top of page

"Terörsüz Türkiye" Başlığının Dayanılmaz Hafifliği

  • Yazarın fotoğrafı: Didem Öneş
    Didem Öneş
  • 7 Oca
  • 4 dakikada okunur

TERÖRSÜZ TÜRKİYE GERÇEKTEN MÜMKÜN MÜ

Sevgili Okurlarım,


Yazımın başlığını bir dünya edebiyatçısının eserinden esinlenerek yazdım; Milan Kundera. Kundera, 20. yüzyıl edebiyatında yalnızca bir romancı değil; modern insanın siyasetle, iktidarla ve anlamla kurduğu ilişkiyi sorgulayan bir entellektüel ve düşünce insanıdır. Onu kalıcı kılan şey, büyük ideolojilerden çok, gündelik hayatın içine sızan kavramsal çatışmaları yakalayabilmesidir. Hafiflik ve ağırlık, Kundera’da mecazi bir tercih değil; varoluşsal bir problemdir.


Bu yazının başlığı olan “Terörsüz Türkiye” Başlığının Dayanılmaz Hafifliği , ile doğrudan doğruya Kundera’nın en bilinen eserlerinden biri olan Varolmanın Dayanılmaz Hafifliğiyle bilinçli bir düşünsel akrabalık kurmak istedim. Ancak bu bir edebî referans değil; ülkemizde yaşanan toplumsal, sosyal, siyasal çatışmaların ve Türkiyenin fay hatlarını açıklayan kavramsal bir başlıktır.


Kundera, söz konusu eserinde “hafifliği” özgürlükle, “ağırlığı” sorumlulukla ilişkilendirir. Hafif olan çekicidir; insanı rahatlatır, yükten kurtarır, acıyı azaltır. Ama tam da bu nedenle yüzeyseldir. Ağırlık ise zahmetlidir; insanı sorularla, sonuçlarla ve bedellerle yüz yüze bırakır. Kundera’nın temel sorusu şudur:


'İnsan, hafifliği seçtiğinde gerçekten özgürleşir mi, yoksa anlamdan mı kaçar?'


İster kurumlarda ister siyasette üretilen dil olsun; devletin kullandığı dil, yalnızca bir iletişim aracı olarak değil; gerçekliği kuran bir pratik olarak ele alınır. Siyaset bilimi literatüründe kavramlar, yalnızca olanı tanımlamaz; neyin görünür, neyin tartışılabilir, neyin meşru sayılacağını da belirler. Bu nedenle bir ifadenin “nasıl söylendiği”, çoğu zaman “ne söylendiği”nden daha belirleyicidir.


Yazıma bu girişle başlamamın sebebine gelince: Sayın Bahçeli'nin MHP grup toplantısı konuşmasını dinlediğimde, kullaklarımızda yankılanan tekrar şuydu: "Şimdi anlaşıldı mı, iç cephemizi tahkim etmedeki samimi gayret ve gayemiz. Şimdi anlaşıldı mı, “Terörsüz Türkiye” hedefindeki ısrar ve irademiz. Şimdi anlaşıldı mı, milli birlik, kardeşlik ve dayanışma azmimizi savunmadaki tavizsiz karar ve kararlılığımız. Şimdi anlaşıldı mı, Türk’ü sevmeyen Kürt, Kürt’ü sevmeyen de Türk olmaz"


Sayın Bahçeli'nin konuşması oldukca etkileyiciydi ve olması gerekeni ifade etmesi bakımından önemliydi. Sayın Devlet Bahçeli yanımda olsaydı, kendisine, "Değerli büyüğüm, Sayın Bahçeli; sözlerinizi biz anladık da, mevcut İktidarın kendisi anladı mı?" demek isterdim.


Normatif sloganlar ( Normatif = Gerçeği olduğu gibi açıklamaktan çok, hangi değerin doğru, hangi hedefin arzu edilir olduğunu söyler.) —“terörsüzlük”, “istikrar”, “güvenlik”, “beka” gibi— geniş bir mutabakat alanı yaratır. İtiraz edilmesi zordur; çünkü ahlaki olarak herkesin arzu ettiği hedeflere işaret ederler. Ancak tam da bu nedenle, içerikleri çoğu zaman bilinçli biçimde muğlaktır. Ne zaman, hangi araçlarla, hangi bedellerle ve hangi toplumsal sonuçlar pahasına gerçekleştirilecekleri belirsiz bırakılır.


Analitik kavramlar ise tersine, siyasal alanı rahatlatmaz; zorlaştırır. Nedeni sorgular, sorumluluk üretir, ölçülebilirlik talep eder. “Terör”ü bir sonuç mu, bir yöntem mi, yoksa bir siyasal semptom mu olarak ele aldığınız; “güvenliği” bireysel haklarla mı, devlet kapasitesiyle mi tanımladığınız; “istikrar”ı durağanlık mı yoksa dönüşümle mi ilişkilendirdiğiniz bu noktada belirleyici olur.


Siyaset bilimi açısından bakıldığında, Kunderanın “hafif” kelimesinin siyasal dili çoğu zaman depolitizasyon işlevi görür: karmaşık toplumsal sorunlar sloganlı hedeflere indirgenir; çatışmalı alanlar uzlaşma diliyle örtülür; nedenler yerine sonuçlar konuşulur. Bu durum, kısa vadede toplumsal rahatlama yaratabilir; ancak uzun vadede siyasal kararların hesap verilebilirliğini ve sürdürülebilirliğini zayıflatır.


İşte tam bunları düşünürken, aklıma "Terörsüz Türkiye" politikasını üreten kurum ve kuruluşların yapıları aklıma geldi. Sayın Bahçeli iyi dedi güzel dedi de, siyasetten bağımsız politika üretebilen, anayasal kurum ve kuruluşlarımız kaldı mı? Kaldıysa bu kurum ve kuruluşlarımız hangi devlet aklı" ile düşünce ürettiler? Daha somut anlatmak için bir örnekle devam edeyim.


IŞID mi - DEAŞ mı : ADINI BİLE KOYAMAMAK


2025 bitiminde, son derece acı bir terör saldırısıyla sarsıldık. Yalova’da, IŞİD terör örgütü mensuplarıyla girilen çatışmada üç kahraman Türk polisimiz şehit oldu.


Bu saldırının hemen ardından kullanılan resmî dil ve yapılan güvenlik değerlendirmeleri, beni doğal olarak Milli İstihbarat Akademisi’nin yayımladığı DEAŞ analizine götürdü. Çünkü bugün “Terörsüz Türkiye” başlığı altında konuşulan her şey, aslında neyi terör olarak gördüğümüzü ve neyin terör olduğu kabulünün, nasıl ifade edildiği, bir zihin haritasının uzantısıdır.


Tam burada, çoğu kişinin önemsiz sandığı ama aslında belirleyici olan bir ayrıntı karşımıza çıkıyor: IŞID'e iktidar ve yandaşları ve ikitidar kurumları DEAŞ diyor?


İktidar ve bu günkü partili kurumlarca, IŞİD yerine sistematik biçimde “DEAŞ” denmesi, sadece bir güvenlik literatürü veya siyasi bir tercih değildir. Bir sorunun çözümünde alacağınız kararların nereye kadar gideceğini baştan belirleyen bir zihniyet meselesidir. Çünkü bir olguyu nasıl adlandırdığınız, onu nasıl anladığınızı da ele verir.


MİLLİ iSTİHBARAT AKADEMİSİ (MİA) DEAŞ RAPORU:

TERÖRİZMLE MÜCADELE VE TÜRKİYE: DEAŞ/HORASAN RAPOR / 17.05.2024 YAPILANMASI


MİA'nin raporunda DEAŞ denilen terör örgütünün adı uluslararası terminolojide IŞID olduğu için ben yazımda IŞID demeye devam ederek konuyu anlatmak isterim. IŞİD, kendisini bir “devlet” iddiasıyla, tarihsel ve dini bir süreklilik anlatısıyla kurmuş bir yapıdır. Hilafet söylemi, seçilmişlik fikri ve kutsal şiddet anlayışı İŞİD'in eylem iddialarının parçasıdır.


Önce adlandırmada kullanılan harfleri açmak gerekir.


IŞİD, yani Irak ve Şam İslam Devleti, örgütün kendisine verdiği addır.. Bu adlandırma tesadüf değildir. “Devlet” vurgusu, hilafet iddiasını; Irak ve Şam referansı ise tarihsel–coğrafi bir süreklilik anlatısını içerir. IŞİD, kendisini bir terör örgütü olarak değil, dünyada yıkılması gereken mevcut düzenin yerine geçecek meşru bir siyasal yapı ve İslamın gereği olarak sunar. Şiddet, bu iddianın aracı değil; kurucu unsurudur.


DEAŞ ise (el-Devletü’l-İslâmiyye fi’l-Irâk ve’ş-Şâm), Irak ve Şam’daki İslam Devleti söz diziminin Arapça kısaltmasından türetilmiş; örgütün “devlet” iddiasını özellikle görünmez kılan, uluslararası anlamını örten bir kullanımdır.


Sorun tam da burada başlar; toplumunuza bir terör örgütünün adındaki temel nedenini anlatırken bile algıda seçiçiyseniz, soruna da teşhislerde yanlış yaparsınız. İstihbarat ve güvenlik analizinde mesele, tehdidin bizim ona ne ad verdiğimizle değil; onun kendisini nasıl konumlandırdığındadır. Örgütün adını örtükleştirdiğinizde, iddiasını ve amacını da hafifletmiş olursunuz. Terörü üreten insanî, psikolojik ve toplumsal zemin analizi de zihinsel haritalarda kaybolur.


Ve bu eksiklik, yalnızca bir rapor ya da isim sorunu değildir. Bugün “Terörsüz Türkiye” söyleminin altını doldurmaya çalışırken de kendini tekrar edenn bir zihniyetin çıktısıdır. İktidarda kalmak için araçsallaştırılan sorunların asıl nedenleri ötelenir, hatta görmezden gelinir.


İşte bu yüzden, “Terörsüz Türkiye” başlığının hafifliği ile DEAŞ/IŞİD ayrımındaki analitik eksiklik, aynı yere çıkar: Sorunu gerçek ağırlığıyla değil, "zihin haritalarımızın" diliyle ele alma eğilimi sorun çözme becerilerimizin niteliğini belirler.


Terör, bir ülkede ya vardır ya yoktur gibi ele alınabilecek bir sorun değildir. Biçim değiştirir, yön değiştirir, örgüt değiştirir ve tamamen “yok olmuş” kabul edildiği anda en tehlikeli hâline ulaşır. Terör ortadan kaldırılacak bir sorunmuş gibi görmek: onu besleyen kurumsal, toplumsal, psikolojik ve siyasal zemini görmezden gelmektir.


Bir sonraki yazımda bu coğrafyada, bu yönetim anlayışı ve bu kurumlarla, siyasetçiler ile terörsüz Türkiye'nin neden mümkün olmadığını sosyolojik, politik, uluslararası veriler ile anlatacağım. Dahası bizi bekleyen çok daha büyük sorunlarla karşılaşmamız mümkündür.

 
 
 

Yorumlar


didem Fotoğraf 1_edited.jpg

Merhaba, uğradığınız için teşekkürler!
Hi, thanks for stopping by!

Paylaşımlardan haber almak için

Let the posts come to you

  • Facebook
  • Instagram
  • Twitter
  • Pinterest

Benimle iletişime geçmek için/
Let me know what's on your mind

GÜNDELİK DERİNLİK    DEEPLY DAİLY

bottom of page