti esas alırken; Işılak’ın dizesi daha dünyasal, daha tepkisel ve kendisine odaklı bir adalet arayışı sunar.
Tıpkı bu anayasa tartışmalarında olduğu gibi:
- Kimileri adaletin zamanına, halkın rızasına ve evrensel hukuk ilkelerine vurgu yapar;
- Kimileri ise kendilerine göre şekillenen ve hesaplı adımları adalet sayar.
Bu nedenle, "yeni bir millet tanımı" aslında "yeni bir siyasal rejim" tanımı olabilir. Bu rejimin adalet anlayışı da, bir halkın, toplumun hangi şiire ve hangi evrensel ahlaka
daha yakın olduğuna göre şekillenecektir.




Yorumlar