Günümüzde Yalnız Yaşayan Bir Kadının Özgürlüğü Çok Pahalı Oldu
- 24 Mar
- 4 dakikada okunur
Değerli okurlarım,
Son bir iki yıla kadar “tek başıma yaşamak” benim için bir zenginlikti.
İstediğim evi seçmek, onu kendi zevkime göre döşemek, akşamları mum ışığında bir kadeh şarap eşliğinde, biraz atıştırmalıkla Netflix’te ya da ödemeli platformlarda yalnızca benim beğendiğim bir filmi açmak… Bunlar bir yalnızlık hali değil, bir yaşam tercihiydi; ve zenginlik demekti.
Ben, kendi kararlarını alıp uygulamaya alışmış bir kadın olarak, tek başına yaşamayı gerçekten içselleştirmiştim. İstediğim yere gider, en güzel mekanlarda yer içer; istediğim konsere, tiyatroya bilet alırdım. Kitaplara, hobilerime istediğim kadar kaynak ayırır; istediğim spor tesisine üyelik yaptırırdım ve dahası da vardı; say say bitmez bu "tek yaşamın" lüksü, zenginliği, keyfi.
Kendi kendine yetebilen her kadın, bir noktada yalnız yaşamayı bir eksiklik değil, kazanılmış bir güç, hatta görünmeyen bir madalya gibi taşır. Abartmıyorum, tek başınalığımızın madalyası "keyfimizdir". Bizim "keymizin kahyası" kendimizizdir. Ama o madalyayı hak etmek sanıldığı kadar kolay değildir; ödediğimiz bedeller de çoktur. Sağlığımızdan tutun faturaların ödenmesine, arabanın sigortalanmasından, evin sigortasına, vergisine her şeyi tek başımıza yaparız. Sigorta attığında bir erkeğin ismini çağırarak, misalen "Aliiiiii ay elektirk gitti" demeyiz. Kalkar sigortayı düzeltiriz. Hastahaneye gideceksek yine tek başımıza gideriz, kimsenin bize eşlik etmesine ihtiyaç duymayız. Gitmek istediğimiz bir yer varsa biri bizi götürsün diye beklemeyiz, kendimiz gideriz. Sifon bozulursa evdeki erkek kişisinden veya çocuklardan tamir etmesini veya ettirmesini beklemeyiz, kendimiz hallederiz. Özetleyecek olursak kendi hayatımızın kraliçesi de emekçisi de kendimizizdir. Bu güçlü bir "kedine sorumluluk" bilincini de getirir.
Etraf kendi sorumluluklarını üstlenememiş insanlarla doluyken, bir bakarsınız bu insanlar çocuk yaparlar ve kendilerine anne baba derler. Tek başına ayakta kalamayacak milyonlar geçer çocuk yaparlar ve onlar için çocuklarını okutup, yedirmek, içirmek yeterlidir. Sorumlulukları orada biter. Bu doğal bir çıktıdır, çünkü kendilerini de yedirip besleyen, barındıran, yanında her türlü ihtiyaca eşlik eden bir bastonları vardır: eşleri, sevgilileri. Çift yaşamak bu tür insanlar için o yüzden daha kolaydır.
Dolayısıyla ben "tek başınalığımdan" böbürlenen bir insan oldum hep. Ve uzun süre, bu sorumluluğu taşımak bana ağır gelmedi.
Ta ki şunu fark edene kadar: 2021 sonrası dünya sadece ailelere değil, "tek başına yaşayanlar" için de cehenneme döndü.
Artık yalnızlık sadece zengin ve kendine yeten bir yaşam biçimi değil…giderek pahalılaşan bir sistem haline gelen bir ağırlık olmaya başladı ve son on yıldır dünya genelinde tek kişilik haneler hızla artıyor. Milyonlarca insan hayatını tek başına kuruyor, tek başına sürdürüyor. Ekonomi günden güne kötüleşiyor. Hayatın maliyeti "tek başına yaşayanlar" için bölünebilir bir sorumluluk olmadığından yükte ağır oluyor. Demem o ki benim zenginliğim olan "tek başına" yaşam biçimim artık bir ayrıcalık ve madalya değil.
Tek başına yaşayınca, ne kira ne fatura, hiçbir şey bölünmüyor. Eskiden de bölünmüyordu ama bütçen yetiyordu. Günümüzde tek maaşla yaşanır ama çift kişilik bir sistemin maliyetini ödeyerek yaşarsın.
İşte tam da burada görünmeyen bir kavram ortaya çıkıyor: “Yalnızlık Primi.” Yani yalnız olduğun için ödediğin ekstra bedel.
Daha küçük bir evde yaşarsın ama metrekare başına daha fazla ödersin. Daha az tüketirsin ama kişi başına daha pahalı yaşarsın. Daha az yer kaplarsın ama sistem seni daha pahalıya konumlandırır.
Ve bu sadece ekonomi değil…yıpranma payıdır. Kalitesiz bir yaşamı çok pahalıya satın almak ciddi bir yıpranmadır. Gelin biz bazı terimlere de değinelim. Değinelim ki, "yalnızlığın maliyetini" tam anlayabilelim.
Son yıllarda ekonomi literatürüne, Yalnızlık Ekonomisi, Solo Tüketim gibi terimler girdi.
Yalnızlık Ekonomisi Nedir?
“Yalnızlık Ekonomisi” klasik iktisat kitaplarında tek başına bir başlık olarak geçmez; ancak modern ekonomi literatüründe üç ana kavramın kesişiminde ortaya çıkar:
Hanehalkı Ekonomisi (Household Economics)
Ölçek Ekonomileri (Economies of Scale)
Sosyal Sermaye ve Ağ Teorisi (Social Capital Theory)
Bu üç alan birlikte okunduğunda, yalnızlığın neden ekonomik bir maliyet ürettiği açıkça görülür.
Hanehalkı ekonomisi yaklaşımına göre, bir hane sadece tüketim birimi değildir; aynı zamanda bir üretim ve verimlilik alanıdır. Birlikte yaşayan bireyler:
Gelirlerini birleştirir
İş bölümüne gider
Zaman ve maliyet tasarrufu sağlar
Yalnız yaşayan birey bu avantajı kaybeder ve aynı hayat standardı için daha yüksek kişi başı maliyet oluşur.
Ekonomide temel bir ilke vardır: Birim maliyet, ölçek büyüdükçe düşer. Bir evde iki kişi yaşadığında:
Kira kişi başına düşer
Faturalar bölünür
Sabit maliyetler paylaşılır
Ama tek kişilik hanede:
Tüm sabit maliyetler tek kişiye yüklenir. Bu durumda evli bir çok erkek de vardır. Tek maaşla evliliğin yükünü kaldıran çok erkek var.
Bu teorilerin birleştiği noktada yeni bir kavram ortaya çıkar: Yalnızlık Primi
Bu şu anlama gelir:
Yalnız birey aynı hizmet için daha fazla öder
Aynı yaşam standardı daha pahalıya gelir
Risk paylaşımı olmadığı için maliyet yoğunlaşır
Bu, klasik enflasyon değil. Yapısal bir maliyet farkıdır.
Bilimsel araştırmalar, kronik yalnızlığın günde 15 sigara içmekle eşdeğer zararları olduğunu söylüyor. Bu da devasa bir Ruh Sağlığı pazarını tetikliyor. Meditasyon uygulamaları, yalnızlık terapileri ve topluluk odaklı "co-living" (ortak yaşam) alanları, bu boşluğu doldurarak milyarlarca dolar değer yaratıyor.
Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde evlilik oranları düşerken, tek başına yaşayanların sayısı rekor kırıyor. Bu durum, tüketim alışkanlıklarını kökten değiştiriyor. Artık "aile boyu" paketlerin yerini "tek porsiyonluk" ürünler, devasa evlerin yerini ise kompakt, fonksiyonel stüdyo daireler alıyor.
Yalnızlık ekonomisi, bize ironik bir tablo sunuyor: Bir yandan bireysel özgürlüğümüzü kutlarken, diğer yandan bu özgürlüğün ağır bir ekonomik faturası oluyor.
Geçmişte Yaşayan Annelerimiz
Tüm bunlar yetmezmiş gibi, bu gün "tek başına yaşayan" kadınların en büyük yüklerinden biri de onları anlamayan - anlayamayacak olan anneleri, teyzeleri, halaları, vs bizden önceki nesil kadınların, kendilerini çok fazla abartarak "herşeyi biz kendimiz yaptık" böbürlenmeleriyle, bu dönemin " tek başına yaşayan" kadınlarına gerekli desteği vermeyişleridir. Bırakın destek vermeyi, bir de üstünüze kendi yüklerini bindirirler. Faturalarının ödenmesinden, bilmedikleri konularda sürekli sizden net ve doğru yanıt vermenizi beklemelerinden, hafta sonu onları eğlemenize kadar varan isteklerinden, yaşadıkları en basit problemde paniğe kapılıp ortalığı toz dumana katmalarından tutun hepsini bu günün "tek başına yaşayan" kadınlarından talep etmeleri; bahaneleri de hazırdır, " ama ben yaşlıyım". Dahası bu yaşlı kadınlar sizin hayatınızı kolaylaştırmak için de en ufak özveride dahi bulunmazlar. Onlar gençkende bu günün kadınlarının yalnızlık ekonomisinin "tek başınalığını" hiç yaşamadılar. Bu günün dünyası ve ekonomisi çok başka...
Hiçbir Tabloda Yer Almayan Maliyet
Ekonomik modellerin hesaplayamadığı maliyetler vardır:
Her kararı tek başına almak
Korkularını paylaşamamak
Aynı anda hem güçlü hem kırılgan olmak
Ve belki de en derini: Yaşanan hayatın kimse tarafından eş zamanlı tanıklanmaması. Hatta geçirdiğiniz amaliyatı bile küçümseyen ifadelerin içinde "ameliyatın önemli miydi, gizli değilse ne ameliyatı olmuştun"diyebilecek kadar hadsizliğin olağanlaştığı bir dünyada, yalnızlığınızın faturası oldukça yüklü oluyor. Çünkü yalnızlık sadece insan ve kaynak eksikliği değildir. Ortak varoluşun eksikliğidir.
Günümüzün en pahalı özgürlüğü ORTAK VAROLUŞ halidir.




Yorumlar