NE İÇ POLİTİKA NE DIŞ POLİTİKA NE BATAN EKONOMİ: VARSA YOKSA ERDOĞANİZM
- Didem Öneş
- 2 saat önce
- 4 dakikada okunur
Baştan ifade edeyim; Erdoğanizmin kurucuları son derece başarılı bir oyun oynuyorlar. Hem de 1950’lerden beri! Buna sadece “helal olsun” denebilir…
Çünkü Türkiye’de her siyasal, ekonomik ya da dış politika krizini, dönüp dolaştırıp Erdoğanizmin lehine tahkim eden bir rejim mühendisliğiyle karşı karşıyayız. İç politika, dış politika, Kürt meselesi, Suriye dosyası, güvenlik söylemi, hatta batan ekonomi bile artık kendi başına anlam taşımaması; varsa yoksa tek bir başarı odağı var o da Erdoğanizm. "Neden Erdoğanizm bu ideolojinin adı" derseniz, açıklayayım: Bu aslında bir isim ile tarif edilemez.
Bu yapı, Müminizm, Fatihizm, Devletizim, Ayetullahizm, Arapizm, Amerikanizm diye de ifade edilebilirdi; lakin 1923te kurulan Türkiye Cumhuriyetinin en uzun dönemi ile anlatılacak olunursa: 'Erdoğanizm' en doğru tanım olur.
Kemalizmden, Atatürkçülükten, cumhuriyetçilikten, demokratlıktan, Türklükten, adaletten ve hukuktan haz almayan bir kesimin; kendi dünya görüşlerine uygun bir rejimi inşa etmek için emperyalizmle ve Batı’yla ve küresel güçlerle bu denli koordineli, sabırlı ve sebatkâr biçimde çalışabilmesi, bu ideologların bileğinin neden bükülemediğini açıklar. Hatta bükülmediği gibi, öpüldüğünü de…
Bu nedenle bugün “çözüm”, “barış”, “milli mesele” ya da “zorunluluk” diye sunulan birçok başlık masum değildir. Mesele ne devlet aklıdır ne de ülkenin bekası, ne demokrasi, ne hukuk, ne egemenlik, ne bağımsızlık, ne üniter devlet ne de laik Türkiyedir; mesele, iç ve dış politikanın aynı anda tek bir hedef için ortaklaştığı, mevcut iktidarın rejiminin kalıcılığını garanti altına alan bir güç mimarisidir.
Terör Başı Abdullah Öcalan'ın İmralı Tutanakları ve Gönderdiği Hediye Kilim
Erdoğanizm ideologlarının genel hareket tarzları hep semboller ve zamanlama üzerinedir. Neden mi? Semboller kriz içinde yönünü şaşıran toplumlar için tasarlanır da ondan. Türkiye'nin sürekli bir kriz ortamında tutulmasının sebebi Atatürk Türkiyesini yönsüzleştirmekle ilgilidir. Kimi okurum, "Tüm siyaset veya politika uygulamaları semboller ve zamanlama ile ilgili değil midir?" diyecekler ve haklılar da. Ben sadece siyasetten bahsetmiyorum; bahsettiğim bir ideoloji, bir rejimin üzerine inşa edildiği ideoloji! Ve Erdoğanizm Atatürkçülüğün 'antagonizmi'dir. Antagonizm (antagonism), siyaset bilimi, sosyoloji ve felsefede iki taraf arasında uzlaşması mümkün olmayan, varoluşsal bir karşıtlık anlamına gelir.
Basit bir “anlaşmazlık” ya da “çatışma” değildir; “biz”in varlığının, “öteki”nin yokluğuna bağlandığı bir ilişki biçimidir.
Yukarıdaki paragrafı boşuna yazmadım; çünkü bugün olup biten her şeyi tek bir çerçevede özetliyor. Şimdi gelelim, Terör Başı Abdullah Öcalan’ın İmralı tutanaklarının neden MHP–AKP–DEM Parti temsilcilerinin İmralı ziyaretlerinin hemen ardından değil de tam şimdi açıklandığına; Devlet Bahçeli’nin TV100’e verdiği röportajdaki kritik detaylara ve Öcalan’ın Sayın Bahçeli’ye gönderdiği kilimin, bu açıklamalarla eşzamanlı biçimde basına servis edilmesine…
Ama oraya gelmeden önce şunu söylemeliyim: Erdoğanizm ideologları, koskoca bir toplumun bütün kesimlerinin enerjisini bu kadar mı boşa harcatabilir? Vallahi bravo. Koca koca “akademisyenler”, “askerler”, “emekli paşalar”, “siyaset bilimciler”, “iletişim uzmanları” günlerdir gönderilen kilimin anlamını decode etmeye çalışıyor. Yapay zekâ desteğiyle “kilimin ne anlama geldiğini keşfedenler”e ise ayrıca şapka çıkarmak gerekiyor!
Oysa ortada çözülecek bir şifre falan yok. Kilim bir bilmece değil; tutanaklar gizli bir metin değil. Burada karmaşık sembolizm arayanlar, tam da Erdoğanizm ideologlarının istediği yere savruluyor. Çünkü mesele kilim değil; mesele, zamanlama da değil. Mesele, bu sembollerin hangi bağlamda ve hangi ihtiyaca cevap vermek üzere dolaşıma sokulduğu.
Gerçek şu: Terörist başı, bugün bir “barış öznesi” ya da “çözüm aktörü” değil; bir varoluş aşamasında, mevcut iktidarın devamına hizmet eden bir aparattır. Aynı anda, emperyalist güçlerin Erdoğanizm ideologlarını bu süreçte “makbul ortak” olarak görmelerinin koşullarını da okumaktadır. Bu bir ideolojik yakınlık değil; çıkar uyumudur.
Öcalan’ın, DEM Parti’nin ya da genel olarak Kürtçü siyasetçilerin varlık nedenleri ise son derece açıktır. Uzun uzun anlatmaya gerek yok. “Kürt Sorunu” çözüm üretip kriz üretmez hâle geldiği anda, bu yapıların var olma gerekçesi ortadan kalkar. Bu durum yalnızca etnik siyasete özgü değildir; ırksal, mezhepsel, dinsel tüm siyaset biçimleri için geçerlidir. Ne zaman varlık sebebi olan kutuplaşmalar ve krizler çözülürse, o düzen bozulur. Toplum da nihayet asıl sorunlara bakmaya başlar: yoksulluğa, adaletsizliğe, hukuksuzluğa, bağımlı ekonomiye, egemenlik kaybına… İşte tam da bu yüzden krizler çözülmez, yönetilir.
İşte bu yüzden Öcalan, Sayın Bahçeliye bir kilim yolladı. Bana ait bir vecizi sizinle paylaşayım: “Kilim serildiği kadar yer kaplar”. Yani bir kilim ya da bir ideoloji, bir amaç, bir yapı özetle bir şey ne kadar yayılırsa, o kadar alan tutar. Küçük olanı genişletmek mümkün değildir. Ancak büyük bir kilim görünür olur, yer kaplar. Küçük ama değerli kilimler vardır, yerinde değeri ağırlığı vardır ama yerinden kaldırıldığında, büyük bir kilimin yanında görünmez olur. Fark edilmez olur. O değeri bilen anlayan uzman olan sadece o kilime değer biçebilir. Siyaseten ben ise şöyle okuyorum : Bir rejimin, bir söylemin ya da bir hamlenin etkisi, serildiği alanla sınırlıdır.
Ortada yeni bir bilgi yoktur; yeni olan yalnızca kimin ne kadar yer kaplayacağına dair yapılan hatırlatmadır. Bu hatırlatma muhalefete, topluma ve devlet içi aktörlere aynı anda verilmiştir: Alan bellidir, sınırlar çizilmiştir ve kimsenin bu kilimin dışına taşmasına izin yoktur.
Kürt sorunu çözülürse, nasıl DEM'e ihtiyaç kalmayacaksa, krizlerden de iktidar çıkmayacaktır. Demokrasi, ekonomi, adalet, hukuk, eğitim, bilim, emekli, işçi, genç, yaşlı sorunları, Ege- Doğu Akdeniz, Karadeniz, İran, Suriye hepsi tali sorunlar mevcut siyaset için!
Erdoğanizm: Kürt meselesini çözmez, Suriye’de Türkiye’yi güçlendirmez ama Erdoğanizmi güçlendirir, ülkede demokratikleşme getirmez. Ama şunu yapar: Erdoğan’ın iktidarını uzatır; ABD ile ilişkileri yönetilebilir kılar; MHP’yi ve DEM'i kontrol altında tutar; CHP'yi tutsak eder, muhalefeti parçalar. Alın size Trump, Putin vari Erdoğaniz dünyasının Yeni Türkiyesi.
Atatürk'ü ve Atatürkçülüğü sevemeyen tüm kesimler iş başında, "Kemalizm"le barışmak istemeyenler "Erdoğanizm"le yola devam edecekler.
Halk olarak, Türk Milleti olarak biz ne mi yapacağız? Cevabı siz verin












Yorumlar