top of page

CHP- ÖZGÜR ÖZEL 100 YIL SONRA BİR KEZ DAHA KURTULUŞ SAVAŞINI BAŞLATTI: ANLAYANA

  • 6 May
  • 5 dakikada okunur

Büyük dönüşümlerin başladığı dönüm noktaları, çoğu zaman o anda yaşayanlar tarafından fark edilmez. Sonradan, tarihçiler o kritik kırılma noktasını bulur ve "işte o gün" der. 4-5 Mayıs 2026'nın, Özgür Özel'in özellikle 5 Mayıs 2026 günü Grup Toplantısında yaptığı açıklamalar, o günlerden biri olup olmadığını bize zaman içinde gösterecek. Ama elimizdeki veriler, söylenenlerin derinliği ve tarihsel benzerlik, umut için ciddi gerekçeler sunuyor.


Yüz Yıl Önce Ne Oldu?


1919 yılında Anadolu'nun durumu düşünüldüğünde, bağımsız modern bir ülke için zaferin mümkün göründüğü pek az veri vardı.


O tarihte:

Başkent İstanbul işgal altındaydı.

Osmanlı ordusu silah bırakmıştı.

Hukuk fiilen askıya alınmıştı. Zaten hukuk denilen şey medeni, çağdaş temele oturmuyordu.

Padişah ve saray bürokrasisi sırf kendi iktidarları devam etsin diye işgalcilerle uzlaşma yolunu seçmişti. Mustafa Kemal atatürk ve onun gibi düşünenleri vatan haini ilan etmişlerdi.


O koşullarda Mustafa Kemal'in yaptığı şey şuydu: sarayın karşısına halkın iradesini koymak. Samsun'dan Erzurum'a, Sivas'tan Ankara'ya uzanan o yolculuk boyunca Atatürk ve taraftarları köy köy, kasaba kasaba dolaştı; yerel kongreler topladı, delegelerin imzalarını aldı, meşruiyetini halktan devşirdi. Sarayın fermanlarına karşı halkın kararlarını koydu. Ve bu kararları belgeledi, kongre zabıtlarıyla, milletin vekâletini kâğıda dökerek.


O gün de soru şuydu: Saray tüm kurumsal ağırlığıyla Mustafa Kemal ve Atatürkçülerin üzerine gelirken, Atatürk ve Atatürkçülerin direnişi nasıl meşru kalıabilirdi?


Yanıt çok basit, halkın içinden doğan, halktan alınan meşruiyet; Sarayları, padişahları ve onların devlet düzenini elbette alt ederdi. Etti de...


Yüz Yıl Sonra Aynı Soru, Farklı Koşullar


2025-2026 Türkiye'sinde elbette bir dış işgal yok. Elbette bir dış düşman yok. Ancak Atatürk'ün kurduğu rejimden farklı bir rejimi dayatmak isteyen bir küresel güç dayanışması var. Böylesi bir ortamda iktidarın devlet kurumlarını muhalefete karşı nasıl araçsallaştırdığına bakıldığında, yapısal benzerlik, benim gibi bir çok vatandaş açısından,rahatsız edici biçimde belirginleşiyor.


15,5 milyon kişinin imzasıyla belirlenen CHP cumhurbaşkanı adayı, tutuklandı. Bir çok vatandaş, "adayımı bırak, sandığı getir" diyerek imza attı; cevap gelmedi. CHP'li belediyeler peş peşe operasyonlarla hedef alındı. "Mutlak butlan" adıyla anılan hukuki girişim, partinin varlığının kendisini hedef aldı.. Yargı, emniyet, medya ve bürokrasi, devletin tüm kurumsal kapasitesi, muhalefeti işlevsizleştirmek istercesine yeni bir rejim üretti sanki.


Bu gelişmelerin bir ayağı da, partinin küskünlerini ve zayıf bağlı isimlerini tespit edip onları hukuki kaldıraç noktasına dönüştürmekti. Kurtuluş Savaşı'nda da Mustafa Kemal'in karşısında yalnızca dış işgal yoktu; içeride de kimi muhalif odaklar ya da saray yanlıları ve İstanbul basınının önemli bir bölümü karşı cephedeydi. Demem o ki şartlar hiçte birbirinden farksız değil.


Peki, günümüzde bu benzer şartlara rağmen, CHP ve Özgür Özel ne yaptı?

Dağılmadı.


O küskünler, CHP Disiplin Kurulu tarafından ihraç edildi. Parti mekanizmaları ve örgüt disiplini çalıştı. Bu bir örgütün çöküşünün değil, işleyen bir bağışıklık sisteminin göstergesidir.


4 Mayıs: Savunmadan Hücuma


4 Mayıs 2026'da CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi'nde bir açıklama yaptı. Bu açıklama hiç de sıradan bir duyuru değildir. Derine bakıldığında, bir dönüşümün resmen ilanıdır.


Bu dönüşümün görünürdeki rakamları şunlardır:

  • 81 il, 973 ilçede eş zamanlı saha operasyonu

  • 4 Mayıs itibarıyla aktif 106.000 sandık görevlisi — hedef 186.000

  • Her sandık görevlisi, seçim öncesi kendi sandık çevresindeki seçmenlerle en az 5-6 kez yüz yüze görüşecek

  • "Benim Sandığım" uygulamasıyla teknolojik altyapı kurulmuş durumda

  • Tüm ziyaretler ıslak imzalı tutanaklarla belgeleniyor


Bu rakamların anlamı şu: Türkiye'de hiçbir siyasi parti seçime bu kadar erken, bu kadar sistematik ve bu kadar belgelenmiş bir kapı siyaseti modeliyle hazırlanmamıştır. Nominal değil, yapısal bir fark bu.

Özel'in o gün söylediği "ıslak imzalı tutanakları almadan geriye dönmeyecekler" cümlesi, 103 yıl önce Anadolu'da kongre zabıtlarına imza toplayan Atatürk taraftarlarının yöntemini çağrıştırıyor. Belki bilinçli bir tercih değil. Ama nesnel olarak aynı mantık: sarayın fermanına karşı halkın imzasını koymak.


5 Mayıs: Vizyon ve Hesap

Bir gün sonra, TBMM Grup Toplantısı'nda Özel çok daha geniş bir tablo çizdi. Bu konuşma, yalnızca muhalefet söylemi değil; alternatif bir devlet anlayışının taslağıydı. Üç temel eksende somut veriler sıralandı.


Ekonomide tablo:

Dört aylık enflasyon yüzde 14,6'ya ulaştı; hükümetin tüm yıl için belirlediği yüzde 16 hedefine dört ayda gelinmiş oldu. Aylık yüzde 4,18'lik oran, dünyadaki 100 ülkenin yıllık enflasyonunu geçiyor. Asgari ücret son dört ayda 4.100 TL eridi. Domates tarlada 40 liradan markette 200 liraya çıktı — yüzde 400 artış. Öte yandan son beş yılda 30 milyon dolar üzeri servete sahip kişi sayısı 2.174'ten 4.208'e çıktı. Yoksullaşma ve servet birikimi eş zamanlı ilerledi; bu tesadüf değil, sistemin tasarımının sonucu.


Dış politikada yapısal yalnızlık:

Türkiye, Avrupa Güvenlik Eylemi programından dışlandı — bütün Avrupa içinde, biz dışındayız. Rusya-Ukrayna müzakereleri Suudi Arabistan'da yapıldı; Türkiye masaya davet edilmedi. ABD-İran geriliminde arabuluculuk girişimi karşılıksız kaldı; görüşmeler Pakistan'da yapıldı. ABD'nin Türkiye Büyükelçisi, Antalya'da Türkiye'yi Ortadoğu kapsamında konumlandıran açık bir demeç verdi; herhangi bir resmi itiraz gelmedi.


İkili hukukun belgesi:

Kırıkkale Keskin'de AKP'li belediye başkanı hakkında müteahhitten gelen 1,2 milyon TL'lik banka transferi deliline rağmen belediye başkanı tutuksuz yargılanıyor. İmamoğlu ise somut delil olmaksızın tutuklandı. İki davanın yan yana gelmesi, bir hukuk sisteminin kime neye göre işlediğinin göstergesidir.


Ben Yine Yeniden Neden Umutvarım?


Bu soruya kişisel sezgilerle, romantik tarafımla değil, verilerle yanıt vereceğim:


Mobilizasyon gerçek ve ölçülebilir. 


15,5 milyon kişi tepkisel olarak bir duruş sergilemek için CHP Cumhurbaşkanı ön seçim sandığına gitti; oy kullanmak için değil, bir müdahaleye itiraz etmek için. O günden bu güne107 miting yapıldı. Kasım 2023'ten bu yana 242 kez meydanlar doldu. Bunlar sanal rakamlar değil, sokaktaki ve ispatlı veriler


Örgüt baskı altında çalışmaya devam etti. 


Belediye operasyonları, mutlak butlan girişimi, cumhurbaşkanı adayının tutuklanması, bunların hiçbiri örgütü işlevsiz kılmadı. Üye sayısı 1,2 milyondan 2 milyona yaklaştı. Baskı örgütü eritmedi; pekiştirdi, hırslandırdı ve güçlendirdi.


Kapı siyaseti modeli yapısal bir farklılık yaratıyor. 


186.000 sandık görevlisi, seçime kadar her seçmenle defalarca yüz yüze görüşmüş olacak. Türkiye seçim tarihinde bu ölçekte ve bu kadar erken başlatılmış bir taban örgütlenmesi yok.


Ekonomik tablo iktidarın lehine değil. 

Aylık enflasyonun yüz ülkenin yıllık enflasyonunu geçmesi, sosyal patlamanın uzağında değil. Tarihsel olarak bu düzeyde bir refah erozyonu, siyasi değişimlerin önündeki en büyük engeli, "ne olursa olsun ekonomi iyi" algısı artık ortadan kalktı.


İktidarın uluslararası meşruiyet sorunu derinleşiyor. 


ABD Büyükelçisinin kendi ağzından dökülen "onda olmayanı veriyor" ifadesi, Erdoğan yönetiminin uluslararası arenada meşruiyet açığını resmi bir dille tescilledi. Avrupa güvenlik mimarisinden dışlanmak, diplomatik manevra alanını her geçen gün daraltıyor. Dünya da otoriterleşmeye karşı evrensel bir akım başladı ve "Yeni Liderlik" kavramı bu günkü AKP ve MHP veya diğer tüm partilerdeki " otoriter lider" algısının dışında " üreten, dayanışan, yol gösteren, hesap veren" modeline geçiş yapmakta.


EVET BU DEFA UMUTVARIM


Umut, naif bir duygu değildir. Hesaplı, veriye dayalı bir öngörü ile olursa başarının anahtarıdır.


Özgür Özel'in, 4-5 Mayıs 2026 açıklamaları, bir muhalefet partisinin olağan seçim hazırlığı değil. Devletin tüm kurumsal ağırlığıyla üzerine yürüdüğü bir yapının, bu baskıya rağmen değil bu baskıyı tanımlayarak mücadeleyi seçmesinin ilanıdır.


Tarih, her zaman en güçlünün değil; en ısrarcının, en örgütlünün ve tam doğru anda doğru hamleyi yapanın yanında durdu.


Bu defa umutvarım — çünkü rakamlar öyle söylüyor.



 
 
 

Yorumlar


didem Fotoğraf 1_edited.jpg

Merhaba, uğradığınız için teşekkürler!
Hi, thanks for stopping by!

Paylaşımlardan haber almak için

Let the posts come to you

  • Facebook
  • Instagram
  • Twitter
  • Pinterest

Benimle iletişime geçmek için/
Let me know what's on your mind

GÜNDELİK DERİNLİK    DEEPLY DAİLY

bottom of page