top of page

DELİ KADININ MAHALLESİ

  • 14 May
  • 6 dakikada okunur

Her mahallenin bir delisi vardır. Balkondan bağırır, komşuyu küçük düşürür, kimi zaman mahalledeki çocuklara musallat olur, çoğu zaman uydurur, yalan konuşur. Ama mahallelisi onu tanır; dediklerine ve yaptıklarına aldırış etmez. Hatta, mahallenin delisi her ne yaparsa yapsın kimse karışmaz. Aslında mahallenin meselesi "delisi" değildir. Mahallenin meselesi mahallenin kendisidir; delisine verdiği tavizlerdir.


Türkiye son 15 yıldır mahalleleri "delilerle" dolu bir yer haline geldi. İşte 'kendi mahallesinin delisi' olarak görülen Tamar Tanrıyar bu türden biridir. Bugünkü blog yazım, mahallesinin delisi kadının kim olduğundan çok, onundeliliklerinin neden bu kadar verimli yankı bulduğunu, hangi sokağa, hangi merdivenlere yaslandığını anlamaya çalışan bir yazı olacak. Yani "Tamargillerin" mahallesine bir bakış olacak.


Başlık hakkında bir parantez

13 Mayıs 2026 tarihli CHP grup toplantısında Genel Başkan Özgür Özel, Tanrıyar için tam olarak şunu söyledi: "Çalışma arkadaşlarımın namusuna, benim aile hayatıma ilişkin bir deli karıyı çıkarıp o videoları çektirmektedirler."  Sayın Özel'in kullandığı ifadeyi eleştiren kimi karşı mahallenin sakinleri gibi Tanrıyar da "Bak Özgür Özel; DELİ lafını geçtim, bana KARI diye hitap ettiğin için bütün kadınlardan özür dileyeceksin" diyerek kendi yaptıklarının, söylediklerinin, savunduklarının nasıl bir "delilik" hali olduğunu görmezden gelmiş. Karı kelimesi ayrıca hakaret değildir. Öz Türkçeifadedir; dolayısıyla Sayın Özer bir hakaret eşiğini aşmadığı gibi gayet yerinde bir tespitte bulunmuştur.


Foucault'nun "her toplum kendi delisini üretir" tezi, halk edebiyatının Deli Dumrul'u, feminist eleştirinin "tavan arasındaki deli kadın" arketipidir. Mahallenin delisi bireysel bir patoloji değil, toplumsal aynanın taşıyıcısıdır. Yani demem o ki: Tanrıyar aslında deli değil; ama deli olduğu varsayılan bir kadına yaptırılan iş, Türkiye'nin bir mahallesinin yapısal bozukluğunu net bir şekilde gözler önüne seriyor. Hadi gelin karşı mahallenin delisini biraz tanıyalım.


KİMDİR BU DELİ

Tamar Tanrıyar, 1982 İstanbul doğumlu bir youtuber; Ermeni cemaatinden, iş insanı Haçik Oner'in kızıdır. Bahçeşehir Üniversitesi Halkla İlişkiler Bölümü'ne girmiş, ikinci yıl eğitimini bırakmıştır. İşe ise sinema setlerinde başlamış, yapımcılığa, koordinatörlüğe geçmiş, Uçankuş TV'de boy göstermiş bir ekran yüzüdür. 2021'de Can Tanrıyar ile evlenmiş, 2024'te boşanmıştır ve Can Bey'den bir kızı vardır. Yani profesyonel bir gazeteci değil. Bir araştırmacı gazeteci veya iletişimci değil. Bir akademisyen hiç değil. Klasik kamu figürü kategorilerinden hiçbirine uymuyor. Sadece bir sosyal medya hesabı, bir YouTube kanalı ve sosyal medya hesapları var. Genellikle dedikodu vari paylaşımlar yapan, seviyesi düşük denecek programlar üreten biri. İşte bu kişi son olarak bu hafta, Özgür Özel ve eşi, Veli Ağbaba (CHP Malatya Milletvekili) Muhittin Böcek (Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı) ve oğlu, gelini; Murat Emir, Okan Konuralp (CHPli vekiller), Aysu Kaya, Aysu Bankoğlu, Evrim Rızvanoğlu, Gizem Özcan (CHPli vekiller) hakkında herhangi bir ispatı veya doğruluğu bulunmayan ifadeler kullanarak, ağır hakaretlerde bulunmuştur.

Peki son programında yer alan isimler sıradan insanlar mı, iktidar aynlısı basın yayın kanallarında ve Trollerinin hesaplarında yer alan ithamlarla Tanrıyar'ın ifadeleri sadece bir tesadüf mü? Bence değil.Hedeflerinde tek bir parti ve partililer var, tek bir kanat, tek bir genel başkan ve yönetimi var: yani bugünün CHP'si.


Aslında mahalleli bilir: sürekli aynı kapıyı tekmeleyen birinin meselesi o kapı değildir. NEden "deliliğidir".


Peki "deli" bu cesareti nereden alır?


Delinin Mahallesinde bir mahalle kahvesi var. İçinden mahallenin dışı şekillendirilir.


Bir youtube program videosu çekiliyor, ama o videonun viral olmasından önce başlayan bir kurgu hattı var. Senaryoda yan rollerde tutuklu Uşak eski Belediye Başkanı Özkan Yalım'ın savcılığa verdiği etkin pişmanlık ifadeleri üzerine bir kurgu gelişiyor. Yalım ifade veriyor, ifade savcılık dosyasından dışarı sızıyor (ki bu, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 157. maddesi açısından suç sayılan bir eylem; soruşturmanın gizliliğini ihlal), sızıntı doğrudan Sabah, Takvim, Türkiye, Yeni Akit gibi gazetelerin masasına düşüyor. Bir vatandaş olarak bunu ilginç bulanlardanım. Gelin bu gazetelerden birkaç manşet okuyalım:

"Adaylık için Veli Ağbaba'ya 1 Milyon Euro Verdim": tutuklu Gökhan Böcek'in ifadesi.

"Özgür Özel'e Poşet ve Çantalarla 1.2 Milyon TL" Tutuklu Yalım'ın anlatımına göre Özel'in Manisa'daki evinin bahçe duvarına bırakılmış poşet, Denizli'de teslim edilmiş çanta.

"Delege Borsası: 600-700 Delegeyle Görüştüm" : Yalım'ın 38. Olağan Kurultay anlatısı.

"Veli Ağbaba'nın Kasası Tutuklandı" : İş insanı Turgut Koç hakkında uyuşturucu ve fuhuş soruşturması.


Bu başlıkların editöryal yapısında iki şey hemen göze çarpıyor. Birincisi, manşetler "iddia etti" demiyor. "Verdim" diyor. Birinci tekil. Sanki sanığın değil, fail olduğu kanıtlanmış birinin sözleriymiş gibi haber çerçeveleniyor. İkincisi, dramaturji: "Bahçe duvarına poşet", "çantada nakit", "viskili otel odası" gibi dramatize dilmiş ifadeler sanki bir dizi tefrikası gibi. Adli olgular değil, sahneler. Tanrıyar bu gazertelerin müdavimi. Sabah'ta çıkan haberi alıp video olarak kurguluyor ve video sosyal medyada yayılıyor, Sabah gazetesi ertesi gün "Tanrıyar'ın bombası" diye yeni haber paylaşıyor, Tanrıyar buna atıfla yeni bir içerik daha üretiyor. Sanki bir tedarik zinciri "haber" üretimi var.


Hadi biraz daha Delinin mahallesinde gezinelim:


Aynı günlerde bir dava daha var: Merdan Yanardağ'ın casusluk davası.. TELE1 Genel Yayın Yönetmeni, hatırlarsanız Yanardağ'ın "casusluk"tan tutuklandı. Aynı dosyada kimler var: İmamoğlu, Necati Özkan, Hüseyin Gün.


"Deli"nin mahallesinde bir mahkeme var ve mahkemede karşı mahalleden aklı başında insanlar var. Mahkemede Yanardağ savunmasında şöyle demiş: "Ben Türk Ceza Kanunu'nun 328. maddesi ile suçlanıyorum. Ama iddianamede yabancı devlet yok, yabancı örgüt yok. Hakkımda somut ya da soyut delil yok. Yorum ve varsayıma dayalı ideolojik bir iddianameyle suçlanıyorum."Adam haklı...


Mahallenin en ucunda bir bina var. Adliye binası. Kapısının üzerinde Eyüp Sultan figürü, salonunda Türk bayrağı, duvarında Adalet Mülkün Temelidir yazıyor. Klasik.

Bu adliyenin son bir yıldakidavalarına bir bakalım:

— Ekrem İmamoğlu, 19 Mart 2025'ten beri tutuklu. Önce yolsuzluk, sonra üzerine TCK 328 — "siyasal casusluk". Talep edilen ceza 15-20 yıl. 14 aydır tahliye yok.

— Merdan Yanardağ, Necati Özkan, Hüseyin Gün: aynı dosya, aynı tutukluluk.

— Sözüm ona "itirafçı" Yalım ve Gökhan Böcek: tutuklular, ifade veriyorlar, etkin pişmanlık üzerinden Özel'i ve Ağbaba'yı işaret ediyorlar.

— Tanrıyar: 11 Mayıs'ta hakkında, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma açtı. 13 Mayıs itibarıyla sosyal medya hesabına erişim engeli geldi. Tutuklu değil.


Bu kar/zarar tablosuna bakıp aklı başında bir gözlemci sorar: aynı tür suçlar için aynı tür hukuk işliyor mu? Cevap: işlemiyor.


İmamoğlu'nun davasında neler yok, bir bakalım. TCK 328 dört unsur arar:

  1. Suç konusu bilginin "niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgi" olduğunun yetkili kurum tarafından tespit edilmiş olması yok. Askeri bilgi için Genelkurmay, istihbari için MİT, kişisel veri için KVKK, telekomünikasyon için BTK. Dosyada böyle bir tespit yazısı yok.

  2. Bilginin yabancı bir devlet veya yabancı bir örgüt yararına temin edilmiş olması yok. Dosyada hangi yabancı devlet, hangi yabancı örgüt, yok.

  3. Casusluk maksadıyla doğrudan kast yok. İddianamede yorum var, varsayım var, çıkarım var; ama somut kast iradesi yok.

  4. Eylem zincirinin somutluğu: hangi bilgi, hangi tarihte, hangi yöntemle, hangi alıcıya iletildi yok. İmamoğlu'nun duruşmadaki sorusu: "Hangi devlet sırrı? Nerede elde edilmiş? Yok. Hangi yöntemle alınmış? Yok. Hangi tarihte gerçekleşmiş? Yok. Hangi yabancı devlet lehine kullanılmış? O da yok. Ortada tek bir somut cevap, delil, beyan hiçbir şey yok."


Mallenin ikinci kapısına da gidelim, orada ne üretilmiş bir bakalım: Gülşah Durbay vefatından önce Manisa Şehzadeler Belediye Başkanı'ydı. 36 yaşında Manisa'nın ilk kadın belediye başkanı oldu. 37 yaşında kanserden öldü.

Ekim 2024'te bir video yayımlamıştı. Hakkında çıkan "Özgür Özel ile yasak aşk ve bebek aldırma" iddialarını yalanlıyordu. "İftiraya uğradım. Yüz kişiden fazla kişiyi mahkemeye verdim." diye açıklama yapmıştı. Aynı videoda Özgür Özel ve eşi Didem'e teşekkür etmişti: kendisine hastalığını öğrendiği günden itibaren destek oldukları için.


Mayıs 2026'da, ölümünden aylar sonra, Yalım'ın ek ifadesi medyaya yansıdığında Yeni Akit grubu manşeti şöyle attı: "Özgür Özel'in yasak ilişkisi olduğu iddia edilen kanser nedeniyle vefat eden Şehzadeler Belediye Başkanı Gülşah Durbay..." Yalım'ın kendi ifadesinde "gönül ilişkisi iddiası hakkında bilgim yok" demesi ise manşete girmedi. Sadece "yasak ilişkisi olduğu iddia edilen" girdi. Bu mahallede vicdan yerlerde.


Türk Medeni Kanunu kişilik haklarının ölümle son bulmadığını, vârislere manevi tazminat hakkı tanıdığını söyler. Ama temel etik sorun hukukun çok ötesinde: bir ülke vefat etmiş bir kadın belediye başkanını yeniden iftiraya konu edebiliyorsa, o ülkenin vicdani, etik sokak kuralları çoktan çiğnenmiştir. Delinin mahallesinde bunların hiç birinin önemi yok sanki. Şimdi adliyeye dönelim ve Tanrıyar'ın dosyasına bakalım. Suç duyurularında somut hakaret cümleleri var, somut iftira cümleleri var, kimlik tespit edilebilir, yayın platformu belli, tarih belli. Buna rağmen Tanrıyar yargılanmadan dışarıda. Aynı adliye, aynı savcılık geleneği ama gözlem süreleri ve tutukluluk eşikleri farklı. Mahalleye göre...


Türkiye'nin mevcut tablosunda olanların operasyonel yansıması şu zamansal yoğunlukta görünür hale geldi:

— 11 Mayıs: İmamoğlu casusluk davası üçüncü duruşması başladı.

— 9, 10, 11 Mayıs: Tanrıyar'ın en yoğun saldırı videoları yayımlandı.

— 12 Mayıs: Yalım'ın ek ifadesi medyaya sızdırıldı.

— 12-13 Mayıs: Sabah'ın "delege borsası" ve "bahçe duvarına poşet" manşetleri.

— 13 Mayıs: Özel ve Ağbaba Tanrıyar hakkında suç duyurusunda bulundu; CHP'li kadın milletvekilleri ortak açıklama yayımladı


96 saatlik bir pencerede beş ayrı kurumsal-medyatik hareket aynı hedef setine yöneldi. Bu, klasik istatistiksel anlamda tesadüfi davranış dağılımının dışında bir yoğunluktur.


Aslında mahalle cayır cayır bağırıyor: "Damda Deli Var" diye. Özetle, Özgür Özel'in "Deli Karı" ifadesi bir hakaret değil tam yerinde bir tespit.






 
 
 

Yorumlar


didem Fotoğraf 1_edited.jpg

Merhaba, uğradığınız için teşekkürler!
Hi, thanks for stopping by!

Paylaşımlardan haber almak için

Let the posts come to you

  • Facebook
  • Instagram
  • Twitter
  • Pinterest

Benimle iletişime geçmek için/
Let me know what's on your mind

GÜNDELİK DERİNLİK    DEEPLY DAİLY

bottom of page