top of page

Sözde Dünya Liderleri, Ülkelerini Yönetemiyor

4 dakika önce
10 dakikada okunur

Fransa’da yaşananlar sadece bir örnek



Sevgili okurlarım,

Yazılarıma bir süre ara verdim. Yorgun ve kırgındım. Herkes gibi gelecek kaygısı taşıyorum; geçim derdiyle ben de boğuşuyorum. Ancak son birkaç haftadır ulusal basınımızda ve medyada hem dünyadaki hem ülkemizdeki gelişmeleri takip ettikçe, kendilerine uzman, analist diyen birçok kişinin akla zarar yorumları veya yetersiz, klasik, aynılaşmış değerlendirmeleri beni zıvanadan çıkardı.


Bu insanlara şunu diyesim var: Kuzum, hangi siyasi görüşe yakınsanız, hangi çevrenin hoşuna gidecek şeyleri söylemeye çalışıyorsanız, biraz ara verin. Yapmayın, etmeyin; olanı biteni halka anlaşılır anlatın. Bildiğinizi, bilmediğinizi, kanıtı ve kendi yorumunuzu ayırın.Ama onları da anlıyorum. Onlar da geçim derdinde! Yalnız, tam da burada bir sorun var. Biz geçim derdiyle uğraşırken, dünyayı anlamamıza yardımcı olması gereken insanlar da yorumlarını geçim hesaplarına göre kuruyorsa, önümüze gelen bilginin ne kadarına güveneceğiz?


Fransa’da yaşananları izlerken de aynı soruya takıldım. Ekranlara yansıyan çatışmalar, yanan araçlar ve tahrip edilen binalar üzerinden olumlu veya olumsuz hükümler kuruluyor. Kimi göçmenleri sorumlu tutuyor, kimi dış güçleri, kimi de gençlerin başıboşluğunu. Evet şu sorulara cevap verenler de var: İnsanlar neden sokağa çıkıyor? Eğitimden, çalışmaktan ve kurallara uymaktan ne bekliyor; karşılığında ne buluyor? Yönetimler hangi sorunları çözebiliyor, hangilerini güvenlik meselesine çevirerek ele alıyor?


Şiddet eylemlerinin sorumluları elbette belirlenmeli. Ancak bir binayı kimin yaktığını araştırmakla, binlerce insanın neden itiraz ettiğini anlamaya çalışmak ayrı şeylerdir. Birini yapmak, diğerini gereksiz kılmaz. Şiddet her şekilde olumlanamaz; diğer taraftan kaynak adaletsizliği, gelir adaletsizliği, zengin ile fakirin arasındaki uçurumun her geçen gün arması da bir tür şiddettir. Ülkelerin yönetiminde bulunanlar, iktidarlar, hükümetler, yolsuzlukla, zamlarla, adaletsizlikle, eşitsizlikle vatandaşlarına şiddet uygulamaya devam ederken, Fransa, İtalya gibi ülkelerde yaşanan protestolardaki aşırıya kaçan eylemleri de anlamaya çalışmak gerekir.


Başlıkta “ülkelerini yönetemiyor” derken kastettiğim de bu: Büyük sözler söyleyen, dünya siyasetine yön vermeye çalışan liderlerin kendi vatandaşlarına nasıl bir hayat sağlayabildiğini sorgulamak istiyorum.


Bir liderin başarısını uluslararası toplantılardaki görüntüsüyle mi ölçeceğiz? Yoksa ülkesindeki gençlerin eğitim alabilmesiyle, çalışanların geçinebilmesiyle, insanların sağlıklı beslenip geleceğini planlayabilmesiyle mi?


Fransa’ya veya diğer ülkelerdeki protestolara bu sorularla bakmalıyız. Her bir farklı ülkede yükselen itirazların nerede birbirine benzediğini, nerede ayrıldığını incelemeliyiz. Çünkü birbirinden farklı toplumlarda benzer gelecek kaygıları ortaya çıkıyorsa, yalnızca sokaktaki insanları tartışarak meseleyi anlayamayız. O insanlara sunulan hayatı ve o hayatı şekillendiren yönetim anlayışını da konuşmak zorundayız.


Bu amaçla, 19 Ekim 2026 itibarıyla:

gençlik ve öğrenci protestolarını coğrafi olarak şöyle sıralayabiliriz. Burada önemli ayrım şu: Bu ay sokağa çıkan hareketlerle, 2024–2025’te yükselmiş gençlik hareketlerini aynı anda sürüyormuş gibi değerlendirmemek gerekiyor. Ayrıca bazı gösteriler gençlerin öncülüğünde, bazıları ise gençlerin katıldığı daha geniş toplumsal hareketler. Bölge bölge, ülke ülke ayırarak önce konuya başlayalım:


1. Avrupa

Güncel haberlerde en yoğun görünen bölgelerden biri.

Coğrafi bölge

Ülke

Başlıca nedenler ve güncel durum

Batı Avrupa

Fransa

Eylül ortasından beri lise ve üniversite öğrencilerinin eğitim koşulları, öğretmen eksikliği ve kamu hizmetleri için başlattığı protestolar; ekimde hayat pahalılığına karşı daha geniş bir harekete dönüştü.

Batı Avrupa

Belçika

Eğitim maliyetleri ve yükseköğretime erişimi sınırlayacağı düşünülen reformlar. Brüksel ve Liège’de 17 Ekim’de öğrenci ağırlıklı gösteriler yaşandı.

Güney Avrupa

İtalya

Öğrenci eylemleri ve okul işgallerine, kamu hizmetleri ve hayat pahalılığı protestoları eşlik ediyor. 17–18 Ekim’de Milano ve başka kuzey kentlerinde gösteriler yapıldı.

Coğrafi bölge

Ülke

Başlıca nedenler ve güncel durum

Balkanlar

Arnavutluk

Eğitim koşulları, işsizlik ve yolsuzluk iddiaları. Ekim ortasında Tiran’da başlayan öğrenci öncülüğündeki protestolar başka kentlere yayıldı; hükümetin istifası isteniyor.

Balkanlar

Sırbistan

Novi Sad’daki tren istasyonu faciasının ardından hesap verebilirlik ve yolsuzluk karşıtlığı etrafında gelişen öğrenci hareketi. Ekimde seçim ve yurt dışı oy kullanma düzenlemeleri de protesto konusu.

İspanya ve Portekiz’i ayrıca ayırmak gerekir: Konut krizi, yüksek kiralar ve hayat pahalılığı nedeniyle güncel protestolar var; gençler önemli bir katılımcı kesim olsa da bunları bütünüyle “gençlik protestosu” diye adlandırmak daraltıcı olur. İtalya ise tam olarak incelemedim ama farklı değil.


2. Güney Asya

Ülke

Başlıca nedenler

Zaman ayrımı

Hindistan

Seçmen listelerindeki değişiklikler ve seçimlerin güvenilirliği; genç işsizliği ve eğitim sorunları.

Ekim 2026’da güncel gençlik mobilizasyonu.

Nepal

Sosyal medya yasağı, yolsuzluk ve siyasi kayırmacılık.

Büyük kırılma Eylül 2025’teydi; bugünkü protestolarla karıştırılmamalı.

Bangladeş

Kamu istihdamındaki kota sistemine karşı başlayıp yönetim karşıtı harekete dönüşen öğrenci protestoları.

Esas büyük dalga 2024’teydi; sonraki gençlik hareketlerinin önemli öncüllerinden.


3. Güneydoğu Asya

Endonezya ve Filipinler, son dönemdeki uluslararası gençlik protestoları dalgasının öne çıkan ülkeleri. Yolsuzluk, siyasi ayrıcalıklar ve ekonomik sıkıntılar ortak gündemler arasında. Ancak tüm kaynaklar irdelendiğinde, ikisinde de bugün aynı yoğunlukta süren ülke çapında bir gençlik protestosunu doğrulamaya yeterli değil; özellikle 2025 dalgasıyla birlikte anılıyorlar. Tıpkı diğerlerinde olduğu gibi.


4. Afrika

Coğrafi bölge

Ülke

Hareketin ana gündemi

Zaman ayrımı

Kuzey Afrika

Fas

“GenZ 212”: sağlık ve eğitim hizmetleri, işsizlik, kamu kaynaklarının öncelikleri.

Büyük dalga 2025 sonbaharı; Eylül 2026 haberleri daha çok hareketin siyasi etkileri ve gençlerin seçimlere mesafesi üzerine.

Doğu Afrika

Kenya

Vergi yükü, ekonomik sıkıntılar, yolsuzluk ve yönetimin hesap verebilirliği.

2024–2025 dalgasının önemli merkezlerinden.

Batı Afrika

Togo

Yönetim ve siyasi hesap verebilirlik karşıtı gençlik mobilizasyonu.

2025 dalgasında öne çıktı.

Hint Okyanusu / Afrika

Madagaskar

Elektrik ve su kesintileri, temel hizmetler ve yönetimden hoşnutsuzluk.

Büyük dalga 2025 sonbaharında yaşandı.

Afrika’daki bu ülkeler uluslararası gençlik protestolarının önemli merkezleri; fakat hepsini “şu anda sokaklar aynı ölçüde hareketli” diye sunmak doğru olmaz.


5. Latin Amerika

Ülke

Başlıca nedenler

Zaman ayrımı

Arjantin

Kamu üniversitelerinin bütçeleri, üniversite finansman yasasının uygulanması ve eğitim kesintileri.

15 Ekim 2026’da güncel kitlesel üniversite protestoları. Öğrenciler, akademisyenler ve sendikalar birlikte hareket ediyor.

Peru

Yönetim ve Kongre karşıtlığı, yolsuzluk ve siyasi kriz.

Uluslararası gençlik dalgasının 2025’teki önemli örneklerinden.

Meksika

Şiddet, yolsuzluk ve iktidarın hesap verebilirliği.

Burada doğruladığım gençlik dalgası Kasım 2025’e ait.


Güncel durum çekirdek listesi şöyle: Fransa, Belçika, İtalya, Arnavutluk, Sırbistan, Hindistan ve Arjantin.


Daha geniş yakın dönem gençlik dalgasına Nepal, Bangladeş, Endonezya, Filipinler, Fas, Kenya, Togo, Madagaskar, Peru ve Meksika ekleniyor.


Bu, görünen başlıca hareketlerin listesi; dünyanın bütün yerel öğrenci eylemlerini kapsayan eksiksiz bir envanter değil. Şimdi bu listelemeden sonra benzerlikleri- ayrıştıkları noktaları da incelememiz gerekir.


En güçlü benzerlik, gençlerin kendi gelecekleriyle siyasal ve ekonomik düzenin sundukları arasında büyüyen bir kopukluk görmesi. En önemli farklılık ise bu hoşnutsuzluğun hangi hedefe yöneldiği: bir kararın geri alınması, kamu hizmetlerinin iyileştirilmesi, hükümetin değişmesi veya siyasi düzenin dönüşmesi.


2024, 2025 ve 2026 hareketlerini karşılaştırdığımızda; bunlar eşzamanlı ve tek merkezden yürüyen bir hareket olmadığını açıkca görmekteyiz. Aşağıdaki ortaklıklar da her ülkeye aynı ölçüde uyan özellikler olarak okunmamalı.


Başlangıç nedenleri farklı, biriken sorunlar benzer

Ülke / hareket

Protestoyu tetikleyen somut mesele

Arkasındaki daha geniş sorun

Fransa

Okulların koşulları, öğretmen ve kaynak eksikliği

Kamu hizmetlerinin gerilemesi ve gelecek güvencesi

Belçika

Eğitim maliyetleri ve reformlar

Eğitime erişimde eşitsizlik

Arjantin

Üniversite finansmanı ve kesintiler

Kamu eğitiminin korunması, toplumsal hareketlilik

Kenya

Vergi artışlarını içeren mali düzenleme

Geçim sıkıntısı, kamu harcamalarına ve yönetime güvensizlik

Bangladeş

Kamu istihdamında kota sistemi

İşe erişimde adalet ve siyasi ayrıcalıklar

Nepal

Sosyal medya yasağı

Yolsuzluk, kayırmacılık ve ifade özgürlüğü

Fas

Sağlık ve eğitim hizmetlerindeki yetersizlikler

Kamu kaynaklarının öncelikleri ve eşitsizlik

Madagaskar

Elektrik ve su kesintileri

Temel hizmetlerin sağlanamaması ve yönetimden kopuş

Sırbistan

Novi Sad tren istasyonu faciası

İhmal ve yolsuzluk iddiaları karşısında hesap verebilirlik

Bu ayrım ülke haberlerinin karşılaştırılmasına dayanıyor: tetikleyici olay, hareketin bütün nedeni değildir. Örneğin Nepal’de yasak, Kenya’da vergi düzenlemesi, zaten birikmiş hoşnutsuzluğu görünür kıldı.


Ortak unsurlar

Adaletsizlik duygusu, ekonomik sıkıntı kadar belirgin. Mesele yalnızca “gelirim düşük” değil; yüklerin ve fırsatların nasıl dağıtıldığı. Bangladeş’te kamu işlerine erişim, Fas’ta büyük projelerle temel hizmetler arasındaki öncelik farkı, Kenya’da vergi yükü ve kamu harcamaları bu duygunun farklı biçimleri. Benim karşılaştırmalı yorumum şu: “Fedakârlık bizden beklenirken ayrıcalık başkalarına tanınıyor” algısı, ekonomik şikâyeti siyasi itiraza dönüştürebiliyor.


Birçok harekette geleneksel temsil kanallarına güvensizlik var. Özellikle Nepal, Fas, Kenya ve Madagaskar gibi örneklerde gençler, mevcut partilerin kendilerini temsil etmediği düşüncesiyle daha bağımsız ve dağınık ağlar kurdu. Ancak “hepsi partisiz ve lidersiz” demek yanlış: görünür sözcüler, öğrenci koordinatörleri ve yerel örgütleyiciler bulunabiliyor.


Dijital kültür ortak bir iletişim dili sağlıyor. Discord, TikTok ve Instagram; duyuru, haber paylaşımı, mizah ve dayanışma için kullanılıyor. “One Piece” bayrağı gibi semboller sınırlar arasında dolaşıyor. Bu, birbirlerinden etkilenmelerini gösterir; tek başına ortak yönetim veya dışarıdan koordinasyon kanıtı değildir.


Devletin müdahalesi, protestonun konusunu değiştirebiliyor. Başlangıçta belirli bir düzenlemeye karşı çıkan insanlar, ölümler ve ağır müdahaleler sonrasında adalet, tutukluların serbest bırakılması ve yönetimin istifasını talep edebiliyor. Bangladeş bunun belirgin örneği: kota meselesiyle başlayan hareket, baskının ardından hükümet karşıtı bir ayaklanmaya dönüştü. Bunun her ülkede aynı sonucu doğuracağını söyleyemeyiz.


Hareketleri birbirinden ayıran temel farklar

Karşılaştırma ekseni

Bir uçtaki örnekler

Diğer uçtaki örnekler

Neden önemli?

Talebin kapsamı

Eğitim bütçesi, ücret veya vergi kararının değiştirilmesi

Hükümetin gitmesi ve kapsamlı siyasi değişim

Tavizle çözülebilecek uyuşmazlıkla iktidar mücadelesini ayırır.

Gündelik ihtiyacın türü

Madagaskar’da su ve elektrik

İspanya ve Portekiz’de erişilebilir konut

Ortak gelecek kaygısının maddi koşulları aynı değil.

Örgütlenme biçimi

Fas’ta anonim dijital kolektifler

Arjantin’de öğrenci örgütleri, üniversiteler ve sendikalar

Müzakere, süreklilik ve temsil kapasitesi değişir.

Siyasi hedef

Fas’ta ağırlıkla hükümet ve kamu politikaları

Bangladeş’te doğrudan ülke liderliğinin sona ermesi

“İktidar karşıtlığı” her ülkede aynı kurumu hedeflemez.

Toplumsal ittifak

Gençlik ağırlıklı başlangıç

Öğrenciler, aileler, çalışanlar ve sendikaların birleşmesi

Hareketin genişliği ve dayanıklılığı farklılaşır.

Sonuç

Politika geri adımı veya kısmi taviz

Lider değişimi ya da askerî müdahaleyle açılan geçiş

Sokaktaki başarı, aynı siyasi sonuca ulaşmaz.

Bu farklılıklar özellikle Fas, Arjantin, Kenya, Bangladeş ve Madagaskar karşılaştırmasında açıkça görülüyor.


“Gençlik” ortaklığı neleri açıklamıyor?

Bu hareketlerden ortak bir ideoloji çıkarmak mümkün değil. Kamu üniversitesini savunmak, yolsuzluğa karşı çıkmak, seçimlerin güvenilirliğini istemek ve bir hükümeti devirmek farklı siyasi hedeflerdir.


Katılımcılar belirli bir konuda birleşirken ekonomi, din, milliyetçilik veya dış politika konusunda ayrışabilir.

Ayrıca dijital ağlarla hızla kalabalık toplamak ile kalıcı örgüt kurmak farklı beceriler gerektiriyor. Dağınık yapı, tek bir liderin susturulmasıyla hareketin sona ermesini zorlaştırabilir; fakat kimin müzakere edeceği ve kazanımların nasıl korunacağı sorununu büyütebilir. Gençlik hareketlerinin sonraki aşamalarına ilişkin haberler bu gerilimi gösteriyor.


En kritik sonuç farkı da burada: Bir yöneticinin gitmesi, gençlerin istediği düzenin kurulması anlamına gelmiyor. Madagaskar’da protestoların ardından ordunun devreye girmesi, değişimin yönünü belirleyen aktörün her zaman protestocular olmadığını gösteriyor.


Bu örneklerden çıkarabileceğimiz analitik önerme şu: Ekonomik sıkıntı, adaletsizlik algısı ve temsil edilememe duygusu birçok ülkede ortaklaşıyor; bunların kitlesel harekete ve kalıcı değişime dönüşmesini ise örgütlenme, toplumsal ittifaklar, devletin tepkisi ve iktidar içindeki dengeler belirliyor. 


ASIL SORUNLARIN ORTAKLAŞMASI

Yine de ortak bir mesele görülüyor: İnsanlar, özellikle gençler, kendilerinden beklenenlerle kendilerine sağlanan olanaklar arasındaki mesafeyi sorguluyor. Eğitim alması, çalışması, vergi vermesi, kurallara uyması istenen bir insan; bütün bunların karşılığında bağımsız yaşayabileceği, sağlıklı beslenebileceği, geleceğini kurabileceği bir hayat bekliyor. Bu beklenti sürekli ertelendiğinde, sorun ekonomik olmanın ötesine geçiyor. Adalet ve temsil tartışmasına dönüşüyor.


Çalışmak ve eğitim almak bir gelecek kurmaya yetiyor mu?

Gençlerin sıkıntısını yalnızca işsizlik oranıyla açıklamak yetersiz. İş bulabilmek kadar, bulunan işin nasıl bir yaşam sağladığı da önemli. ILO’nun 2024 raporunda küresel genç işsizliğinin 2023’te son 15 yılın en düşük düzeyine indiği belirtilirken iş güvencesizliğinin sürdüğü vurgulanıyordu. Aynı yıl gençlerin yüzde 20,4’ü ne eğitimde ne istihdamda ne de mesleki eğitimdeydi. Bu veriler, istatistiklerdeki iyileşmenin bütün gençler için güvenli bir hayata dönüşmediğini gösteriyor.


İnsanların beklentisi yalnızca herhangi bir iş sahibi olmak değil. Kendi hayatları üzerinde karar verebilmek, ailelerinden bağımsızlaşabilmek, emeklerinin karşılığını alabilmek.

Üstelik yaşanan sıkıntının yanında, bu sıkıntının nasıl paylaşıldığı da sorgulanıyor. Kimden fedakârlık bekleniyor? Kim korunuyor? Kamu kaynakları hangi ihtiyaçlara ayrılıyor? Bu sorular cevapsız kaldığında geçim meselesi, yönetimin meşruiyetiyle ilgili bir mesele haline gelebiliyor. OECD araştırmalarında da ekonomik güvensizlik ve siyasi kararlarda söz sahibi olamama duygusu, düşük kurumsal güvenle ilişkili bulunuyor. Bu ilişki, bütün protestoların nedenini açıklamaz; fakat öfkenin neden yalnızca fiyatlara yönelmediğini anlamamıza yardımcı olur.


Yeni dünya düzeninin etkisi var mı?

“Yeni dünya düzeni” ifadesini kullanırken neyi kastettiğimizi açıklamak gerekiyor. Büyük güçler arasındaki rekabeti, ticaretin ve teknolojinin yeniden düzenlenmesini, ekonomik güvencelerin zayıflamasını kastediyorsak bu dönüşümlerin toplumsal etkileri var. Ancak farklı ülkelerdeki protestoları aynı gizli planın parçaları olarak sunmak için benzer görüntüler ve sloganlar yeterli değil.


IMF’nin jeoekonomik parçalanma çalışmaları, ticari ayrışmanın ekonomik maliyetler yaratabileceğini ve bu maliyetlerin ülkeler arasında eşit dağılmayacağını gösteriyor. Bunlar belirli varsayımlara dayanan senaryo çalışmaları; geleceğin kesin fotoğrafı değil. Küresel baskıların içeride nasıl karşılandığı ise siyasi bir tercih. Bir hükümet bütçe sıkışıklığında hangi harcamayı azaltıyor? Hangi geliri vergilendiriyor? Eğitimi, sağlığı ve temel ihtiyaçlara erişimi ne ölçüde koruyor? Dış koşulların etkisini kabul etmek, ulusal yönetimlerin sorumluluğunu ortadan kaldırmıyor.


ABD Ulusal İstihbarat Konseyinin 2021 tarihli Global Trends 2040 raporu da toplumların artan beklentileriyle devletlerin bunları karşılama kapasitesi arasındaki gerilime dikkat çekiyordu. Böyle bir rapor, olayların planlandığını değil, yapısal risklerin önceden incelenebildiğini gösterir.


Gıda ve iklim: Gelecek tartışmasının gündelik yüzü

Bir insan için ekonomik düzenin karşılığı çoğu zaman oldukça somuttur: Markette ne alabiliyor, kirasını ödeyebiliyor mu, evini ısıtabiliyor mu, çocuğunun ihtiyaçlarını karşılayabiliyor mu?

Gıdaya erişim bu nedenle yalnızca tarımsal üretim meselesi değildir. Amartya Sen’in (lütfen googlelayın) açlık çalışmalarının temel katkılarından biri, piyasada yiyecek bulunmasının herkesin ona erişebileceği anlamına gelmediğini göstermesidir. İşini kaybeden, ücreti eriyen veya satın aldığı gıdanın fiyatı yükselen insan, ürün mevcutken de yeterince beslenemeyebilir.


FAO ve ortaklarının SOFI 2025 raporuna göre 2024’te yaklaşık 673 milyon kişi açlık yaşadı; 2,60 milyar kişi sağlıklı beslenmenin maliyetini karşılayamadı. Küresel ölçekte sınırlı iyileşme görülürken Afrika ve Batı Asya’da kötüleşme vardı. Dünya tek yönde ve aynı hızda ilerlemiyor.


İklim değişikliği de bu eşitsiz koşulların üzerine ekleniyor. Kuraklık, sel ve sıcaklık artışları; geçim kaynakları, üretim ve altyapı üzerinde baskı oluşturabiliyor. Etkinin ağırlığını ise insanların gelirleri, sosyal koruma ve kurumların kapasitesi belirliyor.


IPCC’nin değerlendirmesi burada önemli bir sınır koyuyor: İklim riskleri diğer toplumsal risklerle birleşebilir; ancak çatışmaları doğrudan iklimle açıklamak doğru değildir. Yakın vadede sosyoekonomik koşullar ve yönetişim daha belirleyicidir. Bu nedenle her protestoyu iklim krizinin sonucu olarak sunamayız.


Fransa’da göçmenler meselenin neresinde?


Fransa’daki olaylar tartışılırken eğitim, hayat pahalılığı ve kamu hizmetlerinden göçmenlere geçilmesi dikkat çekici. Burada önce kavramları ayırmak gerekiyor. Fransız vatandaşlığı, göç etmiş olmak, göçmen bir aileden gelmek ve mültecilik aynı şey değil. Fransa’da doğmuş bir insan, ailesi başka bir ülkeden geldiği için kendisi göçmen sayılmaz. Başka bir ülkede doğup sonradan vatandaşlık kazanmış biri de Fransız vatandaşıdır. Göçmen kökenli gençlerin yaşadığı ayrımcılık, mahallelerde yoksulluğun yoğunlaşması ve polisle ilişkiler elbette incelenmeli. Sciences Po’nun 2023 ayaklanmalarına ilişkin ilk analizlerinde yoksulluğun mekânsal yoğunlaşması belirgin bir etken olarak öne çıkıyor. Bu bulgu, bugünkü hareketin katılımcılarını veya nedenlerini kendiliğinden açıklamıyor.


Belirli kişilerin şiddet eylemlerini soruşturmakla, bütün bir topluluğu sorumlu tutmak arasında büyük fark var. Güncel protestoları göçmenlerin çıkardığı iddiasını destekleyen güvenilir bir katılımcı araştırması ortaya konmadan, meseleyi “göçmen ayaklanması” diye adlandırmak açıklama değil, suçlama olur.

Göçü günah keçisine dönüştüren yaklaşım, bölüşüm sorununu aidiyet tartışmasına çeviriyor. İnsanların neden öfkelendiği yerine, kimin bu ülkeye ait olduğu konuşulmaya başlanıyor. (Kendi ülkem için ben de kimin bu ülkeye ait olduğunu elbette tartışacağım- bu ırkçılık değil vatandaş sorgulamasıdır)


Fransız tarihi bize ne söylüyor?

Fransa’nın devrim ve ayaklanma tarihine bakmak açıklayıcı olabilir. Ancak tarihsel benzerlik, olayların aynı olduğu anlamına gelmez. 1789’da ayrıcalıklar ve egemenliğin kaynağı sorgulandı. 1848’de ekonomik sıkıntılar siyasi temsil mücadelesiyle birleşti. Mayıs 1968’de öğrenci hareketi, işçi grevleri ve otorite ilişkilerine yönelik itirazlarla genişledi.


Bugün de geçim, eşitsizlik ve temsil sorunları bir araya gelebiliyor. Fakat mevcut protestoların ortak bir rejim değişikliği programına sahip olduğu gösterilmiş değil. Daha iyi okul, erişilebilir yaşam ve hesap verebilir yönetim istemek, Cumhuriyetin ortadan kaldırılmasını istemekle aynı anlama gelmiyor.


Macron’un, haberlerde “Cumhuriyeti yıkmaya çalışanlar” biçiminde aktarılan sözünü de bu ayrımla değerlendirmek gerekiyor. Haber aktarımları, suçlamayı şiddet ve tahribata karışanlara yöneltiyor. Tam Fransızca konuşma metni doğrulanmadan ifadeyi bütün protestoculara yönelik kesin bir alıntı olarak kullanmak doğru olmaz. Kamu binalarına saldırı ciddi bir meseledir. Bununla birlikte hükümet, devlet ve Cumhuriyet birbirine eşitlenemez. Bir hükümeti eleştirmek veya istifasını istemek, tek başına Cumhuriyete karşı olmak değildir.


İtirazın sonrasını kim kuracak?


Bugünkü hareketlerin güçlerinden biri, birbirlerinden hızla öğrenmeleri. Aynı dijital araçları kullanabiliyor, benzer semboller etrafında dayanışma kurabiliyorlar. Fakat insanları bir araya getirebilmek, ortak karar alabilmek ve kazanımları koruyabilmekle aynı şey değil. Zeynep Tüfekçi’nin ağ temelli protestolar üzerine çalışması, bu güç ile kırılganlığı birlikte ele alıyor. Hızlı kitleselleşme, uzun vadeli örgütlenmenin yerini her zaman dolduramıyor.


Bu yüzden dünyanın farklı yerlerinde yükselen itirazlardan tek bir siyasi gelecek çıkarmak mümkün değil. Aynı hoşnutsuzluk daha katılımcı bir demokrasi talebine de, güçlü lider arayışına da yönelebilir.

Bana göre bugün tartışılması gereken, gençlerin neden huzursuz olduğu kadar, mevcut düzenlerin onlara nasıl bir hayat önerdiğidir.


Bir toplum gençlerinden sorumluluk bekliyorsa, onlara kararların oluşumunda yer açmak zorunda. Çalışmalarını istiyorsa, emeğin yaşanabilir bir karşılığı olmalı. Cumhuriyete bağlılık bekliyorsa, adalet gündelik hayatta hissedilir kılınmalı.


Sokağın sesini duymak, şiddeti onaylamak anlamına gelmez. Şiddete karşı çıkmak da o sesi doğuran sorunları ortadan kaldırmaz.


Cumhuriyetin korunması, kurumlarının güvenliği kadar, vatandaşlarının o kurumlarda kendilerine yer bulabilmesiyle de ilgilidir.



 
 
 

Yorumlar


didem Fotoğraf 1_edited.jpg

Merhaba, uğradığınız için teşekkürler!
Hi, thanks for stopping by!

Paylaşımlardan haber almak için

Let the posts come to you

  • Facebook
  • Instagram
  • Twitter
  • Pinterest

Benimle iletişime geçmek için/
Let me know what's on your mind

GÜNDELİK DERİNLİK    DEEPLY DAİLY

bottom of page