top of page

İKİ AYRI ÜLKE GERÇEĞİ ABD VE İRAN'A DAİR

  • Yazarın fotoğrafı: Didem Öneş
    Didem Öneş
  • 01false37 GMT+0000 (Coordinated Universal Time)
  • 4 dakikada okunur

Türkiye'nin çıkarması gereken dersler


Bir ülkenin birbirinden kopan toplumları

Örnek Ülke: ABD


Trump iktidarı ile ABD'de anayasa ve rejim ciddi anlamda yara aldı. Bu sadece ABD için değil tüm dünya için istikrarsızlık yarattı. Ancak şu bir gerçek ki, köklerinde, yönetim şekli nedeniyle birbiriyle kutuplaşmış, hatta iç savaş yaşamış bir ülkedir Amerika Birleşik Devletleri. ABD İç Savaşı (American Civil War), 12 Nisan 1861 başlamış ve resmi olarak 9 Nisan 1865 (Konfederasyon’un fiilî teslimi) tarihinde bitmiştir. Yani dört yıl bir toplum, aynı topraklarda birbiriyle savaşmıştır. Lakin resmî savaş bitse de çatışma bitmemişti.

ABD, 1865 de 13. Anayasa Değişikliği gerçekleştirdi ve Yeniden Yapılanma (Reconstruction) Dönemi tam 12 yıl sürdü ve bu süreç içinde ciddi siyasal ve toplumsal çatışmalar yaşandı (1865–1877).

  • Siyah Amerikalılar sistematik baskıya uğradı

  • Silahlı gruplar (KKK vb.) ortaya çıktı

  • Mülk ve girişim yasaları oldukça sıkıntılıydı.


Birçoklarımız ABD, Jim Crow Dönemini hep göz ardı ederiz. Bu dönem 1877–1965 tarihleri arası ile yaklaşık ifade edilebilir.

Bu dönemde, ayrımcılık, oy hakkı gaspları, şiddet yaşandı. Yani fiilen: İç savaşın “toplumsal artçıları” yaklaşık 100 yıl sürdü. ABD’nin iç savaşı 4 yıl ama iç savaşın toplumsal ve siyasal sonuçları neredeyse bir yüzyıl boyunca devam etti. Böylesine uzun süren bir iç çatışma döneminden sonra Amerikan toplumunun yaralarının iyileşmesinden bahsedilebilir mi? Çözüldü zannedilen sorunlar; şu üç meseleler olan

  1. Eşit yurttaşlık (özellikle siyah Amerikalılar için)

  2. Merkez–eyalet dengesi (federal devletin sınırları)

  3. “Kim Amerikalı?” sorusu (ırk, din, göç) hiçbir zaman tam çözümlenemedi.

Bu yüzden ABD’de iç savaş bitmiş olabilir ama barışın ahlaki zemini gerçek anlamda kurulamamışki bu gün Trump'ın görevlendirdiği Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) birlikleri, sokak ortasında sadece göçmenlere değil, ABD vatandaşlarına da şiddet uygulayabilmekte. Trump'ın uygulamaları sadece göçmenlik konularında değil bir çok konuda toplumu ikiye ayırdı; yeniden.


Bu ayrımın en kesif olanı Portland Avenue’daki 3 çocuklu bir kadının öldürülmesi ile ortaya çıktı ve bu olayı takip eden günlerde artacak olan gerilimin de habercisi oldu.


Örnek Ülke İran:

Kadim Pers–Fars kültürünün şekillendirdiği İran coğrafyasında demokrasi, tarihsel derinliğe kıyasla geç bir siyasal deneyim olarak ortaya çıktı ve hiçbir zaman kalıcı biçimde kurumsallaşamadı. İran’da demokratik egemenliğin en güçlü olduğu dönem, 1906–1953 arasında yaşandı; bu süreç 1953 darbesiyle sona erdi.

İran’da demokrasinin doğuşu (Meşrutiyet Devrimi)

1906 Meşrutiyet Devrimi, Kaçar Hanedanlığı döneminde deneyimlendi ve ilk anayasa kabul edillerek Meclis (Meclis-i Şura) kuruldu. Şah’ın yetkileri de sınırlandı. Bu dönem, modern anlamda demokratikleşme başlangıcı olarak ifade de edilebilir.


Demokrasiyi bir toplumun yeterince içselleştirebilmesi için gereken şartlar ise o dönemde yoktu. Meşrutiyet döneminde İran’da anayasal düzen ilan edilmiş olsa da, merkezî devletin zayıflığı, bölgesel güç odakları ve dinî otoritelerin siyasal meşruiyet üzerindeki belirleyici rolü, demokrasinin kurumsallaşmasını engelleyen temel unsurlar oldu.


1941–1953: İran’ın en demokratik dönemi:

II. Dünya Savaşı sırasında Rıza Şah tahttan indirildi ve oğlu Muhammed Rıza Şah tahta geçti;bu dönemde

siyasi alan görece açıldı, Partiler, basın, sendikalar güçlendi. Burada elbette kilit isim Muhammed Musaddık oldu. Musaddık: Demokratik yollarla başbakan oldu (1951)ilk işi Petrolü millîleştirmek oldu. Şah’ın yetkilerini sınırladı ve parlamenter egemenliği savundu. İran tarihinde gerçek anlamda demokratik tek iktidar deneyimini bu dönem yaşadı.


1953 Darbesi: Demokrasi fiilen bitti

İran'da Musaddıka karşı, 1953 ABD–İngiltere destekli darbe yapıldı. CIA (Operation Ajax), İngiltere MI6 projesiyle Musaddık devrildi, Şah ise mutlak iktidara döndü.

Bu tarih: İran demokrasisinin kırılma noktasıdır. Sonrasında Şah yönetimiyle, SAVAK İran gizli polisi işkence, tutuklamalar arttı. Bir çok aydın, bilim insanı, gazeteci ve akademisyen sürgün edildi; siyasi partiler kapatıldı; seçimler göstermelik hâle geldi. İran’da demokrasinin sonu oldu.


1979 İslam Devrimi: Demokrasi geri gelmedi, Rejim biçim değiştirdi

Bu tarihte Şah, geniş bir koalisyon muhalefeti eliyle (solcular, liberaller, dinî gruplar marifetiyle devrildi

Başta: “Cumhuriyet”, “Halk iradesi”. “Adalet” için yola çıkılmıştı ama devrim kısa sürede; Ruhullah Humeyni liderliğinde Velayet-i Fakih sistemine evrildi. Bu sistemde, seçilmiş kurumlar var ama nihai güç seçilmemiş dinî otoritede kısaca, İran, bir teokrasi–otoriter hibrit rejime dönüştü.


1979 sonrası: Göstermelik Seçim var, demokrasi yok

İran’da bugün, Cumhurbaşkanı seçiliyor, Meclis seçiliyor, ama:

  • Adaylar Anayasayı Koruyucular Konseyi tarafından eleniyor

  • Lider (Rehber) seçilmiyor

  • Yargı bağımsız değil

  • Muhalefet kriminalize ediliyor

Yani bu yapı: göstermelik seçimli ama demokratik olmayan bir rejimdir.


Bugünkü, İran protestoları bu yüzden sadece ekonomik krizle ilgili değil, 1953’ten beri biriken demokratik boşluğun sonucudur.İran’da sokaklarda yaşananlar ani bir rejim krizi veya sadece bir ekonomik kriz değildir. 1953’te yarım bırakılan demokratik egemenliğin, yetmiş yıldır ertelenen geri dönüş talebidir.


Bir toplumun bireylerinin ikiye ayrılması ve aynı anda iki farklı ülkede yaşıyor hissi vermesi için resmî olarak bölünmesine gerek yoktur. Aynı sokakta yürüyen, aynı dili konuşan, aynı bayrağın altında yaşayan insanlar; birbirinden tamamen kopuk iki gelecek arzusuna sahip olabilirler. Son dönemde farklı rejim tiplerine sahip ülkelerde yaşanan gelişmeler, bu kopuşun artık istisna değil, çağın belirleyici özelliği hâline geldiğini gösteriyor.


İran’da protestoların vatandaşı yok sayarcasına bastırılması, Amerika Birleşik Devletleri’nde göç politikalarının vahim sonuçları, ilk bakışta farklı başlıklar gibi durabilir. Oysa bu örnekler, aynı toplumsal yarılmanın farklı rejimlerdeki yansımalarıdır: bir yanda iktidarın çizdiği “tehditlerle çevrili ülke”, diğer yanda gündelik hayatın ağırlığı altında ezilen insanların yaşadığı “başka bir ülke”.


Bu yarılma, farklı ideolojik tercihlerle birlikte asıl yönetim biçimiyle yani rejimle ilgilidir. Yönetilenlerle yönetenler arasındaki bağ zayıfladığında, siyaset temsil alanı olmaktan çıktığında, demokrasi zayıfladığında, laiklik delindiğinde, anayasa yok sayıldığında; yerini güvenlik, sadakat ve itaat dili alır. Böylece toplum, fiziksel olarak aynı coğrafyada ama zihinsel olarak iki ayrı ülkede yaşamaya başlar.


Kutuplaşmış toplumların en büyük yanılgısı, sorunun “taraflar” arasında olduğu düşüncesidir. Oysa asıl sorun, toplumun kendisiyle, ülkesiyle, yasalarıyla kurduğu bağın kopmasıdır. Aynı ülke içinde iki ayrı gerçeklik oluştuğunda, mesele artık kimin kimi yendiği değil, güçsüz ve kırılgan bir ülke olmaktır. Güvenlik ve otoriter, tek adamcı veya dini teokratik rejimin diliyle yönetilen ülkeler ile gündelik hayatın gerçekleri arasındaki mesafe büyüdükçe, bir ülkenin bireyleri arasındaki uçurum kapanmaz; derinleşir.


ABD ve İran'da toplumsal hassasiyetler farklıymış gibi yansısa da aslında aynı nedensellik üzerine inşa edilmiştir. Her iki ülkenin yöneticileri halkına zulm etmekle kalmamakta, ülkelerinin sonunu dahi getirecek kırılmalara neden olmaktalar. Bu kırılmalar ne askeri ne polisiye ne de her hangi bir iktidar aygıtıyla önlenebilecek türden değildir. Er ya da geç bu kırılmalar toplumda iç savaşı doğuracaktır. Bir iç savaşın durdurulması ancak laik, demokratik, sosyal hukuk rejimi ile mümkündür. Parlamenter sistemin ve parlemontoların anayasal kurumlar olması gerekir. Seçimlerin adil ve eşit rekabet ile yapılması esastır.


İran Molla rejiminin ve Trump'ın en büyük tehlikesi, kendi vatandaşlarını karşı karşıya getirmekten çekinmemeleridir. Molla rejimi, bu günlerde protestocuları, "Kafir", "ajan", "terörist" olarak yaftalaması ve kendi yandaşılarını protestoculara karşı sokağa davet etmesi ancak ülkesini sevmeyen yönetimlerce yapılabilir. Tıpkı Trump'ın seçimleri kaybettikten sonra taraftarlarını isyana çağırması gibi.


Türkiyede iktidarın , Cumhur İttifakının ve parti devleti haline gelen kurumlarının yaşananlardan ders çıkarmaları çok kıymetli olacaktır. Bu ülkenin vatandaşları için, gelecek için çıkarılacak dersler çok önemlidir.

 
 
 

Yorumlar


didem Fotoğraf 1_edited.jpg

Merhaba, uğradığınız için teşekkürler!
Hi, thanks for stopping by!

Paylaşımlardan haber almak için

Let the posts come to you

  • Facebook
  • Instagram
  • Twitter
  • Pinterest

Benimle iletişime geçmek için/
Let me know what's on your mind

GÜNDELİK DERİNLİK    DEEPLY DAİLY

bottom of page