Özgür Özel Bir Lider; Müesses Nizam İse ABD-İsrail İşbirlikçisidir
- 25 May
- 5 dakikada okunur
Değerli Okurlarım,
Epeydir bloğumda yazı yazmamıştım. Bunun çok geçerli ve önemli bir nedeni vardı. Burada size yazdığım tüm yazılar bir bir bu günleri anlattı ve gerçekleşti. İran Molla Rejimi tam olarak ABD ve İsrail Yönetimi ile işbirliği içinde, bu komplo teorisi değil, stratejik değerlendirme analiz yöntemlerinde veri ve kaynak çok önemlidir. Artık günümüzde, bir yere angaje değilseniz, gerçek bir analist verilere çok daha kolay ulaşabilmekte ve gerçekleri de tek boyuttan değil, sonuçları itibarıyla değerlendirebilmekte. İran Molla rejimi halkını satmış İranın tarihi kültürünü yok etmiş İran Halkına, Farslılara düşman bir iktidardır. Bu konuda daha önce yazdım tekrar etmeyeceğim. Nasıl Hamas İsrail'e hizmet ettiyse Molla Rejimi de İngiltere ve ABD'ye hizmet etmektedir.
Bölgemizde ve küresel çapta kaynak ve zenginlik paylaşımı, su savaşlarına hazırlık son sürat ilerliyor. Küresel sermaye, silah sanayisi ve enerji baronları ülkelerin yönetimlerini dizayn etmekle kalmıyor, BARRAAK (bilerek bu şekilde yazılmıştır) gibi ABD küresel ajanlarınca sömürge valisi olarak ülkemiz dahil bölgeye atanmışlardır. Görevleri şekillendirmek istedikleri bir coğrafyaya uygun yönetim biçimlerini ANAYASAL hal getirmektir.
İşte tüm bu bulguların eş zamanlı gelişmeleri ülkemizde, bilinçli tüm vatan severlerce bizzat gözlenmekte; yaşananlara karşı öfke ve endişe artmaktadır. Bu gün Cumhuriyet Halk Partisine karşı Küresel Baronlarla ortaklaşarak gerçekleştirilen operasyonlar espiyonaj operasyonları ile destekli girişimlerdir. Sadece Türkiye içinden değil, yurt dışından da yönetilen operasyonlardır. Bu iddiam bir komplo teorisi değil somut verilerle ispatlı bir analizdir. CHP seçilmiş Genel Başkanı yani meşruiyetini seçmeninden alan genel başkan Özgür ÖZEL'in konuşmalarında yer alan "müesses nizam" sadece bu gün değil Cumhuriyet kurulduğundan beri toprak ağaları, feodal yapılar veya Türk unsurları yerine karma yapılardan oluşan çıkar guruplarının, masonların, tarikatların, cemaatlerin, Gürcülerin, Ermenilerin, Türk düşmanı yapıların elindeydi. Yani Cumhuriyetin kurucu partisi CHP kurulduğu günden beri hedefteydi ve gerçek iktidarlık hiç bir zaman CHP'ye verilmedi. Verildiği takdirde, ülke gerçek bir Atatürk Türkiyesi olacaktı. CHP kurulduğunda, İstiklal savaşı verilmekteydi, dolayısıyla içinde monarşiden yana olanlardan tutun, ABD mandasını, İngiliz Sömürge valiliğini ya da eyalet sistemini savunan, Osmanlının devamını isteyen çeşitli çıkar grupları bulunmaktaydı. Ancak tüm bu çıkar grupları Mustafa Kemal Atatürk'ün hem içerideki hainlere hem iç ve dış düşmanlara karşı böylesine bir askeri başarı sağlayabileceğine inanmıyorlardı. Sonuç tüm iç-dış müesses nizamın beklemediği ölçüde bir zafer oldu.
Demokrasiye yani çok partili seçimli çağdaş bir yönetime geçen yine CHP genel başkanı Sayın İsmet İnönü tarafından sağlandı. 1940lı yıllar tüm dünya için çeşit çeşit badirelerin atlatıldığı ve bir dünya müesses nizamının kurulduğu yıllardı; ülkemiz de nasibini aldı. İşte bu küresel müesses nizam 1950'lerde yeni paktlar oluşturdu ve ekonomisi zayıf, eğitimde yeterince örgünleşememiş ve toprak ağaları ile mandacıların çeşitli oyunlarıyla, dini yapıları kullanan, Osmanlının çırasını yakan tarikat ve cemaatlerin espiyonaj çalışmalarıyla ülkeyi içten fethetmeye başladılar. CHP'ye yerleştirdikleri ajanlar, çok partili sisteme geçişle tüm siyasi partilerin kuruluşunda yer aldılar. 1950den sonra, Türkiye'de, CHP'nin tek başına iktidar olamayıp, bu güne kadar hep sağ partilerce yönetilmesi tesadüf değildi. Bu konuda iç dış müesses nizamın çalışmaları kadar, Cumhuriyet Halk Partisi yöneticileri ve vekillerinin yanı sıra teşkilatlarının, üyelerinin de çok ciddi hataları oldu. Halktan kopukmuş izlenimi yaratılmasında katkı verdiler. Dahası halka, millete karşı yürütülen psikolojik harekata karşı koyabilecek teşkilatlanmayı gerçekleştiremediler; ve sonunda Baykal gibi, HAİN KEMAL KILIÇDAROĞLU gibi müesses nizamın adamı liderlerce yıllarca yönetildi Cumhuriyetin Kuruluş Partisi. Baykal'ın ahlaki açıkları, ailesinin paraya düşkünlüğü, kendisinin müesses nizamla savaşacak gücünü zayıflatan unsurlar oldu. Kemal Kılıçdaroğluna gelince, bu gün bizzat yaşayarak anlıyoruz ki, CHP içine yerleştirilmiş bir aparat olarak, BARRAAAAK gibi sömürge valisinin Türkiye'ye ve coğrafyaya biçtiği tek adam rejiminin yerleşmesinde görevli bir şahıstır. Anayasanın değiştirilmesi için bu aparatın CHP'nin başında olması, iç ve dış Atatürk Türkiyesi düşmanlarının ortak hedefidir. Bu kadar kesin ifadeler kullanmam bir iddia değil, tarihi süreçlerin çıktılarıdır yani gerçeklerdir. İçinizde " İyi de Kılıçdaroğlunu Cumhurbaşkanı adayı yapan da sizlersiniz" diyecek kadar zeka özürlü var mıdır bilemem ama hadi var diyelim açıklayalım. Baykal'ı, Kılıçdaroğlunu CHP genel Başkanı yapan CHP seçmeni değildir; Uluslararası ve ulusal müesses nizamın ta kendisidir. CHP seçmenleri ebetteki genel başkanı destekleyecektir. Gidip de yine aynı uluslararası ve ulusal müesses nizam partilerinin genel başkanlarını destekleyecek değillerdi. Hani derler ya "içinizde en günahsız olanınız önce taş atsın! " işte yok öyle günahsız bir parti ve seçmeni...
Ancak, Cumhuriyet tarihimizin yine de en demokratik partisi Cumhuriyet Halk Partisidir. Eksikliklerine, hatalarına, tedbirsizliklerine rağmen en demokratik parti CHPdir. Seçmenleri en demokratik, en eğitimli ve Atatürkçü seçmenlerdir. CHP orta direk emekçinin partisidir. Bu gün Atatürk ilke ve devrimleri için tereddütsüz canını feda edecek seçmen kitlesi CHP'de vardır. Baykallara, Kemal Kılıçdaroğullarına rağmen CHP'yi ayakta tutan bir seçmendir bu seçmenler. Peki bunca ihanete, yanlışa, kötüye rağmen CHP'yi ayakta tutmak seçmenin yanlışı değil midir diyeceklere cevap veriyorum: Hayır değildi, takii bu güne kadar! Seçmenin yanlış yapmadığını bu gün çok daha iyi görebiliyorum. 2000li yıllarla birlikte ülkedeki müesses nizamın neye kime nasıl hizmet ettiği belirli kesimlerce görülmüş ancak bu kesimlerin bir araya gelemeyişiyle de gerekli adımlar atılamamıştı. Dahası küresel sermaye ve istihbarat ağlarıyla, mafyayla, tarikatlar ve cemaatlerle, ajanlarla mücadele bir tek kesimin veya tek bir partinin işi değildir. Topyekûn mücadele gerekir. Bu ülkenin ne solu ne milliyetçileri ne ulusalcıları hiç bir zaman müesses nizamı alt etmek için bir araya gelmemişlerdir. Bu gün ULUSALCILARIN İSLAMCI ve TÜRK İSLAM sentezcileri ile yan yana gelmeleri ve bu düzene su taşımaları tesadüf değildir. Bir Türk İslamcı, bir İslamcı da asla Türk Milliyetçisi olamaz, bu sentez İngiliz İstihbarat servisinin bir projesidir. İşte hal böyleyken, kendilerine milliyetçi diyenlerin milliyetçi olmadıkları, ulusalcıların ise Atatürkçü olmadıkları, İslamcıların laik demokratik sosyal hukuk Türkiye Cumhuriyetinden yana olmadıkları, sağcıların çıkarcı oldukları, CHPli siyasetçilerin ise yeterince cesur olmadıkları ancak 1950lerden beri yaşananlarla artık somut veriye dönüşmüştür. Dolayısıyla CHP'li seçmen; yönetimi ve sorumluluğu artık eline almıştır. Bu Atatürk Türkiye'sinin son şansıdır. İşte bu sebeplerle, "değişmez, değiştirilmez, müesses nizam izin vermez" denilen CHP genel Başkanı bizzat seçmen ve üyelerce demokrasinin en gelişmiş haliyle hilesiz sandıklarda Kemal Kılıçdaroğlunu makamından indirip, "hadi çekil köşeye torunlarına bak, yeterince sana şans verdik ama sen meğer bu şansları kullanmaktan yana değilmişsin" dedi ve hiç bir partinin yapamayacağı değişimi CHP yaptı. İşte bu seçmen iradesi küresel ve ulusal müesses nizamını çok öfkelendirdi. Seçimleri, bürokratları, vekilleri 1950den beri tek başına belirleyen bu müesses nizam öylesine gözünü kararttı ki, ülkeye yerleştirdiği tüm aparatların deşifre olmasını göze aldı. Peki neden göze aldı? Olur da, CHPnin kadroları üzerlerindeki ölü toprağı silkelerlerse, Sayın Erdoğan'ın kürsüden emrettiği gibi CHPli kadroları silkeleyip halkı yenmek mümkün olmayacaktı...İşte bu gün Müesses Nizam CHP ile değil bizzat Türk Milleti yani seçmenle savaşmaktadır. Bu açık bir savaştır.
CHP seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel'in mücadeleden artık vazgeçmesi söz konusu bile değildir. OLAMAZ. OLDURMAYIZ. ZATEN ÖYLE BİRİ DE DEĞİL, KORKUSUZ BİR LİDER KENDİSİ.
Artık herkes şunun farkına varmalı: kim ki "karışıklık çıkar, aman sokağa çıkmayın, iç savaş çıkar aman protesto etmeyin, aman Kılıçdaroğlu ile Özgür Özel anlaşsın bir yol bulsun suhulet ile bu iş çözülsün" diyorsa bilinmeli ki onlar MÜESSES NİZAMIN adamıdır. Bilin ki onlar, bu milleti tanımayan dış güçlerin aparatlarıdır. Bu saatten sonra artık Özgür Özel seçilmiş bir KURTULUŞ MÜCADLESİ LİDERİDİR. Eğer Sayın Özer bu verilen görevi yerine getiremez ise asıl o zaman bu ülke hanyayı da konyayı da görecektir. Sayın Özel'in bu son şansı heba etmek gibi bir lüksü olamaz. CHP'ye gelince, içindeki müesses nizam ve küresel sermaye ya da toprak ağalarını temizleyecek, temizlemezlerse seçmen temizleyecek.
Sayın Özgür Özel'e CHP seçmeni tam yetki vermiştir: artık Kılıçdaroğlu ve onunla aynı yolda yürüyen hiç kimse bu parti de barındırılamaz; oldu da onlar Müesses Nizam güçlerince CHP'yi teslim alırlarsa, yeni bir parti ile yola çıkılmasını CHPden tüm bağların kopartılarak Hattı müdafaa yoktur Sathı müdafa vardır, O SATIH TÜM VATANDIR şiarıyla "Yaa Bismillah" diyerek yeni bir aşamaya geçilmelidir. Artık ne olacaksa olsun, biz seçmen hazırız...
Bu yazıma son verirken sizinle, Perşembe günü Anayasaya ve kanunlara aykırı olarak CHPye kayyum atanması ile başlayan günden itibaren an be an Genel Merkezde verilen mücadele, genel Merkez dışında halkın, seçmenin verdiği mücadeleyi bizzat şahitlik ederek yaptığım gözlerimi ilerleyen vakitlerde paylaşacağım. Takipte kalın. Vicdanlı ve korkusuz olun...en önemlisi vatan sever olun!





Yorumlar