top of page

İran'a Odaklanan Analizciler Tayvanı Kaçırıyor

  • 6 Nis
  • 10 dakikada okunur

Değerli Okurlarım,


6 Nisan 2026; bu gün dünya gözlerini ABD-İsrail-İran savaşına dikmiş durumda, analizlere bakıyorum ve neden bu kadar sınırlı bir süreç değerlendirmesi yapıyor çoğunluk anlamakta zorlanıyorum. İran ABD uçağını vurdu oleeeyyy ne büyük başarı diyenler, yok şu kadar mühimmat kaybetti ABD gibi analizler; diğer taraftan vaayyy ABD iki savaş pilotunu İranın en iç bölgesinden çıkarıp kurtardı diye hayrete düşenler veya bunu küçümseyenler... cidden bu kadar basit mi bu yaşananlar?


28 Şubat'ta başlayan ve bugün 38. gününe giren bu çatışmada Tahran bombalanıyor, Hürmüz Boğazı kriz noktasına dönüşüyor, Trump ateşkes süresini saat saat uzatıyor. Tam bu dakikalarda iki başka gelişme neredeyse kimsenin radarına girmiyor. Yok İran ateşkesi kabul etmedi, yok ABD mecburen ateşkes istedi, yok şu kadar uçak, şu kadar füze harcandı, düştü vs vs gibi buna odaklanılmış analizler. Oysa tüm yaşananlar çok daha fazlası ve radarımızda olması gereken gelişmelerden ikisini dikkate alalım.


Birincisi: İsrail bugün Lübnan'ın başkenti Beyrut'a hava saldırıları düzenledi; İran savaşıyla eş zamanlı açılan bu ikinci cephede İsrail kara kuvvetleri de Güney Lübnan'da konuşlanmış durumda. Beyrut'un Dahiye semti vuruldu, sınır hattındaki köylere tahliye emirleri verildi.


İkincisi: Tayvan'ın en büyük muhalefet partisi Kuomintang'ın (KMT) Başkanı Cheng Li-wun, on yılın ilk KMT lider ziyareti için bugün Pekin'e ayak bastı. Tayvanın başkenti Taipei'deki yönetim bunu bir barış adımı değil, 'Tayvan'ın ABD'den silah alımını kesmek için Pekin'in çağrısına yanıt' olarak nitelendiriyor.


Nisan 2026 da, Cheng Li-wun, on yılın ilk KMT lider ziyareti için Pekin'e ayak basmasını kimi dünya basını bir barış jesti olarak okudu. Ancak size bu gün sunacağım analiz, o ziyaretin neden ikisinden de fazlası olduğunu; ABD Başkanı Trump ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping arasındaki Mayıs zirvesinden Rusya ile yapılan Alaska görüşmelerine, Venezuela müdahalesinden İran operasyonlarına uzanan jeopolitik dizilimin en güncel gelişmeleri daha geniş bir açıdan değerlendirmemiz gerektiğini savunmaktadır. Sizlerden ricam, Lübnan/Beyrut cephesini "radar dışı" kalan gelişme olarak konumlandırmamanız, Tayvan'ı aynı şekilde "gözden kaçan" kategorisine yerleşmesine izin vermemenizdir.


Şimdi size kendi tezimi sunayım :


Trump, Venezuela hamlesi öncesinde; Rusya ve muhtemelen Çin ile, her aktörün kendi öncelik alanında hareket edeceği türden bir jeopolitik süreç geliştirdi. Bu yüzden Venezuela, İran ve Tayvan gibi kritik gri alan stratejik hamleleri planlı bir jeopolitik dizilimin verileri olarak okunabilir. Büyük güçler birbirlerinin kişisel menfaat alanlarına müdahalelerine itiraz eder gibi görünseler de, eylemleri söylemlerini tam olarak karşılamıyor; bu da etki alanları mantığını fiilen güçlendiriyor.


'Örtük Etki Alanları'


Günümüz dünyası artık gri alan politikaları ile yürütülmektedir. Demem o ki yaşananlar elbette 'Koordineli Plan' değil bir tür 'Örtük JEopolitik Paylaşım Anlayışı'dır


Size sunacağım analiz, "koordineli küresel plan" iddiasından bilinçli olarak uzak duruyor. Böyle bir iddia hem kanıtlanamaz hem de gereksiz yere savunmasız bir zemin oluşturur. Bunun yerine önerdiğim çerçeve daha mütevazı ama empirik olarak çok daha sağlam bir şey: büyük güçler arasında örtük bir davranışsal anlayış var diyorum.


İkisinin arasındaki fark şuradadır. Koordineli bir plan, arka odada varılan bir anlaşmayı, ortak bir takvimi, belki gizli bir mutabakatı gerektirir; bunların hiçbirinin kanıtı yok. Ama davranışsal örüntü başka bir şeyi gösteriyor: her büyük güç kendi öncelik alanında hareket ederken diğerleri tam kapasiteyle karşılık vermiyor. ABD Venezuela'ya girerken Çin sembolik bir protestoyla yetindi. Rusya Ukrayna'da ilerlerken Batı kırmızı çizgilerini fiilen uygulamakta güçlük çekti. İsrail Lübnan ve Suriye'de kalıcılaşırken büyük güçlerden gerçek bir bedel ödemedi. Bu "yapılmayan şeyler" yani uygulanmayan yaptırımlar, karşılık verilmeyen hamleler, söylemde kalan itirazlar, evrensel normlar, birlikte düşünüldüğünde imzalı bir anlaşmadan daha güçlü bir zemin oluşturuyor.


Üç somut örnek bu ayrımı netleştirir. Çin, Venezuela operasyonundan gerçek anlamda zarar gördü: günlük 600.000 varil petrol alımı tehlikeye girdi. Ama Trump, operasyondan saatler sonra Xi'yi arayarak "petrolünüzü alırsınız, endişelenmeyin" güvencesi verdi. Bu bir razı olma değil; zararı yönetme taktiğidir.


Rusya'ya gelince, Tayvan konusunda, Pekin'in " Tayvan Çin'in bir parçasıdır" dilini normalleştirdiği; diğer taraftan, Japonya ve ABD'yi Asyadaki sorunları tırmandırıcı taraf olarak çerçevelediği; buna rağmen yakın vadede askeri bir operasyon riskini de sınırlı gördüğü ifade edilebilir ve bunu Çin'le koordineli bir plan içinde değil, kendi çıkarları doğrultusunda yaptığı da kesin.


Sonuç olarak tezim şunu söylüyor: bu aktörler; her biri kendi hesabıyla verdiği "karşılık vermeme" kararları, dünyada "ortaklaşa bir etki alanları düzeni yaratıyor".


Üç büyük gücün hareket alanları birbirinden oldukça farklı biçimlerde şekillenirken aslında ortaklaşa bir etki alanları düzeni üretiyorlar:


ABD, Batı Yarımküre'yi tarihsel Monroe Doktrini'nin güncellenmiş versiyonuyla yeniden kapatmak istiyor ve Venezuela operasyonu bu çerçevenin en somut ifadesi olarak: bölgedeki Çin, Rusya ve İran varlığını doğrudan hedef alarak kıtayı "rakipsiz Amerikan nüfuz alanı" olarak yeniden tanımlıyor.


Buna paralel olarak İran, hem Orta Doğu'daki Amerikan ve İsrail çıkarlarına yönelik tehdit kapasitesi, hem de Venezuela ve diğer ülkelerle kurduğu yaptırım delme ağları nedeniyle stratejik olarak zayıflatılıyor. Bu iki hamle aslında tek bir hedefin iki yüzü: ABD'nin kendi arka bahçesini ve Orta Doğu'daki nüfuzunu rakip güçlerden temizlemesi.


Diğer taraftan Rusya, Doğu Avrupa ve eski Sovyet coğrafyasını öncelik alanı olarak sahipleniyor. Ukrayna savaşı bu stratejinin merkezinde yer alıyor; Ağustos 2025'teki Alaska zirvesi ise Rusya'ya Ukrayna ve Avrupalılar masada yokken ABD ile doğrudan müzakere imkânı tanıyarak baş aktörlük alıyor.. Sonuç olarak Putin ateşkes yerine kapsamlı barış müzakeresini kabul ettirdi mi, ettirdi. Tehdit edildiği yaptırımları savuşturdu mu savuşturdu ve Avrupa'yı denklemin dışına itti. Tüm bunlar bir savaş galibiyeti değil ama etki alanının fiilen tanınmasıdır.


Çin ise en sabırlı ve en çok grift stratejiyi izliyor. Tayvan Boğazı ve geniş Doğu ile Güneydoğu Asya coğrafyasında doğrudan askeri bir hamle yapmak yerine üç kolu eş zamanlı çalıştırıyor: Tayvan'ın iç siyasetini KMT (Ana muhalefet Partisi) üzerinden etkilemek, ekonomik bağımlılık ve yatırım ilişkileriyle bölge ülkelerini sarmalamak, ve gri bölge baskısını şekillendirmek; günlük ADIZ ihlalleri yani "Hava Savunma Tanımlama Bölgesi" ihlalleri yapıyor, tatbikatlar, siber operasyonlar gerçekleştiriyor; Tayvan'ın savunma iradesini yavaş yavaş aşındırıyor; ABD yani Trump bu konularda gösterilmesi gereken tepkileri göstermiyor. Çin için Tayvan'a askeri seçenek masadan tam olarak kalkmış değilse de; Çin için şu an en verimli yol savaş değil, savaşa gerek kalmayacak bir zemin hazırlamak.


Şimdi gelin bir kronolojik sıralama yapalım; bakalım neler olmuş


Tarih

Gelişme ve Jeopolitik Anlam

Haziran 2025

ABD-İsrail İran nükleer operasyonu (Midnight Hammer). İran'ın bölgesel ağı ciddi darbe aldı; Venezüella-İran koridoru zayıfladı.

Ağustos 2025

Alaska Zirvesi. Anlaşmasız bitti ama pratik kazanımlar Putin'e gitti: ateşkes yerine kapsamlı barış müzakeresi, yaptırım tehdidi uygulanmadı.

Ekim 2025

Ukrayna müzakerelerinin fiilen çıkmaza girmesi. Anchorage momentumu tükendi; Rusya savaşı sürdürmeye devam etti.

Ocak 2026

Venezuela hamlesi. Maduro yakalandı; Trump Xi'ye 'petrolünüzü alırsınız' güvencesi verdi. Çin zarar gördü ama ABD ile gereken çatışmaya girmedi.

Nisan 2026

KMT Lideri Cheng-Xi görüşmesi (7-12 Nisan). Trump-Xi zirvesi öncesi Pekin, Tayvan iç siyasetini kendi lehine şekillendiriyor.

Mayıs 2026 (beklenen)

Trump-Xi Pekin zirvesi. Bu analiz açısından en kritik veri noktası burası olacak.


Bu sıralama tesadüfi görünmüyor. Her adım bir sonrakine zemin hazırlıyor: İran'ın zayıflaması Venezüella-İran kanalını kesti; Venezuela hamlesi Monroe Doktrini'ni fiiliyata döktü; Cheng ziyareti ise Trump-Xi gündemini Pekin'in istediği yöne çekmeyi hedefliyor. Vallahi çok ballı ilerliyor üç büyük güç: ABD, Rusya, Çin.


Saha Analizleri

Ukrayna ve Alaska Zirvesi: Rusya Ne Aldı?

Alaska zirvesi resmi olarak anlaşmasız sonuçlandı. Ancak Putin üç somut kazanım elde etti: Birincisi, Trump ateşkes yerine kapsamlı barış müzakeresini benimsedi; bu Moskova'nın uzun süredir istediği pozisyondu. İkincisi, tehdit edilen yaptırımlar uygulanmadı. Üçüncüsü, Putin; Ukrayna ve Avrupalıları dışlayarak ABD ile ikili görüşme masasına oturdu.

 

İşte bu tablo: 'bölgesel etki alanları mantığı' çerçevesinde okunur. Ukrayna ve Avrupa masadan dışlanırken Rusya'nın etki alanının dolaylı tescili yapılmış oldu. RUSI'nin (Royal United Services Institute'ün kısaltması. Londra merkezli, dünyanın en eski ve en saygın savunma ve güvenlik araştırmaları kuruluşlarından biri. 1831'de kurulmuş, yani yaklaşık 200 yıllık geçmişi var) değerlendirmesine göre: Alaska zirvesi Rusya için asla Ukrayna hakkında değildi; Putin'in gerçek hedefi ABD-Rusya ilişkilerinin yeniden yapılandırılmasıydı. Ve yapılandı.


Venezuela: Batı Yarımküre'nin Kapatılması

Venezuela operasyonu; bence tezimin en güçlü ampirik kanıtıdır. Trump, Maduro'yu yakaladıktan sonra 'Batı Yarımküre'deki Amerikan egemenliği artık sorgulanamaz' dedi. Bu, Monroe Doktrini'nin askeri icra mekanizmasına kavuşturulmasıdır.

 

Kritik ayrıntı şu: Çin, Venezuela'nın günlük petrol ihracatının yüzde 80'ini alıyordu. Bu gerçek anlamda stratejik bir Çin varlığıydı. Trump operasyondan saatler sonra Xi'yi arayarak 'petrolünüzü alırsınız, endişelenmeyin' dedi. Bu jesttte iki anlam bir arada: (1) Batı yarımkürede Çin varlığına izin yok; (2) ama sizi ekonomik olarak cezalandırmıyorum. Bu, çatışmayı değil etki alanı düzenini seçiyorum demektir.


İran, Gazze, Suriye, Lübnan: Ortadoğu'nun Yeniden Şekillendirilmesi

Bu sahada tablo daha karmaşık. İsrail'in 2025-2026 döneminde Gazze'de, Suriye'de ve Lübnan'da kalıcılaşması; İran'ın nükleer altyapısının vurulması; ardından Venezuela'nın İran ile koridorunun kesilmesi; bunlar birbirini pekiştiren adımlar olarak okunabilir.

 

Ancak burada tezimin üç büyük güçten daha fazlasını ifade eden unsur daha önemlidir: Ortadoğu'daki gelişmelerin büyük bölümü Trump'ın ve İsrail'in kendi stratejik hesaplarından kaynaklanıyor. Tez, bu sahada ABD'nin 'mümkün kılıcı' (enabler) rolünü açıklayabilir, ama 'baş planlayıcı' rolünü abartmamalıdır.


Tayvan: En 'Sessiz' ve En Kritik Saha

Tayvan, tezin en önemli test sahasıdır. Çünkü burada henüz bir fiziksel müdahale yok ama tam da bu yüzden Çin'in stratejik tercihlerini en net biçimde gösreteren bir alan olduğunu görüyoruz.


Mevcut Tablo (Nisan 2026)

KMT(Tayvan ana muhalefet partisi) Başkanı Cheng Li-wun, bugün itibarıyla on yılın ilk KMT lider ziyaretini gerçekleştiriyor. Zamanlaması tesadüfi değil: Trump'ın Mayıs'taki Pekin ziyaretinden yaklaşık bir ay önce. Tayvan'ın Mainland Affairs Council (Tayvan hükümetinin Çin anakarası ile ilişkileri yürüten resmi bakanlık düzeyindeki kurumu; Türkçeye "Anakarası İşleri Konseyi" olarak çevrilebilir ama metinlerde genellikle adıyla geçiyor) bu ziyareti açıkça 'Tayvan'ın ABD'den silah alımını kesmek için Pekin'in çağrısına yanıt' olarak nitelendiriyor. Daha anlaşılır olmak için açıklayayım : Tayvan hükümeti, Çin'in artan askeri baskısına karşı savunmasını güçlendirmek için devasa bir silahlanma paketi hazırladı. Bu paketin toplam bedeli 1,25 trilyon Yeni Tayvan doları, Amerikan dolarıyla yaklaşık 39 milyar. İçeriğinde ABD'den alınacak silahlar, füze sistemleri ve askeri altyapı yatırımları var.


Sorun şurada: Tayvan'da hükümet ile parlamento farklı partilerin elinde. Hükümeti iktidardaki Demokratik İlerleme Partisi yürütüyor ve bu paketi geçirmek istiyor. Ama parlamentoda çoğunluk muhalefet partisi KMT'de — yani Pekin'le diyalog isteyen, Cheng Li-wun'un başkanlığını yaptığı parti. KMT bu paketi "fazla pahalı" ve "gereksiz tırmanma" gerekçesiyle bloke ediyor, kendi öneri versiyonunu savunuyor.


Pekin'in bu tablodaki çıkarı ne derseniz: 39 milyar dolarlık silahlanma paketi geçerse Tayvan'ın ABD ile savunma işbirliği somut ve büyük bir adım olacak. Geçmezse Tayvan savunmasız kalıyor, ABD ile güvenlik bağı zayıflıyor, Çin'in "barışçıl birleşme" stratejisi için zemin açılıyor.


İşte Cheng'in Pekin ziyaretinin bu paketle doğrudan bağlantısı buradan geliyor. Xi, Cheng'e destek vererek onu KMT içinde güçlendiriyor; güçlenen Cheng paketi parlamentoda daha uzun süre bloke edebiliyor. Tek kurşun atmadan, savaş açmadan, sadece muhalefet partisinin iç siyasetini etkileyerek Tayvan'ın savunma kapasitesini kısarak ilerliyor. Bu da tezimin "siyasi yol" dediği stratejinin en somut örneğidir.


Çin'in "Çift Koldan" Stratejisi


Çin aynı anda iki koldan stratejisini çalıştırıyor ve bu da bu raporda size sunduğum tezin Tayvan boyutunu doğruluyor. Siyasi kolda 'barışçıl gelişim / barışçıl birleşme' söylemi; askeri kolda süregelen gri bölge baskısı ve tatbikatlar. Bu çelişik görünen tablo aslında tutarlı bir stratejinin çift yönlü yüzüdür: Siyasi yol başarılı olursa askeri operasyon gereksiz kalır; başarısız olursa askeri seçenek masada.


Trump-Xi Zirvesi Öncesinde Ne Beklebilir?

Cheng ziyaretiyle Mayıs ayı Trump-Xi buluşması gündeme girdi. Xi iki mesajı aynı anda verebilir: (1) Tayvan'da barışçıl ilerleme kaydediyoruz, siz müdahil olmayın; (2) Buna karşılık Çin, ticaret savaşında uzlaşmaya açık olur ve bu, Trump'ın ekonomik çıkarlarla Tayvan'ın güvenlik çıkarlarını takas yapmasına zemin hazırlayabilir. Şimdi gelelim en can alıcı bölüme:


Tezimin Güçlü ve Kırılgan Noktaları

Güçlü Noktalar

•       'Bölgesel etki alanları' mantığını bu tez sanki "Trumpist dış politikanın" çerçeveleme biçimi olarak kabul ediyor gibi,

•       ABD Batı Yarımküre'de sert davranırken diğer sahalarda geride duruyor; Rusya Doğu Avrupa'da ilerliyor; Çin Tayvan Boğazı'nda sessiz operasyon yürütüyor.

•       Her adımın bir sonrakine zemin hazırlaması, kümülatif bir strateji görünümü veriyor.

•       Trump'ın Çin'e verdiği petrol güvencesi, çatışmayı değil sınırları yönetmeyi seçiyor; bu örtük anlaşmanın davranışsal kanalıdır.

 

Kırılgan Noktalar

•       Müzakereler tıkandı; Rusya savaşı sürdürdü; Anchorage momentumu tükendi. Bu 'örtük anlaşma' olgusunu zayıflatıyor.

•       Venezuela'daki Çin kaybı 'mutabakat' değil, güçten teslim olmadır. İki şey birbirine karıştırılmamalı. Çin razı olmadı, boyun eğdi gibi yaptı.

•       Koordineli plan yerine her birinin (Rusya, Çin, ABD) kendi mantığıyla işleyen fırsatçı adımları açıklaması tutarlı. Occam usturası burada devreye girer. Occam usturası, 14. yüzyılda yaşamış İngiliz filozofu William of Ockham'dan gelen bir düşünce ilkesidir. Özü şu: bir şeyi açıklamak için birden fazla teori varsa, en az varsayıma dayanan hangisiyse o daha güvenilirdir. Başka bir deyişle: gereksiz yere karmaşık açıklama üretme

•       Trump 39 milyar dolarlık silah satışından ekonomik çıkar bekliyor. Bu, 'Tayvan feda edilecek' yorumunu zayıflatıyor. En yüksek teklifi bekliyor olabilir.


Güçlü ve Kırılgan noktaları da verdikten sonra: Trump Tayvan'ı ne için feda edebilir? 39 milyar dolarlık silah satışı Trump için çok önemli; 39 milyon dolarlık bir başka kazanç ancak bundan feragat ettirebilir. Bakın burası çok önemli *******


Öyleyse Yaşananlar; Bir Plan mı, Kendi Kendine Gerçekleşen Düzen mi?

Bana göre: İmzalı ya da sözlü bir anlaşmanın varlığı ispat edilemez. Ama büyük güçlerin birbirlerinin öncelik alanlarındaki hareketlerine sistematik olarak düşük maliyetle karşılık vermeleri, zamanla hedefledikleri "fiili etki alanları düzenini" oluşturuyor. Bu düzen, anlaşmadan değil; birbirini izleyen 'tepkisizlik' kararlarından doğuyor. yani Win win (kazan kazan) anlayışı sahada.

 

Unutmayalım ki; Ukrayna'da Rusya için Çin gerçek bir destek uygulamadı. İran'da Çin ve Rusya sembolik protestoyla yetindi. Tayvan'da ise ABD Trump döneminde savunma taahhütlerini somuta dökmekte güçlük çekiyor. Bu bahse konu 'yapılmayan şey' birlikte düşünüldüğünde, yapılan anlaşmadan daha güçlü bir zemin oluşturuyor.

 

İzle ve Gör yani etki alanları düzeni: Bu şu demek : Birisi komşunun bahçesine el koyuyor. Diğer komşular "bu yanlış" diyor ama kimse çıkıp fiilen durdurmaya çalışmıyor. Bir süre sonra o bahçe artık fiilen onun oluyor — kimse bunu resmi olarak kabul etmemiş olsa bile.

Burada olan tam olarak bu. ABD Venezuela'ya giriyor, Rusya ve Çin sert açıklamalar yapıyor ama sahaya inmiyor. Rusya Ukrayna'da ilerliyor, Batı silah gönderiyor ama Rus topraklarına dokunmaktan kaçınıyor. İsrail Lübnan ve Suriye'de kalıcılaşıyor, büyük güçler kınıyor ama bedelini ödetmiyor. Çin Tayvan Boğazı'nı her gün biraz daha kendi gölü haline getiriyor, ABD protesto ediyor ama somut bir sınır çizmiyor. Hiç kimse masaya oturup "sen şurayı al, ben burayı" demedi. Hiçbir anlaşma imzalanmadı. Ama her "dur" denilip de durulmadığı an, her yaptırım tehdit edilip de uygulanmadığı an, her kınama açıklamasının eyleme dönüşmediği an, bunların hepsi birikerek fiili bir düzen yaratıyor. Zamanla "burası onun alanı" gerçekliği, yazılı hiçbir belge olmadan yerleşiyor. En tehlikeli tarafı da bu zaten. Yalta'da 1945'te en azından masaya oturanlar vardı, sınırlar tartışıldı, imzalar atıldı. Şimdiki düzende ise kimse hiçbir şeyi resmen kabul etmiyor ama herkes çıkarına göre davranıyor. Şimdi gelelim iddiamın test edilebilirliğine...


Kritik Test Noktası: Trump-Xi Zirvesi

Bu analizin tüm argümanları Mayıs 2026 Trump-Xi Pekin zirvesinde test edilecek bence. Eğer Trump Tayvan savunma taahhütlerini fiilen yumuşatırsa, silah satışını yavaşlatırsa ya da 'Tayvan kendi yolunu bulmalı' mesajı verirse; tez ampirik olarak güçlenmiş olacak. Eğer Trump Tayvan'a sert bir güvence tekrarlarsa ve silah satışını sürdürürse, tezin Tayvan ayağı kırılacak.


Nihai Değerlendirme

'Planlı gizli koordinasyon' ile 'kendi kendine gerçekleşen etki alanları düzeni' arasındaki fark, pratik sonuçlar açısından giderek kapanıyor. Hangi mekanizma işlemiş olursa olsun, 2025-2026 tablosu şunu gösteriyor: Büyük güçler birbirlerini dışlamaksızın kendi alanlarında genişliyor; orta ve küçük aktörler (Ukrayna, Tayvan, Venezuela, Lübnan) bu denklemin nesnesi haline geliyor. Bu, Soğuk Savaş'ın katı blok mantığından farklı; Yalta'nın güncellenmiş, yazısız ve inkâr edilebilir versiyonu. Farklı olan şu: Bu sefer hiç kimse masaya oturup sınır çizmiyor. Sınırlar, birbiri ardına yaşanan "tepkisizlik kararlarından" çıkacak.


Tehlike şuradadır: Yalta 1945'te en azından masaya oturanlar vardı. 2025-2026'da sınırlar, oturmayan ve konuşmayan aktörlerin sessizliğinden doğuyor. Bu, yazısız ve inkâr edilebilir bir yeniden bölüşüm — hem daha kırılgan, hem daha tehlikeli.


Bu Perspektiften Türkiye'ye Bakış

Dışarıdan bakış ile içeriden gerçek arasındaki fark


CFR, Atlantic Council ve CSIS gibi Batılı think-tank'ların Türkiye okuması dışarıdan şöyle:"Türkiye stratejik belirsizlik politikası izliyor" dediklerinde bunu sanki tutarlı bir ulusal strateji varmış gibi sunuyorlar. Ama : ortada bir ulusal strateji değil, iktidar kalıcılığı stratejisi var. Fark büyük ve Türkiye'nin zararınadır.


Büyük güçlerin "örtük etki alanları" yarattığı bir düzende orta ölçekli güçler de kendi küçük etki alanlarını yaratmaya çalışıyor; ama bu süreç, devletin değil iktidarın çıkarına işliyor. Türkiye'nin dış politika manevraları Türk milletinin stratejik kazanımı değil, bir iktidar ömrünü ve ona bağlı iş ağlarının servetini uzatan bir araç. Yani "norm ihmalleri yoluyla normalleşme" çerçevesi sadece büyük güçler arasında değil, her ülkenin kendi içinde de işliyor: dış politika kazanımları halka değil, iktidara yakın olanlara akıyor.

 

 

 


 
 
 

Yorumlar


didem Fotoğraf 1_edited.jpg

Merhaba, uğradığınız için teşekkürler!
Hi, thanks for stopping by!

Paylaşımlardan haber almak için

Let the posts come to you

  • Facebook
  • Instagram
  • Twitter
  • Pinterest

Benimle iletişime geçmek için/
Let me know what's on your mind

GÜNDELİK DERİNLİK    DEEPLY DAİLY

bottom of page