top of page

Bölgesel Güç Olmak: Bize "Gidin Köşede Oyanayın" Dediler, Kumdan Kaleler İnşa Ettirdiler

  • Yazarın fotoğrafı: Didem Öneş
    Didem Öneş
  • 6 gün önce
  • 7 dakikada okunur

Sevgili okurlarım,


Bugün ele alacağım konu; sınır coğrafyalarımızda birer birer “kumdan kaleler” inşa edilirken, Türkiye’de özellikle yandaş medyanın ve kimi resmî ağızların bu gelişmeleri nasıl yüzeysel, eksik ve yanıltıcı biçimde okuduğudur.


Türk basınında —özellikle iktidar yanlısı yayın organlarında— son dönemde atılan manşetler, bölgesel ve küresel jeopolitiğin gerçek ağırlığını tartışmak yerine, mevcut iktidarı ve Türk dış politikasını abartılı bir başarı diliyle yüceltmeyi tercih ediyor. Bunun en güncel örneklerinden biri, bugün Milliyet Gazetesi’nin manşetinde yer alan“ÇETVEL DEVRİ BİTTİ” ifadesidir.


Bu tür manşetler, ilk bakışta güçlü, iddialı ve özgüvenli bir dış politika anlatısı sunuyor gibi görünse de; gerçekte bölgenin içinden geçtiği iklim temelli jeopolitik dönüşümü, güvenlik mimarisindeki yapısal kırılmaları ve Türkiye’nin karşı karşıya olduğu uzun vadeli riskleri örtmektedir.


Sorun yalnızca gazetecilik dili değildir. Sorun, bu başlıkların arkasında yatan zihniyet dünyasıdır.

Bölgemizde mesele artık harita üzerinde cetvelle çizilen sınırlar değil;

  • kuruyan nehirler,

  • daralan tarım alanları,

  • kırılganlaşan şehirler,

  • artan göç baskısı ve bunların devlet kapasitesi üzerindeki yıpratıcı etkisidir.


Ancak Türk basını —ve ne yazık ki yetkililerin önemli bir kısmı— hâlâ bu yeni gerçekliği okuyabilecek bir kavramsal derinlikten uzaktır. “Çetvel devri bitti” manşetleri atılırken, iklim çağında güvenliğin ne anlama geldiği, hangi alanlarda gerçek güç üretildiği ve Türkiye’nin hangi zeminde ilerlediği soruları bilinçli biçimde es geçilmektedir.


Bu yazıda, tam da bu nedenle; medyada çizilen başarı anlatısı ile sahada şekillenen kırılgan gerçeklik arasındaki farkı, somut örnekler üzerinden ele alacak ve “bölgesel güç” söylemiyle bize inşa ettirilen kumdan kalelerin neden ilk dalgada yıkılmaya mahkûm olduğunu tartışacağım.


Bölgesel Güç Olmak: Bize “Gidin Köşede Oynayın” Dediler, Kumdan Kaleler İnşa Ettirdiler? NEDEN


İklim Çağında Güvenlik, Jeopolitik ve 'Türkiye’nin Gerçek Gücü' Sorusuna Verilmeyen Cevaplar

Palmer Drought Severity Index
Palmer Drought Severity Index

Yukarıdaki görsel: Intergovernmental Panel on Climate Change’nin Altıncı Değerlendirme Raporu (AR6) kapsamında hazırlanmış Working Group II (Impacts, Adaptation and Vulnerability) bölümünden türetilmiş bir haritadır. Küresel bilimsel konsensüsün özetlenmiş bir görselleştirmesidir. IPCC AR6 – İklim değişikliğinin Akdeniz ve Türkiye dâhil olmak üzere şehirlerde uzun vadeli kuraklık riskini artıracağını gösteren bilimsel projeksiyondur yani bilimsel ispatlı bir veridir. Eee, ne alakası var attığın başlıkla diyenler çıkacaktır; bakın anlatayım:  “İklim Çağında Güvenliğin Yeni Haritası: Kuraklık Kuşağı Genişliyor” demektir bu harita. Yani Milliyet Gazetesinin attığı manşet boşa düşecek Kumdan Kaleleri bize izah etmekten çok uzak. Haritanın solunda yer alan bilgiye göre, 357 milyon ek şehirli nüfus, bu ısınma seviyesinde aşırı kuraklık riskiyle karşı karşıya kalacak. Bu, ani bir felaketten çok yavaş ilerleyen ama sistematik bir çöküş anlamına geliyor.


Harita, Akdeniz havzasını (İspanya’dan Türkiye’ye, Kuzey Afrika’dan Orta Doğu’ya uzanan kuşak) dünyanın en hızlı kuraklaşan bölgelerinden biri olarak gösteriyor.

Türkiye:

  • küresel ortalamanın üzerinde ısınan

  • yağış rejimi bozulan

  • buharlaşma oranı artan bir coğrafyada bulunuyor.

Bu harita mevsimsel bir kuraklığı değil,uzun vadeli, kalıcı kuraklaşma eğilimini gösteriyor.

  • İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük kentlerde su arzı baskı altında baraj rejimleri kırılgan nüfus yoğunluğu riski büyüyor

Bu nedenle kuraklık: sadece tarım sorunu değil kent güvenliği ve iç istikrar sorunu.


Geleceğin çatışma ve kırılganlık alanları, sadece petrolün olduğu, enerji hatlarının olduğu yerler değil; suyun azaldığı yerler olacak.

Türkiye’nin çevresine bakarsak: Orta Doğu- Kuzey Afrika- Doğu Akdeniz, hepsi aynı kırmızı kuraklık kuşağında. Bu da şu zinciri doğurur:

  • kuraklık → üretim düşüşü

  • üretim düşüşü → göç

  • göç → toplumsal ve siyasal gerilim

Yani bu harita, klasik bir iklim grafiği değil ;geleceğin güvenlik haritasıdır. Bu haritanın Türkiye’ye söylediği şey çok açık: Türkiye, iklim çağında “kuraklık merkezli güvenlik riski” yaşayan bir ülkedir.

Dolayısıyla: “Bölgesel güç” söylemi; enerji koridorları; askerî haritalar tek başına yeterli değildir.

Gerçek güç artık:

  • suyu yönetebilmekte

  • şehirleri dayanıklı kılmakta

  • toplumsal kırılganlığı önleyebilmekte yatıyor.


Bir de İktidarın, Cumhur İttifakının ve bürokrasinin ve dahi medyanın uğraştığı konulara bakalım: İnşaat, uzaya gezgin gönderme, her türlü üçüncü dünya ülkesine (bunların çoğu kuraklık yaşayacak) yol, inşaat yapma, onların İMFye olan borçlarını kapatma, "Bölgesel Güç" iddiası ile askeri, ticari yatırımlar, "Almanya bizi kıskanıyor" diyerek saklanan enflasyon oranları ile oyanayan kurumların yarattığı algılar, "ekonomimiz şu kadar büyüdü, dünyanın ilk on bilmem ne sırasındayız" diye avunmalar. Eğitimden, sağlığa vatandaş bir çok yapısal sorunlarla boğuşurken, göç dalgalarının yarattığı plansız ve gelecek için milli risk olacak şehir güvenliğini yönetememek... Bunların yanı sıra, muhalefeti bastırmak için yasalarla oynamak, toplumsal dengelerle oynamak, yeni riskler yaratmak. Bir de çerçevesi, amacı bilinmeyen bir "Terörsüz Türkiye" sloganı ile halkı yormak ama demokrasiyi, hukuku anmamak... Yetmedi, yeni anayasa diye tutturmak ve var olan anayasaya bile uymamak... Yetmedi, "biz var olan rejimi, Atatürk devrimlerini ilkelerini, beğenmiyoruz REJİMİ toptan değiştirmek istiyoruz, Türk, Kürt, Arap birliği ile yeni bir ülke yaratacağız ve bölgenin değil aynı zamanda dünyanın en büyük gücü olacağız. Aç tavuk kendini darı ambarında sanırmış.


Bize uzun süre “bölgesel güç” olduğumuz söylendi; Trump geçti övgüler yağdırdı; övgülerin arasına alaycı cümleler de ekledi. Ama aynı anda şunu da fısıldadılar: “Gidin, köşede oynayın.” Oyun alanı belliydi. Enerji hatları, geçiş koridorları, vekâlet savaşları ve jeopolitik gösteriler…Bize kum verdiler; kaleler inşa etmemizi istediler.


Uzaktan bakıldığında o kaleler görkemli duruyor değil mi? Haritalarda merkezdeyiz, söylemlerde güçlü, masalarda “oyuncuyuz”. Hatta "oyunu biz kuruyoruz"...


İyi de oynanan oyun yeni çağın gerçek oyunu değil, iklim çağının oyunu değil.

İklim krizi derinleşirken, biz enerjiyle meşgulüz, ama kimin enerjisiyle! Kuraklık ilerlerken, biz koridorlarla övünüyoruz; iyi de kimin koridorları. Göç şehirleri zorlarken, biz hâlâ askerî haritalara bakıyoruz ve HTŞ yani Colani güçleri veya yeni adı ile geçici Arap Suriye Hükümeti El-Şaranın ordusu yaşasın, hiç direnen olmadan, SDG ve YPG ve PKKlıları Halepten, vs önemli yerlerden çıkarttı, Türkiye sınırında hapsetti; ABD artık SDG ile iş tutmayacak HTŞ lideri, bizim de desteklediğimiz El-Şara ile iş tutacak. Suriye sözüm ona üniter devlet olarak kalacak. Şaka gibi değil mi?


Bugün uluslararası sistem, “kurallara dayalı düzen” anlatısından uzaklaşmış durumda. Yerini;

  • rekabetçi çok kutupluluk, (dense de çok kutuplu düzen iki kutuplu düzene geçecek)

  • jeopolitik parçalanma,

  • polikriz gibi kavramlarla tanımlanan bir yapı aldı.

Bu yeni düzende güç; normlardan değil, evrensel kurallardan değil, erişimden, koşulluluktan ve dayanıklılıktan türetilecek. İklim krizi ise bu düzenin yan ürünü değil; hızlandırıcısı ve kurucusudur. İklim değişikliği artık “gelecek kuşaklar” meselesi değil. Bugünün: güvenlik planlaması, devlet kapasitesi, toplumsal istikrar dosyasıdır.

İklim; bazı coğrafyalarda erişim üretir, bazılarında ise daralma ve kırılganlık. Tam da bu nedenle, jeopolitik etkisi eşitsiz ama serttir.


Arktik: Trump boşuna Grönland demiyor: Erişimin Güce Dönüştüğü Coğrafya


21.yy ortalarında adamın biri çıkıyor, bir ülkenin, egemen bir ülkenin ve egemenlik hakları olan bir alanın insanlarına; "topraklarını bana sat ya da seni oradan atarım" diyor. Yani özetle - parayla sat ya da savaşla kaybet- neden? Arktik’te buzlar erirken, haritalar yeniden çiziliyor da ondan. Yani yeni çizimler yeni cetveller. Yeni deniz yolları, yeni maden alanları, yeni askerî konuşlanmalar…

Bu yüzyılda iklim değişikliği: barış getirmeyecek, rekabeti hızlanacak.


John Healey’in 2023’te dile getirdiği “High Arctic” uyarısı tam da bunu anlatıyordu: İklim, güvenliğin yeni cephesini kuzeye taşıyor dedi adam. John Healey, Birleşik Krallık siyaset sahnesinde uzun yıllardır aktif olan bir parlamenterdir: Healey, 5 Temmuz 2024 tarihinde Birleşik Krallık Savunma Bakanı (Secretary of State for Defence) olarak atandı ve bu görevi hâlen yürütmektedir. Bu görev, Birleşik Krallık hükümetinde en üst düzey savunma pozisyonudur; Savunma Bakanı Ulusal Güvenlik Konseyi’nin bir üyesidir ve İngiltere’nin savunma politikalarını belirler, NATO ve diğer uluslararası işbirliklerini yönetir.


“High Arctic” Uyarısı Nedir? Arktik ve “High Arctic” Bağlamı

“High Arctic” terimi, gezegenin en kuzeyindeki Arktik denizlerini ve çevresindeki kara alanlarını kapsar. Bu bölge, uzun yıllar boyunca çevresel ve bilimsel çalışmalar için önemli olsa da, son dönemde stratejik bir jeopolitik sahaya dönüşmüştür. Bunun temel nedeni:

  • İklim değişikliği Arktik’te küresel ortalamadan çok daha hızlı ısınmakta ve deniz buzlarını eritmektedir.

  • Buzun erimesiyle birlikte daha önce ulaşılamayan deniz yolları açılmakta, stratejik deniz yörüngüleri ortaya çıkmakta ve deniz ticaret rotaları yeniden şekillenmektedir.

  • Daha fazla deniz yolu ve açık su, askeri konuşlanmayı, denizaltı kablolarını, sevkiyatı ve maden/enerji kaynaklarına erişimi jeopolitik bir rekabet alanına dönüştürmektedir. 


Healey’nin “High Arctic” Uyarısı

2023’te Healey, iklim değişikliğinin güvenlik sonuçlarına ilişkin uyarılar yaparken özellikle Arktik’in stratejik önemine vurgu yaptı. Kendisi, iklim değişikliğinin sadece çevresel bir durum olmadığını, bunun güvenlik dengelerini ve askeri öncelikleri doğrudan etkilediğini belirtti. Bu bağlamda, High Arctic bölgesinin “bir sonraki on yılda güvenlik tehditlerinin ve zorunluluklarının önemli bir odağı hâline geleceğini” ifade etti. Bu uyarının arka planı, mevcut bilimsel bulgularla da uyumludur:

  • Arktik bölgede deniz buzlarının erimesi, daha fazla deniz yolu (örneğin Kuzey Deniz Rotası) ve yeni kaynak erişimi imkânı yaratıyor.

  • Bu da bölgenin jeopolitik rekabet sahasına dönüşmesine yol açıyor ve askeri planlamada yeni stratejik düşünceleri zorunlu kılıyor.

  • Jeopolitik rekabet: ABD, Rusya, NATO ve diğer aktörler bölgeye yönelik güvenlik stratejilerini yeniden şekillendiriyor.

Bu uyarı, Healey’nin savunma politikası konuşmalarında NATO ve Avrupa güvenliği ile ilişkilendirildi. Özellikle soğuyan buzların açtığı deniz yolları, yeni üs alanları, kritik enerji/maden kaynakları ve artan büyük güç rekabeti bakımından Arktik artık “stratejik öncelik” olarak görülmektedir.


Akdeniz–Mezopotamya- Ortadoğu: Daralmanın Güvenliğe Dönüştüğü Alan

Aynı iklim krizi, Türkiye’nin içinde bulunduğu kuşakta ters yönde çalışıyor. Burada buzlar erimiyor; çetvelle çizilen haritalar yok sanılıyor çünkü asıl toprak çatlıyor.

Kuraklık; tarımı zayıflatıyor, suyu stratejikleştiriyor, gıdayı pahalılaştırıyor, göçü hızlandırıyor.

Bu süreç, gelecek için çok daha büyük askerî bir tehdit üretecek; devlet kapasitesini içeriden aşındıracaktır.

Kuraklık, Göç Gümbür Gümbür Geliyor.

İklim çağında göç çoğu zaman kalıcıdır. Kırsaldan kente, küçük kentlerden metropollere yönelen bu hareket: kent altyapısını zorlar, iş piyasasını baskılar, toplumsal uyumu kırılganlaştırır. Bu nedenle iklim kaynaklı göç, insani olduğu kadar siyasal bir güvenlik meselesidir. Biz ise neredeyse her kimlikten insana açtık kollarımızı, ENSAR dedik. Bu bile güvenlik politikamızın "öngörüsüzlüğünü" ispatlar.


Türkiye: Kumdan Kale mi, Dayanıklı Yapı mı?

Türkiye uzun süre jeopolitiğini: enerji hatları, askerî denge, geçiş koridorları üzerinden okudu.

Bu okuma artık yetersizdir.

İklim çağında güvenlik:

  • sınırda değil,

  • şehirde, barajda, tarlada ve toplumda başlar.

Gerçek güç artık şuradadır: suyu yönetebilmekte, gıdayı sürdürülebilir kılmakta, kentleri dayanıklı hâle getirmekte, toplumu krizlere karşı ayakta tutabilmekte.


Hadi kendinize şu soruyu sorun: "Suyu yönetebilen bir iktidarımız mı var"- "Gıdayı sürdürebilir, tarımı geliştiren, ülkenin tarım alanlarını koruyabilen bir iktidarımız mı var" yoksa tarım politikalarıyla çiftçiyi bitiren mi? Kentleri dayanıklı hale getirmek TOKİ evleriyle yüksek yüksek binalar dikmekle mi mümkün? Toplumu krizlere karşı ayakta tutmak derken toplumun zengin kesimlerini ayakta tutmak ama emeklisini, işçisini, ücretli maaşa yani asgari ücrete talim edenleri her geçen gün aşağıya çekmek mi politika. Yetmezmiş gibi toplumun fay hatlarıyla oynayarak, toplumsal kıırılmalar yaratmakla mı dayanıklı toplum mümkün? Gençlerin umutlarının tükenmesiyle mi toplumsal dayanıklılık mümkün?


Demek ki neymiş, ister çetvelle çizilmiş haritalar isterse cetvelsiz haritalar....


Bize Oyun Oynattılar, Ama Zemini Gizlediler

Bize “bölgesel güç” dediler. Gidin köşede oyanyın dediler, oynadığımız oyun bu çağın oyunu değil.

Bize kumdan kaleler yaptırdılar; çünkü gerçek güç alanlarıyla ilgilenmemizi istemediler.

Oysa iklim çağında güç: gösterişli değil, dayanıklıdır.

Türkiye için asıl soru artık şudur: Kumdan kaleleri mi onaracağız,yoksa zemini sağlam bir yapıyı mı inşa edeceğiz?



 
 
 

Yorumlar


didem Fotoğraf 1_edited.jpg

Merhaba, uğradığınız için teşekkürler!
Hi, thanks for stopping by!

Paylaşımlardan haber almak için

Let the posts come to you

  • Facebook
  • Instagram
  • Twitter
  • Pinterest

Benimle iletişime geçmek için/
Let me know what's on your mind

GÜNDELİK DERİNLİK    DEEPLY DAİLY

bottom of page