top of page

YENİ PARTİ Psikolojik Harekatı Püskürtebildi mi?

  • 12 Ağu
  • 6 dakikada okunur

Değerli okurlarım,


Instagram sayfamda yayımladığım “Yeni Parti’yi Uyarıyorum: Sayın Özgür Özel, Kulak Verin” başlıklı paylaşımımın ardından çok sayıda geri bildirim aldım. Gelen yorumların büyük çoğunluğu, benim yaşadığım hayal kırıklığını, kaygıyı ve güvensizliği paylaşıyordu. Ancak bunun yanında, Sayın Özel’e yönelttiğim mesajı “küstahlık”, “tehdit” veya “hakaret” olarak değerlendirenler de oldu.


Kimileri, “Giderseniz gidin. İYİ Parti ile Zafer Partisi’nin ne yaptığı ortada. Onlara güvenip Yeni Parti’ye güvenmeyecekseniz cehennemin dibine kadar yolunuz var” derken; kimileri de “Biraz sabredin, ilk hatada hemen silmeyin. AKP ve MHP seçmeni, partisi ne yaparsa yapsın susuyor ve desteklemeye devam ediyor” yaklaşımını benimsedi.


Öncelikle şu ayrımı yapmak zorundayız: Bir siyasi partiye güvenmekle, o partiyi sorgulanamaz ve eleştirilemez kabul etmek aynı şey değildir. Demokraside seçmenin görevi susmak, itaat etmek ve her kararı koşulsuz biçimde onaylamak değildir. Tam tersine seçmen; oy verdiği, desteklediği ve ülkenin geleceğini emanet etmeyi düşündüğü siyasi kadroları uyarmak, sorgulamak ve gerektiğinde eleştirmekle yükümlüdür.


AKP ve MHP seçmeninin kendi partileri karşısındaki suskunluğunu örnek göstererek YENİ Parti seçmeninden de aynı davranışı beklemek, yeni bir demokratik siyaset kurmak değil; eleştirdiğimiz siyasal itaati bu kez başka bir parti adına yeniden üretmektir. Eğer Yeni Parti gerçekten yeni bir siyasal kültürün taşıyıcısı olacaksa seçmeniyle ilişkisini biat üzerinden değil; karşılıklı güven, açıklık, hesap verebilirlik ve eleştiri hakkı üzerinden kurmalıdır.


Bununla birlikte, bütün eleştirileri aynı yerde değerlendirmek de doğru değildir.


Bir tarafta, yasaya ilişkin kaygılarını hukuki, anayasal ve siyasal gerekçelerle dile getiren; Yeni Parti’den daha açık, daha şeffaf ve daha kararlı bir tutum bekleyen seçmenler bulunurken, diğer tarafta ise yıllardır iktidara söyleyemediklerini Yeni Parti’ye söyleyen; devlet ile iktidarı birbirinden ayırmayan ve güvenlikçi reflekslerini değişmez bir siyasal ölçü hâline getiren çevreler vardır.


Kendilerini “ulusalcı” veya “Kemalist” olarak tanımlayan (ki bu kesimler son 10 yılda İktidara isteyerek ve bilerek destek vermişlerdir) bazı kesimlerin, özellikle kimi emekli askerlerin ve vesayetin farklı biçimlerini devlet düzeninin doğal unsuru sayanların; militerist devletçilik ve mutlak güvenlikçilik üzerinden Sayın Özgür Özel’i ve Yeni Parti’yi hedef aldıklarına da tanık oluyoruz. Üstelik bu çevrelerin bir bölümü, iktidara yöneltemediği öfkeyi çok daha rahat biçimde muhalefete yani Yeni Partiye yöneltiyor, çünkü kolay olan budur.


Fakat burada da dikkatli olmalıyız: Millî güvenlik kaygısı taşıyan, sürecin şeffaf olmamasından endişe eden veya devletin üniter yapısı konusunda güvence isteyen herkesi “militarist”, “vesayetçi” ya da “barış karşıtı” ilan etmek de iktidarın kullandığı kutuplaştırıcı dilin başka bir biçimde tekrarlanması olur. Meşru kaygı ile örgütlü itibarsızlaştırmayı birbirinden ayırmak zorundayız. Hem sosyalistlerde hem de ulusalcı Kemalistlerin bir bölümünde örgütlü, kasıtlı bir "YENİ PARTİ DÜŞMANLIĞI" mevcut. Bu gerçeği bilerek seçmenlerin dikkatli olmalarında fayda var.


Şimdi gelelim asıl sorumuza:


YENİ Parti, 34 milletvekilinin “evet”, 54 milletvekilinin “hayır” oyu kullandığı ve Özgür Özel’in “hibrit model” olarak tanımladığı yöntemle gerçekten iktidarın kurduğu siyasi oyunu bozdu mu? Yoksa yalnızca iktidarın kullanabileceği propaganda seçeneklerinden birini zayıflatırken, kendisini çok daha geniş ve çok çetrefilli yeni bir psikolojik harekâtın hedefi hâline mi getirdi?


Çünkü karşımızda yalnızca rakip bir siyasi parti bulunmuyor. AKP, MHP, iktidar yanlısı medya, örgütlü sosyal medya ağları, siyasallaşmış bürokratik yapılar ve devletin kurumsal itibarıyla iktidarın parti çıkarlarını birbirine eklemleyen çok katmanlı bir iletişim düzeni bulunuyor. Buna bir de iç ve dış Kürtçülük faaliyetleri de eklemlenince boyut uluslararası bir düzen kazandı.


Bu düzen içinde Yeni Parti hangi kararı alırsa alsın, o kararın başka bir anlamla topluma sunulması mümkündür:

“Hayır” dese, “Terörün bitmesini ve toplumsal barışı istemiyorlar” denilecekti.

Topluca “evet” dese, “Erdoğan’ın çizgisine geldiler, bizim projemize teslim oldular” denilecekti.

Şimdi de "hibrit sistemde", “Devlet meselesinde sorumluluk alamıyorlar” diyenler çıktı.


Sayın Özel Milletvekillerini serbest bıraktığında ortaya çıkan evet ve hayır oranları ile bu defa da “Parti bölündü, Özgür Özel grubuna hâkim olamıyor” söylemi devreye sokuldu.


Öyleyse tartışmamız gereken yalnızca Yeni Parti’nin doğru oyu kullanıp kullanmadığı değildir. Asıl mesele, siyasal anlamı kimin ürettiği, topluma hangi çerçevenin kabul ettirildiği ve muhalefetin kendi kararını kendi kavramlarıyla anlatıp anlatamadığıdır.


Şimdi asıl soruya gelelim:


YENİ Parti psikolojik harekâtı gerçekten püskürttü mü?

Özgür Özel’in tercihine stratejik açıdan baktığımızda, ortada bütünüyle hesapsız veya tartışmalı bir karar bulunduğunu söylemek haksızlık olur. Özel, YENİ Parti’yi iktidarın kurabileceği iki karşıt anlatının arasından çıkarmaya çalıştı. Parti topluca “hayır” deseydi, iktidar cephesinin bunu ileride “terörün bitmesine karşı çıktılar”, “toplumsal barışı sabote ettiler” veya “Kürtlerin haklarını yine reddettiler” söylemleriyle kullanması mümkündü. Parti bütün milletvekillerine “evet” oyu dayatsaydı bu defa YENİ Parti’nin iktidarın siyasi projesine eklemlendiği, Erdoğan’ın açtığı yoldan yürüdüğü ve kendi muhalefet kimliğini terk ettiği ileri sürülecekti. Özel, yönetim düzeyinde yasaya destek verirken milletvekillerini serbest bırakarak bu iki ihtimali aynı anda sınırlamaya çalıştı. Böylece YENİ Parti’nin barış ihtimaline bütünüyle kapı kapatmadığını, fakat sürece ilişkin kaygıları ve farklı görüşleri de susturmadığını göstermeyi amaçladı. ANCAK: bu hamle kendisine, topluma ve Yeni Partiye yönelik Psikolojik harekatı püskürtmeye yeterli olmayacak türdendir. Çünkü psikolojik harekât yalnızca rakibi bir kez tuzağa düşürmeye çalışan tek hamlelik bir oyun değildir. Rakibin verdiği her cevaba göre kendisini yeniden üreten, anlam değiştiren ve yeni saldırı hatları açan dinamik bir süreçtir. Sözün Özü ; Psikolojik harekât düzeni püskürtülmüş değildir.


Sayın Özel'in kadrosonda olsaydım, oylamadan önce kendisine önereceğim şu olurdu: Sürekli bir izleme ve bilgilendirme mekanizması kurulabilirdi Parti bünyesinde hukukçulardan, güvenlik uzmanlarından, siyaset bilimcilerden, sosyologlardan, çatışma çözümü uzmanlarından ve mağdur temsilcilerinden oluşan bağımsız bir izleme kurulu oluşturulabilirdi. Bu kurul, kanunun uygulanmasını düzenli raporlarla kamuoyuna açıklayabilirdi. Böylece YENİ Parti yalnızca oy veren değil; verdiği oyun sonuçlarını izleyen, denetleyen ve gerektiğinde müdahale eden bir aktör hâline gelirdi. Ve kadrolarında güçlü psikolojik harekat önleme uzmanlarına yer vermesini talep ederdim. Neden mi?


Psikolojik Harekât Nasıl İşler?

“Psikolojik harekât” ifadesini kullanırken dikkatli olmak gerekir. Her eleştiriyi, her olumsuz haberi veya her seçmen tepkisini tek merkezden yönetilen gizli bir operasyon olarak tanımlamak analizi zayıflatır.

Burada sözünü ettiğimiz şey; mutlaka tek bir odadan yönetildiği kanıtlanmış bir plan değil, iktidar çevresindeki siyaset, medya, bürokrasi ve dijital ağların birbirini besleyen söylemler üretmesidir. Bazı mesajlar merkezî biçimde planlanabilir; bazıları ise aynı siyasi ekosistemin aktörleri tarafından kendiliğinden çoğaltılabilir. Belirleyici olan, bu söylemlerin aynı siyasi sonuca hizmet etmesidir: Muhalefetin kendi kararını kendi anlamıyla topluma ulaştırmasını engellemek. Ama ortada engelleyecek bir mesaj da olmayınca işi çok daha kolay oluyor bu çevrelerin.


Yeni Gündemlerle Eski Kararı Yeniden Kullanmak

Dünkü yani , bu oylama yalnızca bugünün konusu olarak kalmayacaktır. Seçim döneminde, yeni bir güvenlik krizinde, anayasa tartışmasında veya süreçte yaşanabilecek bir kırılmada yeniden gündeme getirilecektir.

İktidar, ihtiyaç duyduğu anda YENİ Parti’nin oylarını farklı biçimlerde kullanabilir:

  • “Onlar da destek verdi” diyerek sorumluluğu paylaşabilir.

  • “Kendi içlerinde bile anlaşamadılar” diyerek yönetme kabiliyetini tartışmaya açabilir.

  • “Önce desteklediler, şimdi siyasi çıkar için karşı çıkıyorlar” diyebilir.

  • “Hayır diyenler süreci sabote etti” diyerek partiyi kendi içinde ayrıştırabilir.

Bu nedenle psikolojik harekâta karşı mücadele, bir defalık açıklamayla tamamlanamaz. Uzun süreli, tutarlı ve belgeli bir iletişim stratejisi gerektirir.


OYLAMA DA NE OLDU


Yeni Partiye karşı yürütülen daha doğrusu Yeni PArti seçmenine ve iktidarın değişimini isteyen seçmene karşı yürütülen psikolojik harekatın bir saldırı hattı zayıflatılmış, fakat savaşın anlatı alanı bütünüyle kazanılamamıştır.


Özgür Özel’in yaptığı hamleyi “ihanet” veya “teslimiyet” gibi ağır kavramlarla mahkûm etmek ne kadar kolaycıysa “AKP’nin oyununu tamamen bozduk” diyerek tartışmayı kapatmak da o kadar erken ve iddialıdır.


Gerçek başarı, iktidarın Yeni Parti hakkında ne söyleyebileceğini tamamen engellemek değildir. Böylesine eşitsiz bir medya ve kurum düzeninde bu mümkün olmayabilir. Gerçek başarı, iktidarın söylediğinin toplum tarafından otomatik olarak doğru kabul edilmesini engellemek; Yeni Parti’nin kendi kimliğini, ilkelerini ve amaçlarını doğrudan seçmene ulaştırabilmesidir.


Oyun Bir Oylamayla Bozulmaz

Psikolojik harekât, rakibin her tercihini aleyhine çevirebilen bir anlam üretme düzenidir. Bu nedenle yalnızca doğru oyu kullanmak yetmez. O oyun neden verildi, hangi koşullara bağlandı, hangi riskler görüldü ve bundan sonra ne yapılacak; bunların tamamı önceden ve açıkça anlatılmalıdır.


Özgür Özel’in hibrit modeli, savunulabilir bir stratejik arayıştır. Partiyi hem “barış karşıtı” hem de bütünüyle “iktidara eklemlenmiş” gösterme çabasına karşı belirli bir manevra alanı yaratmıştır. Fakat hazırlıksız iletişim, şeffaflık konusundaki çelişki ve kararın sınırlarının açıkça tanımlanmaması bu manevranın etkisini azaltmıştır.


Şimdi Özel’e düşen, seçmeninden koşulsuz sadakat istemek değildir. Eleştiriyi düşmanlık saymadan dinlemek, kararının hesabını vermek, desteğinin sınırlarını açıklamak ve iktidarın sürecine eklenen bir aktör olmak yerine kendi demokratik toplumsal barış programını ortaya koymaktır.


YENİ Parti seçmenine düşen de ne ilk hayal kırıklığında partisini yakıp yıkmak ne de AKP ve MHP seçmeninin koşulsuz bağlılığını örnek alarak susmaktır. Demokratik seçmen ne mürididir ne müşteridir ne de alkışçı.


Destekler, fakat sorgular.


Güvenir, fakat denetler.


Yanında durur, fakat iradesini teslim etmez.

Çünkü YENİ Parti’yi gerçekten “yeni” yapacak olan, liderinin hiç hata yapmaması değil; hataların konuşulabildiği, eleştirinin düşmanlık sayılmadığı ve seçmenin siyasal özne olarak kabul edildiği bir kültür kurabilmesidir.

Öyleyse bugün verebileceğimiz hüküm şudur:

YENİ Parti, psikolojik harekâtın bir hamlesini karşılamış olabilir; ancak onu henüz püskürtmüş değildir. Bunu başarabilmesi için yalnızca iktidarın kurduğu tuzaklardan kaçması değil, kendi oyun alanını, kendi dilini ve kendi toplumsal istikametini kurması gerekmektedir.



 
 
 

Yorumlar


didem Fotoğraf 1_edited.jpg

Merhaba, uğradığınız için teşekkürler!
Hi, thanks for stopping by!

Paylaşımlardan haber almak için

Let the posts come to you

  • Facebook
  • Instagram
  • Twitter
  • Pinterest

Benimle iletişime geçmek için/
Let me know what's on your mind

GÜNDELİK DERİNLİK    DEEPLY DAİLY

bottom of page