top of page

Kılıçdaroğlu Gerçek Kimliğini Saklama Gereği Duymuyor; Doğu Perinçek ise Çok Tehlikeli Bir Dil Kullanıyor

10 Haz
5 dakikada okunur

Değerli Okurlarım,


Dün TBMM girişinde ve seçilmiş CHP yönetiminin Salı Grup Toplantısı sürecinde, Türkiye açısından çok önemli tarihsel ve siyasal bir mücadele yaşandı. Ancak bu mücadele, yandaş medya tarafından halka; CHP içinde iki grubun çatışması gibi anlatılmaya çalışıldı.


Oysa yaşanan şey bir parti içi kriz değildi; yaşanan CUMHURİYETİN geleceğine dair bir krizdi; Türkiye’de demokratik meşruiyetin mi, yoksa sözde “devlet aklı” adı altında siyaset üstü bir vesayet anlayışının mı belirleyici olacağıydı.


Çünkü son günlerde kullanılan dil dikkatle incelendiğinde, Türkiye’de çok tehlikeli bir zihniyetin bir gelecek kurgusunun meşrulaştırılmaya çalışıldığı görülüyor. TBMM'de Özgür Özel ve ekibinin duruşu ve mesajı hem dış dünyaya hem de kendilerine "devlet aklı" diyerek Türk milletinin egemenliğine göz dikenlere verilen net cevaptı: "EGEMENLİK KAYIRSIZ ŞARTSIZ MİLETTİNDİR" Bu şiar Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesidir.

Çünkü Cumhuriyet; saray iradesinden millet iradesine, zümresel güçten yurttaş egemenliğine, devletin kutsallığından hukukun üstünlüğüne geçiş devrimidir.


Dolayısıyla Seçilmiş Genel Başkan Özgür ÖZel ve Onun arkasında, yanında duran herkese "Millet Egemenliğini, Hukuk devletini ve demokrasiyi" müdaffa ettikleri için teşekkür eden milyonlarca yurttaş artık olan biteni çok daha iyi idrak etmekteler.


DÜN NELER OLDU

Dün yaşanan gelişmeler dikkatle analiz edildiğinde, yaşananlar; Türkiye’de demokratik siyasetin mi, yoksa “devlet adına konuşma” iddiasındaki vesayetçi anlayışın mı belirleyici olacağına dair psikolojik ve siyasal bir mücadeleydi. Ve açık konuşmak gerekir:

Kemal Kılıçdaroğlu’nun TBMM’de değil de Genel Merkez’de toplamak zorunda kaldığı yapı, siyasal açıdan bir güç gösterisi değil; tam tersine önemli bir meşruiyet kaybının göstergesiydi.


Çünkü Türkiye Büyük Millet Meclisi; milli egemenliğin, halk iradesinin, anayasal siyasetin merkezidir.


Buna karşılık Kemal Kılıçdaroğlunun verdiği görüntü giderek: parti içi tasfiye, ahlaki arınma, “kirli unsurları temizleme”diline sıkışmış, asıl amacı örtülemek isteyen bir yapıyı yansıttı.


Aynı saatlerde TBMM’de konuşan seçilmiş Genel Başkan Özgür Özel’in mesajı çok daha farklı bir siyasal hatta oturuyordu. Özgür Özel’in konuşması yalnızca bir grup toplantısı değildi.

O konuşma: millet egemenliğini, seçilmiş iradeyi, demokratik meşruiyeti, anayasal siyaseti savunan tarihsel bir siyasal pozisyondu. Atatürk Miiliyetçiliğinde Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş çizgisindeydi.

Ve belki de en önemli tarafı şuydu:

Özgür Özel’in dili; doğrudan halk iradesi ve demokratik meşruiyet eksenindeydi.

Bu yüzden dün Meclis’te verilen görüntü ile Genel Merkez’de kurulan dil arasında çok ciddi bir siyasal fark vardı. Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşmasının en dikkat çekici tarafı Atatürkçü Cumhuriyetin Milli duruşundan uzaklaşan ve Yeni Osmanlıcı bir duruşdu. Klasik bir muhalefet lideri konuşmasından çok; iktidarla aynı güvenlikçi ve yeni ikinci yüzyıl cumhuriyet paradigmalı çerçevede buluşmaya çalışan bir dil taşıyordu.

“Bu parti devlete yön çizen partidir.”gibi ifadeler, demokratik yarıştan çok; “meşru merkez” oluşturma ve rakibi ahlaki olarak dışlama söylemine yaklaşıyordu. Bir zamanlar: demokratikleşme, çoğulculuk, sivil siyaset, hukuk reformudiyen bir siyasal çizgi, bugün giderek: devlet refleksi, ahlaki tasfiye, arınma, milli merkezdiline yaklaşmaya başlamış görünüyordu. Kılıçdaroğlunun dili sanki birileri tarafından yazılmış bir metinden çıkmaydı. Tam bu atmosfer içinde Devlet Bahçeli’nin yaptığı açıklamalar ise ayrıca dikkat çekiciydi. Çünkü Bahçeli’nin kullandığı bazı ifadeler, Kılıçdaroğlu’nun “kirlilik” ve “arınma” söylemiyle birlikte okunduğunda; Türkiye’de önümüzdeki dönemde daha sert, daha dışlayıcı ve daha güvenlik merkezli bir siyasal iklimin hazırlanıyor olabileceği kaygısını büyüttü.


Ve günün sonunda sahneye Doğu Perinçek çıktı. İşte tabloyu bütünleyen en kritik halka da buydu. Çünkü Perinçek’in yaptığı basın açıklaması, gün boyunca dağınık halde duran bütün söylemleri tek bir ideolojik çerçeve içinde topladı. Perinçek açık açık şunu söyledi: “Mutlak butlan bir devlet kararıdır.”


Bu cümle; halk egemenliği yerine devlet iradesini, anayasal hukuk yerine kendini devlet yerine koyan iktidarın sözüm ona devlet refleksini ama aslında iktidarını devam ettirebilme hırsını anlatmaktaydı.

  • demokratik siyasetin yerine güvenlik paradigmasınıyerleştiren bir zihniyetin açık ilanıdır.

Devamında:

  • “Atlantikçiler kaybetti”,

  • “Devlet aklı tarih sahnesine çıktı”,

  • “CHP emperyalist müdahaleden temizleniyor”ifadeleriyle;CHP içi süreç doğrudan jeopolitik savaş alanı gibi tanımlandı.

Ve işte tam burada,Kemal Kılıçdaroğlu’nun dili ile Doğu Perinçek’in dili arasındaki kesişim görünür hale geldi. Perinçek “Atlantikçiler temizleniyor”dedi, kimdi bu Atlantikçiler: Özgür Özel'in CHPsi

Kılıçdaroğlu: “Kirli olanları temizleyeceğiz”dedi. Perinçek: “Devlet aklı”dedi.

Kılıçdaroğlu: “Devlete yön çizen parti”dedi.


Tonlar farklıydı. Ama psikolojik harp yöntemi aynı zeminde buluşuyordu.

Ve belki de dün yaşananların en kritik tarafı buydu. Çünkü mesele artık yalnızca CHP içi bir liderlik kavgası değil.

Mesele;Türkiye’de:

  • halk egemenliğinin mi,

  • yoksa devlet adına konuşan vesayetçi anlayışın mı belirleyici olacağı meselesidir.


“Mutlak butlan bir devlet kararıdır.” dedi birileri


Durup düşünelim. Bir mahkeme hükmü neden “yargı kararı” değil de “devlet kararı” olarak anılır? Çünkü bu açıklamanın bütün mimarisi, anayasaya aykırı bir yargısal işlemi, birleşik bir devlet iradesinin tezahürü olarak sunmak üzerine kuruludur. Geri kalan her şey, Silivri'den 15 Temmuz'a, RAND raporundan NATO'nun “cenaze merasimi”ne uzanan o anlamsız cümleler kalabalığı; bu tek cümlenin etrafında halka gerçekmiş gibi anlatılmak istenmektedir.


ARINMA SÖZCÜĞÜNE GELİNCE

Kemal Kılıçdaroğlunun ve Doğu Perinçek'in sanki aynı merkezden üretilmiş kompozisyonlarında “millî arınma süreci.” ardından “yozlaşma”, “çürüme”, “temizlenme” dikkat çekiyor. Bunlar masum sözcükler değildir. Arınma, tıbbi ve dinsel bir mecazdır; bir bedenin kirden, bir cemaatin günahtan temizlenmesini çağrıştırır. Siyasete taşındığında yaptığı iş bellidir: Karşı tarafı meşru bir rakip olmaktan çıkarıp temizlenmesi gereken bir kir haline getirerek asıl amacı örtbas etmektir.


"Halkın, Milletin Menfaatleri" Yerine "Kimin Devleti" Olduğu Bilinmeyen bir "Devlet Aklı" Eksenine Kayış


Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşmasındaki belki de en kritik cümlelerden biri şuydu: “Bu devletin çıkarlarını CHP savunmayacaksa kimler savunacak?”


İlk bakışta sıradan bir “milli hassasiyet” cümlesi gibi görülebilir. Ancak kullanılan kavramlar dikkatle incelendiğinde, burada çok önemli bir zihinsel ve siyasal kayma olduğu görülüyor. Çünkü sosyal demokrat bir partinin doğal siyasal ekseni: yurttaş, hak, hukuk, özgürlük, demokrasi, sosyal adalet olmalıdır.

Devlet elbette önemlidir. Ama demokratik sistemlerde devlet; yurttaş için vardır.

Oysa burada vurgu: “milletin hakları”değil,“devletin çıkarları”üzerine kuruluyor.


Kılıçdaroğlu'nun “Bu milletin haklarını kim savunacak?”demesi ile,“Bu devletin çıkarlarını kim savunacak?”demesi aynı şey değildir. Birincisi:demokratik ve yurttaş merkezli bir dildir.

İkincisi ise: devleti merkeze alan (ama hangi devleti) ,“raison d’État” yani “devlet aklı / devlet çıkarı”merkezli bir siyasal dile yaklaşır.


Doğu Perinçek’in: “Devlet Aklı (Hikmet-i Hükûmet: raison d'État) tarih sahnesine çıktı”sözleriyle kurduğu çerçeve tam da buydu. Yani: halktan çok devlet (hangi devleti kast ediyor belli değil), yurttaştan çok güvenlik ( ama neye göre kime göre güvenlik) , demokratik rekabetten çok bir iktidara bağlı devlet refleksi öne çıkıyordu. Daha önce de söylediğimiz gibi, bu yaklaşımın en büyük riski şudur:

Sessizce, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir”anlayışından,“Egemenlik devletindir”anlayışına geçilmeye başlanır.


Oysa Cumhuriyetin kuruluş amacı çok başkaydı. Cumhuriyet; devleti kutsallaştırmak için değil, devleti milletin hizmetine sokmak için kuruldu.

Bu nedenle:“devletin çıkarı”ile“milletin çıkarı”arasındaki fark ortadan kalktığında,demokratik siyaset alanı ortadan kalkar.

Çünkü artık: eleştiri → devlete karşı çıkmak, muhalefet → milli çıkara zarar vermek, farklı görüş → tehdit gibi algılanabilir hale gelir. Ve tarih bize şunu gösteriyor: Demokratik sistemler bir anda değil; tam da bu tür kavramsal kaymalarla ortadan kaldırılır.


ANAYASAL İHLALLERLE CUMHURİYET NASIL ORATADAN KALDIRILIYOR


Dün demokrasiyi ve Türkiye Cumhuriyeti anayasasını ortadan kaldırmaya yönelik en tehlikeli ifadeyi, hayretlerle izlediğim Sayın Doğu Perinçek ifade etti. Doğu Perinçek’in belki de bütün bu süreçte söylediği en kritik ve en çıplak cümle şuydu: "İmamoğluların, Özgür Özellerin askeri yok, polisi yok, silahlı gücü yok. Silahlı kuvvetleri olmadığı için onlara iktidar yok.”

Bu cümle sıradan bir politik polemik değildir.

Bu cümle, Türkiye’de “iktidar” kavramının nasıl tarif edildiğine dair çok derin bir zihniyetin dışavurumudur. Demokratik sistemlerde iktidarın kaynağı: seçim, halk iradesi, anayasal meşruiyet, hukuk düzenidir.


Yani demokratik Cumhuriyetlerde: iktidarın sahibi silahlı güç değil, millettir.


Sayın Perinçek'in ifadelerinden o zaman şunu mu anlayacağız, kim iktidara gelirse onun askeri onun polisi olur, olmayanların iktidar olamaz. Bu şu anlama gelir, Türk Milletinin, yurttaşların, vatandaşların bir ordusu, polisi yok ama devleti kim ele geçirirse olnların var! Bu çok tehlikeli ve kabul edilemez bir siyaset anlayışıdır.


Açıkcası Sayın Erdoğan, Sayın Bahçeli, Sayın Perinçek ve Kılıçdaroğlu'nun yeni "devlet ekseni" yeni Türkiye paradigmasında anlaşılan odurki : asker var, polis var, yargı var ama millet yok.


Bu millete yani vatandaşlara zorla kabul ettirilmeye çalışılan "YENİ CUMHURİYET" vatandaşsız, milletsiz, yurtaşsız, hukuksuz, özgürlerin ortadan kalktığı, Atatürk Cumhuriyetinin ortadan kaldırıldığı bir Devlet olacak.


Açık ifade etmeliyimki bu tarz bir yönetimi ve devlet düzenini, tek adam rejimini kabul etmeyecek milyonlarca Türk Vatandaşı olanları dikkatle izliyoruz.

 
 
 

Yorumlar


didem Fotoğraf 1_edited.jpg

Merhaba, uğradığınız için teşekkürler!
Hi, thanks for stopping by!

Paylaşımlardan haber almak için

Let the posts come to you

  • Facebook
  • Instagram
  • Twitter
  • Pinterest

Benimle iletişime geçmek için/
Let me know what's on your mind

GÜNDELİK DERİNLİK    DEEPLY DAİLY

bottom of page