Dünyanın ve Türkiye'nin Karışık Gündeminde İnsanın Kendisi İçin Yapabilecekleri
- 13 saat önce
- 6 dakikada okunur
Değerli Okurlarım,
İnsatgram sayfamdan da takip edenleriniz, sosyal mecrayı bir nevi tanıklık ve albüm gibi kullandığımı biliyor. Facebook'a ise hemen hemen hiç girmem, bakmam bile. İnstagramda paylaştığım fotoğraflar, yazılar ise Facebook sayfama yönleniyor. Ayarlamalarımı öyle yapmıştım. Dolayısıyla Facebook'a girmeden paylaşımlarım sayfamda yer alır. Bu girrişi yaptıktan sonra asıl konuya geçelim.
Cuma, 19 Haziran günü uzun bir aradan sonra Kadın ve Doğum Uzmanı Doktorum Sayın Cüneyt Genç'e gittim. Manapoza 53 yaşımda girmiş ve döngülerden kurtuldum diye sevinmiştim. 54 yaşımda ise bir gün şiddetli bir kanama nedeniyle "bu ne şimdi" diyerek doktorumu, sevgili Cüneyt Bey'i aradım. "Atla gel bir bakalım" dedi. Hiç bir branşta muayene olurken açıkcası huzursuz olmam, yine de jinekolojik muayene beni her zaman biraz tedirgin edegelmiştir. Ama harika bir doktorum var, güler yüzlü, anlayışlı, sakin ve dahası duyarlı; hemşire deseniz yumuşacık bir insan, dolayısıyla bir sene sonra yaşanan o kanamanın tedirginliğini üzerimden kolayca attım. O gün artık geriye kalan yumurtalık faaliyetimden ne varsa geride bıraktığımı görünce inanır mısınız, "oh be" diye sevindirik olmuştum. O günden sonra bir kez dahi kontrole gitmedim. Evet, benim gibi aydın bir insan böylesine bir rahatlamanın sonucu jinekoloji ile ilgili ne varsa rafa kaldırmayı bilinçsizce seçmiştim. Doktorumla ara sıra telefonla yaptığımız her görüşmede, "Didemcim, gel bir muayene edelim, var mı sıkıntı bir bakalım" dese de; hep geçiştirdim.
Bu dört yıl boyunca, jinekolojinin sadece doğurganlık veya miyomlar, kistler, smirlerden ibaret olduğu var sayımıyla, aslında en önemli, hatta üremekten, doğurmaktan bile daha önemli, bir insanın tüm yaşam kalitesini etkileyen süreci atlamıştım. Bu benim suçum değildi; modern tıptan tutun, kültürel kodlara ve bilimsel çalışmalara kadar her şey herkes 45 yaşından sonra kadınları unutuyordu. Ama ticari bir amaçla yaklaşılan kadın için estetik cerahisinden tutun, dermotalojiye, botoxlara, dolgulara, diyetisyenlere vs vs her şey kadının kozmetik alanıyla sınırlanmıştı. Madem doğurganlığın bitti, genç ve dinç bir vücuda, yüze sahip olacaksın ki, hayat devam ediyor olsun! Dünyada milyonlarca kadın, dolgu dudaklar, doldurulmuş memeler ve hatta popolar ile tek örnek olmaya başlamıştı. Kaşlar deseniz uzaylı gibi yaylı ve kalkık, ciltler ise kırışıksız ama donuk...herkes tek bir fabrikadan çıkma! Her yer, spor salonu veya evlerde online spor eğitimleriyle, en moda ne varsa, ona yöneliyor, YOGA yogalıktan çıkıp gösteri sanatına evriliyor, pilates dersleri kişiye özel olması gerekirken herkese aynı hareketler bocalanıyor; Yok kırmızı ışık, yok mor ışık banyoları, yok tuz mağraları yok bilmem ne masajları...
Evet, bunların hepsi harika ve insana elbette iyi geliyor; ama bir şeyler hep eksik. Neden? Bedenimizin dışıyla, kozmetikle o kadar meşgulüz ki, içimizde olan bitenleri algılamakta gecikiyoruz. Elbette, "bağırsak sağlığı" "ruh sağlığı" " İnsulin direnci" vs gibi her dönem moda olan kitaplar, doktorlar, yayınlar içimizle de ilgileniyormuşuz gibi bir bilinç de yaratıyor. İnsanın içi ile ilgilenmesi aslında bütünüyle ilgilenmesi, öylede çok kolay bir süreç değil. Bu bilgi bombardımanına maruz kaldığımız teknoloji döneminde, içimiz ve dışımızda, dünyada, çevremizde, duygularımızda, arzularımızda, beklentilerimizde ışık hızında gelişmeler yaşıyoruz. Değişiyoruz, ilerliyoruz veya geriliyoruz ama hep yoldayız...
Ben, sertifikalı Aİle Danışmanlığı eğitimi almış bir insan olarak, Yoga Federasyonu Eğitici Eğitimlerinden geçmiş ve sınavda Yoga Eğitmeni olmaya hak kazanmış ve daha nice bilimsel sertifikalı bir birey olarak, çevreme, destek isteyenlere derman olmuş biri olarak; dört yıl boyunca kadın doğum doktoruma bir kere bile gitmemişim. Oysa bu 4 yılda, kilo almış, dizlerimde ve eklemlerimde ağrılar hissetmiş, esneklikte sıkıntılar yaşamış, gece yemelerini normal gibi algılamış, cildimde lekelerin oluşmasına aldırış etmemiş, kırışan cildime dikkat bile etmemiştim. Ama dahası vardı, ruhum donuktu; beynimde sürekli bir sis perdesi var gibiydim, dahası mutfağa neden geldiydim diye kendime sorduğum çok olmaya başlamıştı. Hayatı ya çok boş veriyordum ya da çok fazla takıyordum; Ağzımda dişlerimden birini kaybetmiştim. Ayak topuklarım eskisi gibi pamuk yumuşaklığında değildi, bakım gerekiyor, bakmaya üşeniyordum. Spor yapıyorum ama göbeğim gitmiyordu. Memelerim daha da büyümüştü ve yer çekimi insafsızdı; burnuma gelince o da yer çekimine direnemedi. Odaklanmakta sıkıntı yaşamaya başlamıştım. Günde 4 farklı kitaptan bölümler okuyabilen ben ayda bir kitabı bile bitiremez olmaya başlamıştım. Dahası kelimeleri sanki unutuyordum. Ve bu durumu milyonlarca kadın yaşamaktaydı. Psikiyatristime gittim, "bana garip şeyler oluyor, içim huzursuz, mutsuz gibiyim, hayattan zevk almıyor, gelesiye yaşıyorum, hiç kimseye (kızım dışında) hiç birşeye emek veresim yok; kalabalıkları sevmiyorum, herşeyi, herkesi boş buluyorum; başta kendimi!" diye anlattım, bir de yeme krizlerinden bahsettim. Bağımlı gibi tatlıya bağımlıyım galiba diye kendi kendime de teşhis koydum. Türkiye'nin içinden geçtiği sürece dayanamıyordum, çok üzülüyordum. Elimizden bir ülke alınmış, her yer işgal edilmiş ve yer altından canavarca istila edilmiştik, bir uzaylıların dünyayı istila etmediği kalmıştı, tek kurtuluşumuz onlar diyerek bir kurtarıcı bekler olmuştum. Psikiyatristim, bir çok insanın aynı semptomlarla mücadle ettiğini anlatıp, benim yaşımda seratonin ve dopamin, oksitosinin menapozla inişe geçtiğini anlattı, bana "güçlü bir kadınsın, hayat dolusun aslında ama hormonlar 'evrenimizdir'" dedi. Yani ben hormonlarımsız evrende aslında küçük bir gezegendim. Ve ben, evrende milyonlarca gezegen içinde ya kaybolup gidecektim ya da ışıl ışıl parlayacaktım. İşte böylece, dört sene sonra jinekoloğuma gittim.
Doktorumun Muayenehanesinde Uzun Bir Görüşme
Operatör Doktor Cüneyt Gencin karşında oturdum, anlatım. O her zamanki sakin tatlı tebessümü ile beni dinledi. Anlatacaklarım bittiğinde, Cüneyt Bey bu kez uzun bir konuşma yapmaya başladı; ilk cümlesi "Biz, modern tıp, FDA ve bilimsel tüm kurumlar, siz kadınlardan özür diliyoruz" oldu. Nedenlerini açıkladı, bunca yıl bilim, hormonlar konusunda yanılmıştı. Ama benim için hiçbir şey geç değildi; Bir kadın doğum uzmanı olarak Cüneyt Bey'in aynı zamanda fonsiyonel tıp dalıyla ilgili alanın nimetlerinden de faydalanacaktım. Tam bir buçuk saat 58 yaşımda gelecek için yapacağım yatırımın fizibiletisini çıkardık. Nereye ne yatırım yapacağım nasıl yapacağım planladık. Bana özel bir protokol ile "Österojen" ve "progestrona" başladım; bazı takviyeler de eklendi. Karaciğer, bağırsak sağlığı ve enzimlerimin önemini anlattı. Alkol ve sigara kullanmam ben. Hele menapozla birlikte, özel günler, davetler dışında neredeyse hiç alkol almamaya başladım. o yüzden sigara ve alkolün olmayaşı bir büyük artıydı benim için. Ama kilo durumu işte o önemliydi ve kanser yağ hücrelerinde, şekerle çoğalırdı. İşte sadece hormon değil, yaşam biçimimi de düzenleyecektim. Spor olarak sadece yürüyüş, pilates, yoga değil asıl direnç ve ağırlık çalışmalarına yöneleceğim. Stresi kontrol altına almaya çalışıp, kortizolü düşüreceğim. Geç yatmayacak, uykuma dikkat edip kaliteli uyuyacağım, doğada daha çok vakit geçireceğim gerekirse doğa yürüyüşlerine çıkacağım, Su içmeyi de unutmayacağım. Muayenehaneden çıktıktan sonra, uzun zaman önce aldığım kaş microblading randevuma koştur koştur gittim. Kaşlarım azalmştı, zaten sarı çoğu bir de beyazladılardı ve ben sürekli onları kalem veya pudra ile boyuyordum sıkılmıştım. Bir cesaret kendime kaş yaptırdım. Önce aynada kendimi çok yadırgadım, ama daha ilk haftalarda koyuluğu ve şekli oturmadığından endişe etmemeliymişim. Bunun hormonlarla ne ilgisi var diyeceksiniz. Yok zaten; öylesine anlattım.
Üç Günde Etki Eder mi?
Cuma günü ilk kez Östrojen jeli kullandım. İnce deri olan kol içi bacak içleri vs gibi yerlere sürüleninden, ölçüsü benim oranlarıma göre. Akşam yatmadan bir saat önce Progestrona başladım. Bir başka sürülen jel ise Estiriol. D3K2 takviyesi ve bir iki takviye daha. Bu gün pazartesi; psikolojik mi bilmem ama bu sabah yataktan tüy gibi hafif kalktım, ağrısız sızısız, yıllar önceki Didem gibi, bir şarkı mırıldanarak; aynadaki hatuna bakıp " neber kız? Bu kaşlarla çok komik oldun" diye takıldım ve bir kahkaha attım. Müzik açtım, bu ara soul, blues takılıyorum, bir siyahi kadının o tok ve gür sesinden söylenen şarkıya bayıldım. Kahvemi hazırladım, artık sabahları uyandıktan 90 dakika sonra kahve içilecek. Bu günlük kaçamak yaptım. Simba oğlum (kedim) bana hayran hayran baktığını farkettim, onun o gözlerindeki sevgi beni duygulandırdı ve gözlerim yaşardı. Aaaaa, bana bir şeyler oluyor...Balkonda ayaklarımı uzattım çiçeklerime günaydın dedim sanki bu sabah daha renkliler...Sabahın köründe doktorumu arayıp: "Cüneyt Bey bana bir şeyler oluyor, tarif etmekte zorlanıyorum" diyemeyeceğim için Yapay Zekaya sordum. Bakın Östrojen ve Progestron nelere kadirmiş: hormon tedavisine (özellikle östrojen ve progesteron başlandıktan sonraki ilk haftalarda) böyle bir durum görülebilirmiş. Bu mutlaka kötü bir işaret değilmiş. Neler olabilirmiş?
Daha kolay duygulanma
Eski anıların akla gelmesi
Film, müzik veya küçük olaylara karşı ağlama isteği
Duygusal hassasiyetin artması
Hem hüzün hem de sevinç duygularının daha yoğun yaşanması
"İçim daha açık, daha hassas" hissi
Peki Neden olur?
Östrojen ve progesteron:
Serotonin
Dopamin
GABA
Noradrenalin
gibi beyin nörotransmitterleri üzerinde etkiliymiş. Hormon eksikliğinden sonra yerine konmaya başlandığında, beyin yeni hormonal ortama uyum sağlarken birkaç hafta içinde duygusal dalgalanmalar yaşanabilirmiş. Ve ilginçtir, birçok kadın bunu "yeniden insan gibi hissetmeye başlamak" veya "duyguların geri dönmesi" şeklinde tarif edermiş. 3. gün için bu tablo beni endişelendirmemeli, aksine önümüzdeki birkaç hafta içinde uyku, enerji, zihinsel berraklık ve genel iyilik halimde neler değişeceğini merakla izlemeliymişim.
Onu bunu bilmem ama, sanki renkler geri geldi, eskisi gibi "hissetmeye" başladım; duygularım sanki daha canlı. Bir robot gibi hissetmiyorum.
Şu kısacık deneyimim bile bana hormonların ne kadar önemli olduğunu gösterdi.
Kendinizi lütfen ihmal etmeyin




Yorumlar