top of page

İran'da Cenazeler Morglara Sığmıyor; Türkiye Yalnızlaşıyor

  • Yazarın fotoğrafı: Didem Öneş
    Didem Öneş
  • 3 gün önce
  • 4 dakikada okunur

Gazeteyi açtım ve şu başlığı okudum, "cenazeler morglara sığmıyor"...

İran'da yönetim kendi halkını öldürüyor!


Dünyanın her coğrafyasında, ölümler artıyor. Kimi savaşlardan, kimi terörden, kimi yabancılaşmadan.


Gazzede yaşananlar; dünyanın, insanlığın vicdanına yabancılaşmasıydı. Ölümler, cenazeler yalnızca İsrail'in acımasız katliamından artmadı. Koskoca dünyanın Sessizliğinden, görmezden gelişinden, acının normalleşmesinden geldi. İnsan kalmayı başaranlar için, bir noktadan sonra ölüme değil; ölümün rutinleşmesine isyan başlıyor. İşte yabancılaşmanın en karanlık eşiği!


Bugün cenazelerin morglara sığmaması, yalnızca fiziksel bir durumu anlatmıyor. Bu cümle, devletlerin, rejimlerin, toplumların ve hatta bireylerin ölüme yaklaşım biçimini de eleveriyor. İnsan hayatı artık korunacak bir değer değil; yönetilecek bir durum gibi ele alınıyor.


"Yabancılaşma"sorunu, son dönem, sosyoloji literatüründe, yalnızca bireyin emeğiyle ya da sistemle kurduğu ilişki üzerinden tanımlanmıyor. Losing one’s place in the world: rethinking alienation as a diagnostic for our time" adlı makale, araştırmacı yazar Lems, A. tarafından 2025 yılında "Losing one’s place in the world. . olarak yayınlandı. Makaleye göre; çağımızın yabancılaşması daha derin bir kopuşu anlatıyor: İnsanın dünyada bir yeri olduğuna dair inancını kaybetmesi


"Dünyada Yer Kaybı” nın En Basit Anlatımı

Makalenin en güçlü yanı, yalnızlaşmanın "yer kaybı" açısından ele alınması. Losing one’s place in the world şu anlama gelir: İnsan kendini hiçbir yere ait hissetmez, mekânlar geçici, ilişkiler yüzeysel, kimlikler fazla abartılırken dünyada yer bulamama sorunu yaşaması, hayat “yaşanan” değil, “katlanılan” bir şey hâline gelir. Kim getirir, nasıl gelir?

Bu: göçle yerinden edilenlerle, orta sınıfın çöküşüyle, çatışmaların artışıyla, orta yaş kırılmalarında, sistem değişikliklerinde ve daha nicesinde farklı biçimlerde ortaya çıkar.


Günümüzde, yabancılaşma sadece bir his olarak değil, toplumsal bir belirti (symptom) olarak yaşanmaktadır. Dahası yabancılaşma, çağımızın yapısal bozulmalarını teşhis etmek için kullanılan bir gösterge haline gelmiştir.


İnsanlar bugün:

  • zamana (her şey hızlı gelişiyor ve anlam yok oluyor)

  • mekâna (hiçbir yer “yuva” değil, vatan değil, yurt değil, güvenli değil)

  • ilişkilere (bağ var ama kök yok)

  • kendine (istekler belirsiz, yön duygusu kayıp, korku hakim)

  • topluma (toplum denen kavram belirsizleşti) yabancı.


Bir Ülke Kendi Vatandaşına Yabancı


Reuters’a konuşan bir yetkilinin verdiği bilgiye göre; İran’da son gösteriler sırasında, güvenlik görevlileri dâhil yaklaşık iki bin kişi hayatını kaybetmiş. İran Molla rejimi saklayacak verileri varki interneti elektriği kararttı. Buna rağmen sızan görüntülerde, Tahran’ın güneyindeki Kahrizak Adli Tıp Merkezi önünde siyah ceset torbaları arasında yakınlarını arayan insanların acılarına şahit olduk.


Bu tabloyu yalnızca “baskı”, “otoriterlik” ya da “şiddet” kavramlarıyla açıklamak yetersiz kalır. Çünkü burada yaşanan, siyasal bir krizden önce bir yönetimin kendi vatandaşına derin bir yabancılaşma hâli var.


Devletin Yurttaşına Yabancılaşması


İran gibi otoriter yönetimlerde, bir noktadan sonra devlet, varolma sebebini unutur ve vatandaşını tanımaz hâle gelir. Cenazelerin sayısı, morgların kapasitesi, kayıpların istatistiği önemli değildir. Önemli olan tek şey rejimdir. Rejimi, gücü elde tutmaktır. Bu, klasik anlamda baskıdan farklıdır. Bu yaşananlar, bir devletin kendi yurtaşlarını tanımama hâlidir. Onları insan olarak kabul etmeyen bir yabancılaşma halidir. Ve bu yabancılaşmada toplumun ölümle kurduğu bağ farklılaşır. Ölüm, her toplumda bir eşiktir. İran'da Molla devletinin öldürdüğü insanlar artık İranlıların bölündüğünü ve birbirlerine yabancılaşma eşiğini çoktan geçtiğini gösteriyor. İranda ceset torbaları arasında yakınını arayan insanların görüntüsü bize şunu söylüyor: Ölüm artık bir kayıp değil, erişilmesi zor bir bilgidir. Bu noktada insanlık ya da bir toplum yalnızlaşmaz; anlamsızlaşır. İran Molla rejimi kendi vatandaşının kayıplarının sayılarını vermiyor; onlar için, öldürülenler istatistiki bir sayı bile değiller; çünkü rejime göre o insanlar "kafir", "terörist", "ajan", "Allah yolundan sapmış" kişiler. Dolayısıyla İran yönetimi için bu insanların sayıları da önemli değil...İran Molla rejiminin gözü öylesine dönmüşki, rejim değişikliği isteyen halkına karşı, rejim destekçisi insanları sokağa çağırabiliyor. Yani bir millet kendine yabancı hale getiriliyor. Taraflar artık sadece birbirine yabancı değil aynı zamanda birbirinin düşmanı. Böyle bir ülkeyi yönetmek, bir kadim kültüre sahip medeniyet beşiği toprakları bu hale getirmek sadece gücün, devletin, rejimin yozlaşması ile açıklanamaz.


İran, Rusya, ABD, Kuzey Kore gibi daha nice otoriter ve diktatörlük eğilimli ülke varsa; vatandaşları yalnızca yönetime karşı çıkmıyorlar. İnsanlar, yaşadıkları ülkede artık bir yerleri kalmadığını hissettikleri için, kaybedecek hayatlarından başka hiçbirşeyleri, umutları, gelecekleri kalmadığı için başta kendilerine sonra ülkelerinin yönetimlerine yabancılaşıyorlar.


Belki de en sarsıcı olan şudur: Bu ölümler, bu görüntüler, bu sayılar artık olağan haber diliyle aktarılıyor.

Ne rejimler, ne toplumlar, ne de uluslararası kamuoyu bu tabloya gerçekten şaşırıyor. İşte yabancılaşmanın en ileri evresi budur: Ölümün bile şaşırtmadığı bir dünya düzeni.


Türkiye Yalnızlaşıyor


Ve bütün bunlar olurken, Türkiye’de yaşanan "yalnızlık" sessizce haykırıyor. Burada morglar dolmuyor belki; ama hayatlar daralıyor. İnsanlar sokakta, işte, evde; kalabalıkların içinde ama ülkelerine ait hissetmeden yaşıyor. Adaletin, güvenin, yarının belirsizleştiği bir yerde ölüm kadar ağır olan şey, yaşamın anlamını yitirmesi. Yabancılaşma burada kanla değil; sessizlikle ilerliyor. Ve tam da bu yüzden tehlikeli: Çünkü insan, ölmeden önce ülkesinden kopabiliyor. Yurduna yabancılaşabiliyor! Bir toplum tam ortadan yarılabiliyor. Bu gün birbirine yabancı hale getirilmeye çalışılan vatandaşlar topluluğuyuz. Millet olma değerlerimiz ile oynandı; yeni bir rejim dayatıldı ve bir bölüm vatandaş için bu dayatma kabul edilemez oldu. Bir toplum tam ortadan yarıldı: diliyle, Atasıyla, milli kimlik bilinciyle oynandı. "Ben Türküm" ya da "Ne mutlu Türküm diyene" veya "laikim" diyenlerle, "Ben Müslümanım, "Ümetçiyim" diyenler artık tam ortadan yarıldı. "Atatürkçüyüm" diyenlerle, Anıtkabirde "Recep Tayip Erdoğan" diye bağırtılanlar artık bir milletin değil ayrı bir rejimin insanları. Birbirlerine yabancı. Orta sınıf kalmadı, çöktü; işçi, emekçi, memur, emekli artık yaşama zor tutunuyor ama diğer tarafta milyonerlerin sayısı artıyor. Bir toplum tam ortadan yarıldı: zor geçinenler ile "yandaş hukuku" ile zenginleşenler arasında ciddi bir yabancılaşma var. "Mustafa Kemal'in askerleriyiz" diyenlerle, bu ifadeyi tehlike sayanlar tam ortadan ayrıldı. Birbirlerine yabancılar. Bir kesim için konuşmak, itiraz etmek korkuya dönüşürken, her ağzına geleni söylediği halde hoş karşılananlar tam ortadan yarıldı. Yeni bir anayasa diye tutturanlarla, "yarın ekmek bulabilecek miyim" diyenler artık birbirine çok yabancı.


Bütün bu yarılmaların ortak adı yabancılaşma; ve yabancılaşma derinleştikçe, yalnızlık kaçınılmaz oluyor.

Türkiye’de bugün insanlar sadece birbirine karşıt değil; birbirine temas edemeyen, aynı ülkede yaşayıp aynı dünyada bulunmayan insanlar hâline geldi. Kimlikler, değerler, hayat beklentileri, gelecek tasavvurları ortaklığını yitirdiğinde; toplum kalabalığa, yurttaşlık bir ülkede yaşamaya, millet ise yalnızca bir kelimeye dönüşüyor.


Yalnızlık burada bireysel bir his değil; toplumsal bir sonuç. Yabancılaşma ise bir tercih değil; dayatılmış bir yaşam hâli oluyor.


Ve bir toplum, cenazeler morglara sığmadığında değil; insanlar birbirine sığamaz hâle geldiğinde gerçekten çözülmeye başlıyor.


 
 
 

Yorumlar


didem Fotoğraf 1_edited.jpg

Merhaba, uğradığınız için teşekkürler!
Hi, thanks for stopping by!

Paylaşımlardan haber almak için

Let the posts come to you

  • Facebook
  • Instagram
  • Twitter
  • Pinterest

Benimle iletişime geçmek için/
Let me know what's on your mind

GÜNDELİK DERİNLİK    DEEPLY DAİLY

bottom of page