top of page

Trump'ı, Putin'i İşbaşında Tutanlar; Başka Nerelerde Kimleri Destekliyor?

  • 2 Nis
  • 8 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 3 Nis

"Don"un Yeni Dünya Düzeni


Değerli Okurlarım,


Şunu fark ettim, benimle aynı dünya görüşünde olan ve olmayan tüm okurlarım, ilgiyle ve merakla beni takip ediyor. Sizlere çok teşekkür ederim. Bu arada ücretli sadece talep edenlere sunulan stratejik değerlendirme raporum, şimdilik az talep gördü. Yaklaşık 8 kişi talepte bulundu. Aslına bakarsanız sayının bu kadar az olması beni hem üzdü hem düşündürdü. Neyse, önemli olan bir kişi bile olsa ben bu tarz ücretli talep edene raporlar hazırlayacağım. Sekiz kişiden üç okurum, tanıdığım bir dost, arkadaş ya da akraba değil. Beni yazılarımla keşfetmişlerden; dolayısıyla onların geribildirimleri çok kıymetli oldu. Talep ettiğim ücretin, böylesine kapsamlı ve derin içerikli bir analiz raporu için oldukça komik bir rakam olduğunu, çok daha fazlasını hak ettiğimi ifade ettiler. Nasıl sevindim anlatamam. Hele bir beyefendi varki, beni takip ediyor olması beni heyecanlandırdı. Uzmanlığı sadece Türkiyede değil dünyaca onaylanmış bir analist. Ondan geçtiysem, tamamdır diyebilirim. Farklı düşündüğümüz yerlere rağmen analiz yöntemimi ve değerlendirmelerimi farklı, gerçekçi, dikkate alınması gereken olarak tarif etti. Bunlar benim gibi ruhu amatör ama atyapısı profesyonel biri için çok değerli.


Sevgili okurlarım,


Son bir hafta size gelişmelere dair analiz yazıları yazamadım. Daha doğrusu paylaşamadım. Bu süreçte, her zamanki gibi hem dünyada hem ülkemizde hem de coğrafyamızda bir çok gelişme oldu. Bu gelişmelerin bazılarını sizler takip edememiş olabilirsiniz zira onlardan bahseden medya veya yazar, gazeteci olmadı. Dolayısıyla hepsini tek tek yazmam mümkün değil. Ben daha güncel ve haberiniz olan ama farklı yorumlar da duymak isteyenlerinize 'Trump'ı, Putin'i İşbaşında Tutanlar; Başka Nerelerde Kimleri Destekliyor?' konulu analizimi paylaşacağım. Başlığımın altında "Don"un Yeni Dünya Düzeni alt başlığı, özellikle seçilmiştir. İlhamı veren, Sayın Özgür Özel'in geçen gün "Mafya mısınız ulan siz" dediği konuşması oldu. Çok haklı ve nefis bir soru ve üslubu da, karşı karşıya olduğumuz çok boyutlu, kesimli, farklı yapıların tek bir hedefte birleşmesine, gösterilmesi ve ifade edilmesi gereken üsluptaydı. Sayın Özgür Özel son derece organize ve kötü bir düzene karşı güçlü duruyor. Bu duruşu benim diyen her baba yiğit yapamaz. Hem de Atatürkçü görünümlü etki aparatlarına rağmen son derece doğru yolda ilerlemektedir. Siz bakmayın Yılmaz Özdil vari gazeteci, yazar, uzman vs gillerin yazıp anlattıklarına; Anlattıklarında %60 doğru bilgiler varsa %40ında, kime nereye hizmet ettiği belli olmayan psikolojik harp destekli propoganda amacı var. Bu propogandayı, psikolojik harbi kime karşı yapıyorlar: sözde CHP'ye ve Özgür Özel'e; ama hayır asıl hedefleri CHP seçmeni. Hadi gelin bu günkü yazımın konu başlığını neden attığımı verilerle kaynakllarla okuyalım.


Tarihi Perspektif: Seçilmiş Krallar Çağı


Mart 2025'te The Economist dergisi kapağına altı lideri taşıdı: Trump, Putin, Şi Cinping, Muhammed bin Selman, Netanyahu ve Erdoğan. Başlık yalındı: 'Don'un Yeni Dünya Düzeni.' Don Corleone'ye yapılan bu gönderme bence hiçte tesadüf değildi. Dergide yazı şöyle bir ifade kullanıyordu: "Amerika bir numara. Sırada satacak kaynakları, yapacak tehditleri ve demokrasi tarafından kısıtlanmayan liderleri olan ülkeler var. Putin, Rusya'yı yeniden büyük bir emperyal güç yapmak istiyor. Şi Cinping, güçlü bir Çin için uygun bir dünya düzeni yaratmak istiyor." Bu görüş, dünyada otoriter liderlerin yönettiği güçlerin, demokrasiler tarafından kısıtlanmayan bir hızla hareket ederek küresel düzeni yeniden şekillendirmeye çalıştığı bir dönemin tasviridir.


Bu aslında yeni bir olgu değil. Fransız sosyolog Maurice Duverger'in 'seçilmiş krallar' kavramından yola çıkan analistler şunu söylüyor: "Trump'tan Putin'e, Şi Cinping'den Erdoğan'a, Meloni'den Maduro'ya, Viktor Orbán'dan Narendra Modi'ye uzanan ve giderek sayısı çoğalan otoriter liderlerin halkları tarafından destekleniyor olması, toplumsal bir ihtiyaca karşılık verdiğini gösteriyor. Hepsi sandıktan çıkıyor; meşruiyetlerini soydan ya da Tanrı'dan değil, halktan alıyorlar." Ama yanılıyor.


Bu liderlerin hiç biri, Meloni dışında, halkları tarafından desteklenmiyorlar. Sistem onları destekliyor; halkları değil. Küresel güçlerin savaşında, savunma sanayisinden tutun, enerji sektörüne, ulaşım hatlarından, gıda sektörüne, her konuda köşe başları belli güçlerin elinde. İşte bu güçler, kendilerine hizmet edecek sistemleri üretip, o sistemlere en uygun liderleri işbaşı yapıyorlar. Bu küresel sermaye güçleri daha çok kazanmak adına dünyada istikrarsızlık, açlık, savaş, pandemi gibi krizleri özellikle besliyorlar. Dünyanın giderek daha tehlikeli, daha güvensiz ve daha zor bir yer olduğu düşüncesine kapılan toplumların bir güç merkezinin kolunun kanadının altına sığınma arzusunu besliyorlar ve buna uygun "karizmatik, güçlü lider" algısına uygun liderleri destekliyorlar. Bu liderlerin, en büyük özellikleri 'koruyucu otorite' figürü olmalarıdır. Ve kanunların, anayasaların, normların sınırlarıyla pek ilgilenmemektedirler. Bu karakter yapısındaki lider profili uzun emekli istihbarat ağlarınca belirlenip, bu ağların yönetiminde güvene alınmaktalar.


Soğuk Savaş'ın bitmesiyle hatırlarsanız ' bir tarihin sonu' ilan edilmişti. Sözüm ona liberal demokrasi kazanmıştı. Ama bu zafer yanıltıcıydı; çünkü dünyadaki ve halklardaki ekonomik eşitsizlikler ve kimlik krizleri çözülmemişti. Şimdi yaşadağımız düzeni besleyen liderler işte o biriktirilen öfkenin ürünleri ve onlar otoriter dalgayı besliyor.


Şimdi gelelim bu güne: otoriter liderleri düzeni kurması için iş başına getiren güçlere yeni büyük güçler eklemlendi.


Yeni Aktörler: Paylaşılamayan Güç


Bu bölümde tarihten kopuşun asıl noktasına geliyoruz. 20. yüzyılın otoriter yükselişlerini besleyen güçler: ordular, partiler, sermaye, bürokrasi, mafya ve propagandaydı. 21. yüzyılda bu tabloya yeni ve çok daha karmaşık aktörler girdi. Bir kaçını herkes bildiği için onlardan örnek vereceğim.


Elon Musk: Devlet Dışı Bir Süper Güç

Elon Musk, günümüz jeopolitik gelişmelerinde eşi benzeri görülmemiş bir konumda: Dünyanın dört bir yanında geniş ticari çıkarları olan dünyanın en zengin kişisi ve aynı zamanda Trump yönetiminde kritik bütçe kararlarını ve dış politikayı şekillendirme gücüne sahip 'hükümetin 2 numarası' olarak hareket edebilen biriydi. Trumpla arası bozuldu gibi görünse de Trump, Musk için sadece bir aracı.


Bu konum onu küresel ölçekte bir "kral yapıcıya" dönüştürdü. Trump seçimleri onun ve onun gibiler sayesinde kazandı. Almanya'nın federal seçimleri öncesinde aşırı sağcı AfD partisini açıkça desteklemesi, Almanya'yı resmi olarak protesto etmeye itti. Bunlar sıradan örnekler deği.


Düşünün: 100'den fazla ülkeye internet sağlayan Starlink, 415 milyon kullanıcılı X platformu ve bir ülkenin savunma altyapısını etkileyebilecek SpaceX. Bu, bir devlete ihtiyaç duymadan, devlet olmadan devlet gücüdür, dahası devletleri kuran güçtür.


Yabancı liderler için Trump'ın gözüne girmenin artık yeni bir yolu var: Musk'ın şirketlerine yatırım yapmak, Starlink anlaşmaları imzalamak, Tesla fabrikaları kurmak. Ekonomik çıkar, yeni siyasi korumaya dönüşüyor. "Musk, dünya çapında 415 milyon kullanıcısı olan X'te yabancı liderleri eleştiriyor ve övüyor. Aynı zamanda hangi seslerin daha fazla duyulacağını belirleyen algoritmayı da kontrol ediyor." dersek yanlış olmayız. Dahası bu gün sosyal medya artık başka bir veri ile lider yaratıyor ve o sosyal medyada belli gazeteci, yazar, uzmanların görüşleri ön plana çıkarılıyor, fonlanıyor, ağa dahil ediliyor.


Peter Thiel: Sahne Arkasının Mimarı

Silikon Vadisi'nin tekno-lordları arasında öne çıkan Peter Thiel, mevcut Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e sadece milyonlarca dolarlık finansal destek sağlamakla kalmadı; aynı zamanda onu muhafazakâr çevrelerle ve nihayetinde Trump ile tanıştırarak siyasi kariyerinin mimarı oldu. Analistlere göre Thiel, Trump'ı mevcut kurallara dayalı dünya düzenini yıkacak bir 'buldozer' olarak görüyor.


Bu bağlamda şunu sormak gerekiyor: Trump, gerçekten bir lider mi? Yoksa çok daha büyük bir sermaye ve teknoloji ağının yüzü mü? Lordların yapamayacağı hamleleri yapan bir yüz mü? Konuşmalarına "Deli bu adam" deyip geçen bir çok saf olabilir ama adam deli değil, Don'un Yeni Dünya Düzeni mafya ailesinin bir ağı.


Sadece ABD mi dahası; Harita Nereye Kadar Uzanıyor?


Avrupa'da Otoriter Yankı

Viktor Orbán (Macaristan) ve Giorgia Meloni (İtalya), ABD'deki dalgadan ilham almakla kalmadı; ideolojik dayanışma ağları kurdu. Musk'ın AfD desteği, bu transatlantik otoriter dayanışmanın en çarpıcı örneğidir. Avrupa'nın demokratik kurumları şu anda sistematik bir yıpratma politikasıyla karşı karşıya.


Orta Doğu: Yatırım Karşılığı Dokunulmazlık

Muhammed bin Selman, Orta Doğu'yu sözüm ona modernleştirmek ve İran'ı savuşturmak istiyor. Kaşıkçı cinayetine rağmen Batılı yaptırımlardan kurtulmasının arkasında Trump'la kurulan ekonomik bağ yatıyor. Suudi Arabistan'ın ABD silah alımları ve yatırımları, liderliğine siyasi koruma satın alıyor. Bu ilişkide normlar denen kavramlar hiç masada olmadı.


Latin Amerika: Milei ve Yeni Cephe

Arjantin'de Javier Milei, Trump'ın ideolojik ikizi olarak sahneye çıktı. Uluslararası örgütlere açıkça savaş açarak, küresel otoriter ağın Latin Amerika ayağını oluşturdu. Trump yönetiminin Venezuela'ya yönelik baskıları artırması ise farklı bir boyutu gösteriyor: Bu coğrafyada beğenilmeyen liderler cezalandırılıyor, beğenilenler korunuyor.


Asya: Şi ve Modi

Çin, Musk'ı kendi tarafında tutmanın faydasını biliyor. Tesla'nın Şangay'daki gigafabrikası sayesinde Musk, Çinli üst düzey yetkililerle düzenli ilişkisini sürdürüyor. Bu ilişki, Musk'ın Çin'i eleştirmesinin önünde görünmez bir set oluşturuyor. Hindistan'da Modi ise hem Trump hem de Batılı teknoloji sermayesiyle ilişkisini dengeli yönetiyor; otoriterleşme, global sermayenin gözünde hiç bir anlam ifade etmiyor, yeterki onlara hizmet etsin.


Bunlar örneklerden bir kaçı.


Yeni Dünya Ekonomisi: Kimin Çıkarına?

2 Nisan 2025'te Trump tarafından 'Kurtuluş Günü' olarak ilan edilen gümrük tarifeleriyle küresel ticaret sistemi, 1930'lardan bu yana görülen en yüksek vergi duvarlarıyla karşılaştı. Bu politika sadece Çin'e değil; Avrupa, Japonya, Hindistan ve Brezilya gibi eski müttefiklere de yöneltildi.


Peki bu kargaşada asıl kazananlar kim? Oxfam'ın 2025 raporuna göre dünya genelinde milyarderlerin toplam serveti yüzde 81 artarak 18,3 trilyon dolara ulaştı. Belirsizlik ve kargaşa, büyük sermayeyi küçük tasarruf sahiplerinden, güçlü devletleri küçük devletlerden, bağlantılı elitleri sıradan vatandaşlardan daha fazla koruyor. Bu düzenin bir parçası Türkiyede aynen işliyor, zengin daha zengin oldu ama halk iyice fakirleşti.


Yani bu düzenin mantığı şudur: Otoriter liderler, ekonomik belirsizliği bir araç olarak kullanır. Belirsizlik, alternatif arayışını köreltir ve 'güçlü el' söylemini besler. Bu sarmal kendi kendini yeniden üretiyor.


Ukrayna: Yeni Düzenin Mihenk Taşlarından Biri


Eğer Trump ve Putin, Ukrayna'nın kendi kaderini tayin mücadelesini bastırmayı başarırsa, ki öyle olacak, dünyanın diğer bölgelerindeki özgürlük mücadelelerini ilerletmek çok daha zor hale gelecektir. Bu, sembolik bir mesele değil; küresel bir emsal sorunudur.


Hatırlayın; Ağustos 2025'te Alaska'da gerçekleşen Trump-Putin zirvesi altı yılın ardından ilk yüz yüze görüşmeydi. Toplantının son derece hızlı organize edilmesi dikkat çekiciydi. Ama daha dikkat çekici olan şuydu: Zelenski'nin Beyaz Saray'da soğuk karşılandığı bir dönemde Putin, Alaska'da kırmızı halıyla karşılandı. "Putin'in Ukrayna politikasını yürütmesine en çok yardımcı olan Trump oldu. Trump, otoriter ve güçlü liderlerden hoşlanıyor. Putin de bu listenin başında geliyor." NEDEN ? İşine o yarıyor...


Ukrayna meselesi bir savaş meselesi olmaktan çıktı. O artık küresel düzenin yeniden yazılıp yazılmayacağının sınavı haline geldi. En önemlisi gıdaya ulaşım açısından, bundan böyle kimler gıdaya ucuz erişecek meselesi olacak. Bize gelince mevcut iktidar devam ettikçe, Türk halkı gıdaya her geçen gün daha zor ulaşacak. Peki neden ? Sorun bu soruları kendinize.


Türkiye Bu Tablonun Neresinde?

Türkiye'de sistem durup dururken değiştirlmedi diye düşünenlerdenim. Yukarıda saydığım başlıkları analiz ederseniz aslında tablo ortada. Türk Tipi Başkanlık Sistemi tam da bu günün dünya sistemine hizmet ediyor. Sayın Erdoğan'ın hem Trump hem de Putin ile görüşebilen nadir liderlerden biri olması, Türkiye'nin diplomatik başarıdan ziyade aynı kulvarda koşmalarından.


Ancak bu denge ne kadar sürdürülebilir?


Küresel otoriter blok güçlenirse Türkiye'nin egemenlik kıstaslarının manevra alanını daralmakla kalmaz, çok ciddi sonuçlar doğurur.


Atatürkçü, laik, demokratik sosyal hukuk temelli kuruluş ve kurtuluş bloğu direnirse, Türkiye'nin konumu gelecekte gerek Avrupa için gerek Asya için daha da değerli hale gelecektir. Şimdiden bunun verileri var. AB'nin kapısı ancak Atatürkçü sosyal demokrat bir yapı ile mümkün. Avrupayı Akdeniz ülkeleriyle büyütecek olan güç Türkiye'nin de liderliğini mümkün kılabilecektir. Aksi takdirde kullanışlı bir geçiş ülkesi olmaktan öteye gidemeyiz.


Bu Dalgalı Sürecin Bir Sonu Var mı?


Elon Musk gibi figürler artık sadece özel sektör liderleri değiller; diplomatik aktörler, Küresel özel bir yapının, ağın parçasılar. Bu, dünyanın daha önce hiç görmediği bir güç biçimi ile karşı karşıyayız. Devlet olmadan devlet gücünü ele geçirmişlerle... Sandık olmadan siyasi sonuçlar yaratanlarla...


Bir başka örnek Larry Fink, hükümetler indiren iktidarları devam ettiren güçlerden biri. Daha 6-7 gün önce Sayın Cumhurbaşkanı ve AKP Lideri Erdoğan, bu dünyanın en büyük varlık yönetim şirketi BlackRock’ın CEO’su Larry Fink’i İstanbul’da kabul etti. Dolmabahçe’de basına kapalı yapılan görüşmeye Mehmet Şimşek, Alparslan Bayraktar ve WEF yöneticisi Alois Zwinggi de katıldı. Görüşme, 14 trilyon doları aşan büyüklüğüyle küresel finansın en etkili şirketlerinden biri olan BlackRock’ı yeniden gündeme taşıdı.


Tarihin bize öğrettiği bir şey var: Her konsolidasyon kendi çatlağını açar. 2026 ABD ara seçimleri; Avrupa'daki normlara dayalı kurumsal direniş, Avrupa halklarının uyanıyor olması; yeni bir Avrupa liderliğinin mümkün görünmesi; Çin halkının ve Asya ülkelerinin vereceği tepkiler; anlaşılıyor ki, küresel siyasal sisteminin dönüşümünün sancılarını yaşamaya devam edeceğiz.


Bu dalganın önüne geçmek için halihazırdaki kurumlar yeterli mi? Hayır, tek başına değil. Bambaşka bir güç odağına ve her şeyden önce uyanık, bilinçli ve örgütlü bir kamuoyuna ihtiyaç var.


"Mafya mısınız ulan siz? — Özgür Özel"


Bu soru, bugün sadece bir Türkiye sorusu değil. Küresel bir soru. Ve cevabı, hepimizin nasıl davrandığına bağlı. Bilinki ne Avrasyacı ulusalcılar-sözüm ona Kemalistler, siyasal İslamcılar veya Türk İslam sentezcileri ne de Atlantikçiler veya ABDciler veya Ruscuklar, Çinciler sizden veya dünya halklarından yanalar. Bunların gazetecileri, uzmanları, yazarları her yerde her kurumda her cenahtalar çünkü yukarıda bahsettiğimiz Küresel güçlerin temsilcileri onlar.


 
 
 

Yorumlar


didem Fotoğraf 1_edited.jpg

Merhaba, uğradığınız için teşekkürler!
Hi, thanks for stopping by!

Paylaşımlardan haber almak için

Let the posts come to you

  • Facebook
  • Instagram
  • Twitter
  • Pinterest

Benimle iletişime geçmek için/
Let me know what's on your mind

GÜNDELİK DERİNLİK    DEEPLY DAİLY

bottom of page