SADETTİN SARAN FENERBAHÇE BAŞKANLIĞINI BIRAKAMAZ: "BIRAKSIN" DİYENLERE CEVABIM
- Didem Öneş
- 26 Ara 2025
- 3 dakikada okunur
Sevgili okurlarım,
Türkiye’nin içinde bulunduğu jeopolitik, ekonomik, sosyal, güvenlik, toplumsal (sosyal ile toplumsal aynı şey değildir; biri bireysel ilişkileri, diğeri kolektif yapıyı anlatır) ve hukuki ortam son derece kritik bir eşiğe gelmiştir. Abartı olmaz: Uçurumun eşiğindeyiz. Bu nedenle son bir haftadır “Sadettin Saran” özelinde yürütülen tartışmaları, bağlamından kopararak, sadece bir spor yöneticisi ya da kulüp başkanlığı meselesi gibi ele almak büyük bir yanılgıdır.
Dünya genelinde güç dengeleri altüst olmuş durumda. Yeni güç dengesi artık “istikrar” değil, kaos üzerinden kuruluyor. Kaos, yeni dünya düzeninin hem gerçeği hem de yönetim biçimi hâline geldi. Asıl felsefi soru şudur: Bu kaosu “normalimiz” olarak kabul edip, kaos üretenlere mi boyun eğeceğiz; yoksa bu kaosa direnenleri mi savunacağız?
Toplumlara felsefeyi, mantığı, temel bilimleri—yani kaliteli düşünce üretiminin zeminini—unutturdular. Yerine magazini, sosyeteyi, zengin hayatlarını, dini sembolizmi, inşaat ve rant dilini koydular. Hal böyle olunca yaşananları sağlıklı değerlendirebilen bir toplumsal akıl da kalmadı. Buna ben de dâhilim; evet, bazen burnum Kaf Dağı’nda orası ayrı. (hiciv.)
Bugün ülkede asgari ücret artışının ele alınış biçimi—TBMM’de, bürokraside ve toplumda—“etik toplum” kavramıyla bağdaşmamaktadır. Etik derken cinselliği, özel hayatı, dedikoduyu değil; veriyi, dengeyi ve onurlu bir yaşam standardını kastediyorum. Bir tarafta kolundaki saatle bir ev satın alabilecek milletvekilleri, bunu “helal kazanç” diye savunabiliyor; diğer tarafta evine et alamayan emekliler, bunu söylemeye utanıyor. Türk toplumu etik kavramını; adaletten, kamusal sorumluluktan ve vicdandan koparıp magazinleştirdi.
Siyasetin topluma yalan söylemesinin normalleştiği, seçmenin “Dün böyle diyordun, bugün başka söylüyorsun; utanmıyor musun?” demediği bir yerde ahlaktan ve etik değerlerden söz edemeyiz. Lider kültüne tutunmakla, değerlere tutunmak aynı şey değildir.
Bu nedenle tüm iktidar medyasında ve kimi muhalif denilen ama aynı düşünce yapısına sahip kesimlerin kimi yayınlarında, mesela Sözcü TV’de bu sabah dile getirilen “Sadettin Saran Fenerbahçe başkanlığını bırakmalıdır” yaklaşımına katılmıyorum. Bu yaklaşım hem indirgemecidir hem de ahlakı yanlış bir yerden tanımlar.
Gelelim net cümleye:Sadettin Saran bu ortamda Fenerbahçe başkanlığını bırakamaz. Daha da önemlisi, bırakmamalıdır.
Bunu kişisel bir sempatiyle değil; mantık, hukuk, etik, toplumsal psikoloji, ekonomi ve siyaset bilimi çerçevesinde söylüyorum.
MANTIK NE DER
Öncelikle mantık açısından: Bir kurum, dış baskı, itibarsızlaştırma ve hukuki belirsizlik yoluyla seçilmiş yöneticisini görevden düşürüyorsa, o kurum artık özne değildir. Burada mesele bir kişinin gitmesi ya da kalması değildir; emsal yaratılmasıdır. Bugün bu yöntemle bir başkan düşürülürse, yarın seçilmiş herkes şantaja açık hâle gelir.
HUKUK NE DER
Hukuk açısından mesele daha da nettir. Hukuk devletinde iddia suç değildir; soruşturma mahkûmiyet değildir. Yargı kararı olmadan, medya ve algı baskısıyla bir başkanın görevden çekilmesi hukukun askıya alınması demektir. Bu yalnızca Fenerbahçe’yi değil, bu ülkedeki tüm sivil kurumları ilgilendiren hayati bir sorundur. Ayrıca yargının bağımsız olmadığı, kurumları bir parti devleti haline geldiği yerde hukuktan bahsedilemez.
ETİK NE DER
Etik boyutuna gelirsek: Etik, sadece özel hayatla ilgili değildir. Etik; güce karşı doğru yerde durabilme kapasitesidir. Ahlakı magazinle sınırlayan bir toplum, kamusal ahlakı çoktan kaybetmiştir. Etik toplum; milletvekilinin saatini de, emeklinin boş tenceresini de aynı terazide tartabilen toplumdur. Bunlarıa neden olanların istifasını gördük mü? Bu toplumun tamamı deprem ihmallerinde, Kartalkaya Yangın Faciasında, düşen uçakta ölen askerlerimizin sorumluları bulunması konusunda, narkoekonominin en başındakileri bulamayanların da istifasını, değişimini istediğinde, değiştirdiğinde işte o zaman etik toplumdan bahsedebiliriz.
TOPLUM PSİKOLOJİSİ BİLİMİ NE DER
Toplumsal psikoloji açısından bakıldığında Fenerbahçe sıradan bir spor kulübü değildir. On milyonlarca insanı kapsayan dev bir sosyolojik yapıdır. Böyle yapılar, her zaman toplum mühendisliğinin test alanı olmuştur. Büyük kitleleri temsil eden kurumlar, kriz dönemlerinde özellikle hedef alınır. Bu bir tesadüf değildir.
EKONOMİ NE DER
Ekonomik boyutu görmezden gelmek ise tam bir körlüktür. Futbol artık sadece spor değildir; devasa bir finansal ekosistemdir. Yayın gelirleri, sponsorluklar, uluslararası bağlantılar, medya ilişkileri… Başkanlık değişimi, tüm bu ağları doğrudan etkiler. Bu nedenle futbol, günümüzde ekonomik ve siyasi güç savaşlarının ana sahnelerinden biridir.
SİYASET BİLİMİ NE DER
Son olarak siyaset bilimi açısından şunu açıkça söylemek gerekir: Çemişgezek’teki bir kaymakamın bile liyakatten ziyade tek merkezden belirlendiği bir ülkede, kendi temsilcilerini seçerek ayakta kalabilen sivil kurumlar son kalelerdir. Fenerbahçe de bu kalelerden biridir. Bu kalenin iradesinin kırılması, yalnızca bir kulübün değil, toplumsal özerkliğin zayıflatılması anlamına gelir.
Sadettin Saran bugün başkanlığı bırakırsa, bu bir erdem gösterisi olmaz; tam tersine, Fenerbahçe camiasının kendi iradesiyle seçtiği yöneticilerin her an operasyonla düşürülebileceğinin kabulü olur. Bu kapı bir kez açılırsa, bir daha kapanmaz.
Bu nedenle söylüyorum:Sadettin Saran bu ortamda başkanlığı bırakamaz, daha önemlisi: bırakmamalıdır.
Çünkü mesele bir kişi değil; mesele iradedir; bu gün milletin iradesi tutsak ise, Fenerbahçenin iradesi yukarda saydığım nedenlerle SADETTİN SARAN ile temsil edilmektedir. İrade teslim edilirse, geriye sadece kaos kalır.












Yorumlar