İranda Olan Biten Herşey: Ne sadece Dış Güçler Ne de İç Güçler; Türkiye'nin Alması Gereken Dersler
- Didem Öneş
- 4 gün önce
- 7 dakikada okunur
Sevgili okurlarım,
Hafta sonu, yine baş döndüren bir gündemle dünya kamuoyunun kafası karışık. Böylesine devinimli gelişmelerde, yazılarımın okunuyor ve sizlerden taktir görüyor olması inanın benim için çok kıymetli. Bir takpçim; "Didem Hanım, başlarda "uzun yazı yazıyorsunuz" diye size geri bildirim vermiştim ancak zaman geçtikçe her yazınız bir sonraki yazınıza ve olacaklara işaret ediyor, bizim gibi kafası karışık okura tam bir çerçeve veriyor. Artık her yazınızı print alıp dosyalıyorum, okuduğum kitapları sizin yazılarınızla da analiz ederek, daha bilinçli bir bakış açısı ile geleceği yorumluyorum" diye mesaj atmış. Çok sevindim, zira amacım ders vermek ya da " bu böyledir" demek değil; asıl amacım daha fazla kişi tarafından okunmak ve "bir de böyle bakalım" diyenlerin artması. Dahası, hafta sonu, çok sevdiğim ve entellektüel alt yapısına güvendiğim bir dostum, "OKLOKRASİ" terimini açıklayan bir bilgi paylaştı. Bu gün yaşanılan otoriter, totaliter ve hatta diktatörlüğe evrilen rejimlerin altında bence oklokrasi var.
Oklokrasi, klasik siyaset teorisinde demokrasinin bozulmuş hâli olarak tanımlanır. Demokrasi, kısaca halkın hukuk, kurumlar ve temsil yoluyla yönetime katılmasıdır. Oklokrasi ise halk adına konuştuğunu iddia edenlerin, kalabalığı manipüle ederek, azınlıkları susturarak, hukuku işlevsizleştirerek iktidar kurmasıdır.
Yani oklokraside:
“Halk” vardır; ama bu halkın bir bölümü "yandaş" ise makbul, farklı düşünüyor ise "düşman" sayılan halktır; yani yurttaş yoktur
“Çoğunluk” vardır ama adalet yoktur, demokrasi yoktur
“Sandık” olabilir ama hukuk askıdadır, yasa devleti vardır; o yasaları ise sadece iktidardaki otoriterler koyar. Oklokrasinin temel özellikleri şunlardır: Öfke, korku, intikam, linç kültürü; akıl ve veri yerine slogan, kalabalık “haklı” olduğu için değil, “güçlü” olduğu için belirleyicidir, farklı düşünenler “hain”, “düşman”, “elit” ilan edilir yargı, medya ve kurumlar otoriteye göre karar alırlar.
Oklokrasi bir süre sonra bir ülkeyi tam anlamıyla çökertir ve toplum geriye döndürülemez yıkımın altında kalır. Sadece toplum da değil, onu bastırmaya çalışan otoriter devletler de yıkıma uğrar. Bundan geri dönüş yoktur.
Bu gün İran'da olan bir "oklokrasi" değildir ancak totaliter bir rejimin ülkesinde yarattığı yıkımdır. Bu yıkımı daha iyi iyi anlamak için önce kısa, özet bir tarihi yolculuk yapalım. Bu gün Molla, İslam Rejiminin neden İran halkına uymadığını önce anlamakla başlayalım.
İran ve Fars Kültürü Nedir?
İranlılık (Farslık), dünyanın en eski yerleşik, yazılı ve süreklilik taşıyan uygarlıklarından biridir.Bu kültürün omurgası dört temel unsura dayanır:
Devlet Aklı ve Hukuk
Fars geleneğinde devlet: keyfî değil, hukuk ve düzen temellidir.
Bunun en erken sembolü Cyrus the Great’tir. Onun “Kiros Silindiri”, inanç özgürlüğü, farklılıklara saygı ve adalet fikrini içerir. Fars kültürü için devlet = düzen + adalettir, mutlak itaate dayalı din devleti değil.
Ahlak Merkezli İnanç Anlayışı
İran’ın kadim inancı olan Zerdüştlük, üç ilkeye dayanır: İyi düşünce, İyi söz, İyi davranış
Bu anlayışta: ahlak, korkudan değil bilinçten doğar, birey eylemlerinden sorumludur, kadının konumu önemlidir ve erkeğe gre ikincil değildir, kadın toplumda görünürdür.
Özetle, İran, Fars kültürü, tarihi, sosyolojisi; ceza ve zorlama merkezli bir din yorumuyla taban tabana zıttır.
Şiir, Estetik ve Yaşam Sevinci
Fars kültürü: şiirle konuşur, ironi ve zarafet taşır, yaşamı bastırmaz, anlamlandırır.
Hafız, Sadi, Firdevsi gibi isimler,itaati değil hikmeti, korkuyu değil bilgeliği yüceltir.
Bu kültürde: din, hayatı boğan değil; hayata eşlik eden bir unsurdur.
Kadın Algısı
Tarihsel İran kültüründe kadın: kamusal hayattan dışlanmış değildir, ahlakın “nesnesi” değil, toplumun aktif unsurudur.
Kadın bedeni üzerinden kurulan siyasal kontrol, İran/Fars kültürüne yabancıdır.
Molla Rejiminin İslam Yorumu Fars Kültürüne Uymaz
Bugünkü molla rejiminin uyguladığı İslam düzeni:
Arap yarımadası merkezli,
kabilesel itaat,
erkek egemen,
ceza ve korku temelli bir siyasal dindir.
Molla rejimi: Hukuku değil itaati esas alır; ahlakı bilinçten değil korkudan üretir; kadını ahlak polisiyle denetler; şiiri,dansı, şarkıyı, plastik sanatları ve eleştiriyi tehdit olarak görür
Molla rejimi; Fars kültürünün binlerce yıllık devlet, ahlak ve estetik anlayışıyla uyumsuzdur.
Bu yüzden bugün İran’da yaşanan kriz: sadece ekonomik ya da siyasal değil, derin bir kültürel uyumsuzluk krizidir.
İran halkının itirazı: Molla Rejimi ve onun yaratmak istediği sosyolojik, siyasi, psikolojik, kültürel yapı için İranlıların ciddi bir bölümünün isyanındaki temel nedeni “Biz bu değiliz.” cümlesiyle özetleyebiliriz.
Bu durum, Türkiye için de geçerlidir. Türk kültürü, sosyolojisi, tarihi bu günkü Cumhur İttifakı anlayışı ile uyumsuzdur ve sınırlanamaz.
İranda şu anda Molla Rejiminin siyasal durumu tam olarak oklokrasi ile tanımlanamaz ancak Türkiye'deki durum tam da bu terime karşılık gelmektedir.
BOP ve Küresel Mimari Bağlamında Oklokrasi: Yönetilebilir Kaos Aracı
BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) ve onun Genişletilmiş Afrika ile Genişletilmiş Avrasya uzantıları açısından bakıldığında, oklokrasi bir “yan ürün” değil; çoğu zaman işlevsel bir ara rejimdir. Çünkü oklokrasi, güçlü ve rasyonel devletler üretmez; aksine yönlendirilebilir siyasal alanlar yaratır. Hukukun aşındığı, kalabalığın kolay kışkırtıldığı, kurumların itibar kaybettiği ülkeler; dış baskılara, yaptırımlara ve vekâlet savaşlarına çok daha açık hâle gelir. Bu nedenle küresel mimari açısından tercih edilen tablo, her zaman doğrudan diktatörlük değil; ne tam demokrasi ne tam otoriterlik olan, oklokratik eğilimler taşıyan kırılgan düzenlerdir. İran’da bu model güvenlik devletiyle birleşmiş; Türkiye’de ise siyasal bir risk alanı olarak , diktatörlüğe, otoriterliğe, monarşiye, sultanlığa, federalizme geçiş süreci olarak algılanmalıdır. Türkiye, hâlâ bu eşiğin hangi tarafında duracağına karar verme aşamasındadır.
Şahlıktan Mollalığa, Bölgesel Vekâlet Düzeninden Küresel Mimariye
İran’da bugün yaşananlar, yalnızca bir iç huzursuzluk, ekonomik kriz ya da rejim karşıtı protestolar dizisi değildir. İran, yarım kalmış bir modernleşme ve temsil krizinin, otoriter bir dinî rejim altında kronikleşmiş toplumsal itirazının ve küresel ölçekte genişleyen jeopolitik mimarinin kesişim noktasında durmaktadır. Bu nedenle İran’ı anlamak için şu olguları birlikte okumak gerekir: tarih, toplum ve jeopolitik yapı.
I. Şah’tan Mollalara: Kapatılan Temsil, Açılan Vesayet (1953–1979)
İran’da bugünkü krizin kökleri, 1953’te Başbakan Muhammed Musaddık’ın devrilmesine uzanır. CIA (Central Intelligence Agency – ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı) ve MI6 (Military Intelligence, Section 6 – İngiltere Dış İstihbaratı) destekli bu darbe, İran’da demokratik temsil kanallarını kapattı ve Muhammed Rıza Pehlevi’yi mutlak iktidara taşıdı.
Şah dönemi, çelişkili bir tablo sundu: bir yanda kadınlara oy hakkı, eğitim ve kentleşme;diğer yanda siyasal baskı, tek parti düzeni ve SAVAK aracılığıyla kurulan korku rejimi. Bu süreçte toplum modernleşti, ancak siyaset kilitlendi. Demokrasi yerleşemedi; muhalefet yeraltına itildi. İşte bu boşluk, ilerleyen yıllarda dinî ağların ( bizdeki cemaat ve tarikatler gibi) dolduracağı bir boşluk yarattı.
II. Devrim; Mollaların Devrimine Dönüştü (1979–1981)
1979’da yaşananlar, baştan sona “İslami bir devrim” değildi. Sokakta farklı talepler vardı: özgürlük, adalet, yolsuzluğun bitmesi gibi. Ancak devrimin ardından örgütlü olan tek güç, dinî hiyerarşiydi. Ruhullah Humeyni, bu boşlukta belirleyici aktöre dönüştü. Liberaller ve sol cenah siyaset üretemedi, İslamcılara yol verdi.
Kırılma noktası, devrimden hemen sonra geldi:
IRGC (Islamic Revolutionary Guard Corps – Devrim Muhafızları Ordusu) kuruldu.
“İslam Cumhuriyeti” referandumu alternatifsiz biçimde yapıldı. (Dikkat: Referandumla aslında halk neyi oyladığının çok bilincinde değildi. Bir tür "TEK ADAMLIK" oylanmıştı.)
Anayasa ile Velayet-i Fakih (dinî liderin nihai siyasal otoritesi) tesis edildi.
Liberal ve sol aktörler tasfiye edildi, kadın hakları geri alındı.
Böylece İran, Şah’tan kaçarken molla vesayetine yakalanmış oldu. Ölümü gösterip sıtmaya razı edilen bir toplum, kendisini bekleyen buhranın farkındaydı.
III. Molla Rejimi Boyunca Büyüyen Toplumsal Fay Hatları
1. Kadın Bedeni Üzerinden İktidar
Zorunlu başörtüsü ve ahlak polisliği, yalnızca kültürel, siyasal bir dayatma değil; devlet şiddetinin vitrini hâline geldi.
2. Siyasal Temsil Krizi
Seçimler var; ancak karar alma, Velayet-i Fakih + IRGC çekirdeğinde. Bu yapı, kalıcı bir meşruiyet açığı üretir.
3. Ekonomik Çöküş
Dış yaptırımlar, kötü yönetim ve IRGC merkezli ekonomi; orta sınıfı eritti. Sorun yalnızca enflasyon değil; gelecek duygusunun yok oluşuydu.
4. Kimlik ve Kültür Baskısı
Çok katmanlı İran toplumu, tekçi bir ideolojik kalıba zorlandı. Bu, özellikle genç kuşaklarda kopuş yarattı.
AMA DAHA ÖNEMLİSİ İRAN FARS KÜLTÜRÜ,TARİHİ, MOLLA REJİMİNCE FARKLI ANLATILDI; YAZILDI; BAŞKA BİR KÜLTÜRE EVRİLDİ. (Size neyi anımsatıyor)
IV. Bugün İran Ayakta- Aslında Hep Ayaktaydı
Bugünkü itiraz, tek bir nedene indirgenemez. Dört dinamik birleşiyor:
Toplumsal: Kadınlar ve gençler öncü.
Ekonomik: Orta sınıf çöküyor; orta sınıf daha fazla dayanmak taraftarı değil; ölmeyi göze aldı.
Siyasal: Reform kanalları kapalı. Molla Rejimi veya dini bir siyaset ahlakı içinde "reform" mümkün değil. Dolayısıyla İran Halkı, dinci ve siyasal İslamcı, mollacı kesimin dışında; reform istemiyor, rejimin değişimini istiyor.
Kültürel: Kimlik dayatmasına itiraz var; İran Fars kültür tarihi genlerinde olan gerçek İranlılar Arap İslam düzenine benzeyen Molla İslam düzeninin kendi kültürlerini ve tarihlerini değiştirmesine tepkililer:
Bu nedenle İran’da yaşananlar, geçici bir protesto değil; birikmiş bir tarihsel hesaplaşmadır. Bu tarihsel hesaplaşma isteği de yeni de değil; Şah döneminden itibaren başlamış, Molla rejimi altında pekişmiş ve artık bir şekilde patlak verecek bir yola evrilecektir.
V. BOP: Bitmeyen Proje, Genişleyen Mimari
BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) ölçek değiştirerek devam etmektedir.
BOP artık:
yalnızca Büyük Ortadoğu değil,
Genişletilmiş Afrika (Sahel, Kızıldeniz, Boynuz),
Genişletilmiş Avrasya (Kafkaslar, Karadeniz, Orta Asya, İran–Pakistan hattı)
üzerinden ilerleyen bir küresel yönetim mimarisidir.
Ama burada belirleyici olan şudur: Dış projeler, iç meşruiyetin çöktüğü yerde işler. İran’da bu alanı açan, hesap vermeyen, baskıcı ve tekçi yönetim anlayışıdır. Din üzerine kurulmuş bir rejim bir gün tepetaklak olmaya mecburdur.
VI. Bölgesel Zincir: İran Krizi Her Yeri Etkiler
Suriye–İran–Türkiye Hattı
İran zayıfladıkça Suriye sahasında denge değişir; İsrail daha agresif olur, Türkiye için göç, güvenlik ve enerji riskleri artar. Ayrılıkçı yapılar cesaret alır.
Yemen – Kızıldeniz
Husiler üzerinden Kızıldeniz’de kurulan baskı, İran’ın “düşük maliyetli, yüksek etkili” dış cephesidir. İç kriz derinleştikçe bu cephe daha riskli hâle gelir.
Lübnan ve Gazze
Lübnan, İran’ın uzun vadeli vekâlet alanıdır. Gazze ise artık yalnızca Filistin meselesi değil; bölgesel güç hiyerarşisinin sahasıdır.
İsrail ve ABD
İran’daki her sarsıntı, İsrail için “fırsat penceresi” olarak okunur.
VII. ABD ve Trump Politikası: Tehdit - Pazarlık Birarada
Trump çizgisi, dış politikada iki dili aynı anda kullanır:
sert tehdit ve askeri seçenek,
eşzamanlı pazarlık ve geri adım.
Bu yaklaşım, İran’ı hem misilleme eşiğini yükseltmeye hem de içeride daha sertleşmeye iter. Bu da bölgesel istikrarsızlığı artırır.
Bu da İsrail için yol açar.
VIII. Asıl Soru: Rejim mi, Yönetim Anlayışı mı?
İran meselesi yalnızca “molla rejimi gitsin” meselesi değildir. Sorun, vesayet üreten yönetim aklıdır.
Bu akıl değişmeden:
rejim değişse bile,
özgürlük gelmez; sadece vesayet el değiştirir.
İran’ın tarihsel trajedisi budur.
Yarım Kalan Hesap ve Açık Gelecek
İran’da bugün yaşananlar:
Şah döneminde kapatılan temsil kanallarının,
devrim sonrası tekelleştirilen iktidarın,
küresel ölçekte genişleyen BOP mimarisinin kesişimidir.
İran halkı, iki otoriter uç arasında sıkışmıştır. Bugünkü itiraz, onur, özgürlük ve egemenlik talebinin ortak ifadesidir. Değişim mümkündür; ancak bu değişim, ne dış projelerin gölgesinde ne de eski vesayetlerin tekrarıyla gerçekleşebilir. İran’ın kaderi, bu kez yalnızca bir rejimi değil, o rejimleri mümkün kılan zihniyeti aşıp aşamayacağına bağlıdır.
TÜRK MİLLETİNİN ÇIKARMASI GEREKEN DERSLER
İran’da: Din, kültürün yerine geçirilmiştir bu da rejimle toplumsal kopuşu yaratmıştır
Türkiye’de: Din, siyasal iktidarın aracı hâline gelmiş ve kültürel yeni bir toplum yaratılmak istenmektedir; şu anda Türk Milletinin ciddi bir kesimince bu dayatmaya toplumsal direnç vardır.
Bu nedenle İran’da itiraz: “Biz bu değiliz.”
Türkiye’de itiraz ise: “Bizi buna zorlayamazsınız.” şeklinde özetlenebilir.
Bu fark, Türkiye’nin hâlâ İranlaşmama eşiğini aşmamış olmasının temel nedenidir. Ancak bu demek değildir ki; bu mümkün değildir.












Yorumlar