top of page

Özgür Özel-YENİ PARTİ-Türkiye Cumhuriyeti'nin İkinci Yüzyılı

  • 16 dakika önce
  • 7 dakikada okunur

Değerli Okurlarım,

Dün, Türkiye Cumhuriyeti siyasi tarihinin en önemli kırılma anlarından birine tanıklık ettik. Bunun gerçek anlamını bugün belki tam olarak kavrayamıyoruz; ancak gelecekte siyaset bilimi kitaplarının bu günü, Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında yeni bir siyasal dönemin ve yeni bir geleceğin başlangıç noktalarından biri olarak yazma ihtimali küçümsenemez. Çünkü dün yalnızca yeni bir partinin kuruluşu ilan edilmedi; aynı zamanda Türkiye'de demokratik meşruiyetin, siyasal temsilin ve muhalefetin geleceğine ilişkin yeni bir mücadele hattı da ilan edildi. Bu nedenle dün yaşananları sıradan bir parti bölünmesi olarak okumak, olayın tarihsel ölçeğini kaçırmak olur.


Ben de milyonlarca yurttaş gibi, Özgür Özel'i kürsüde izlerken; aynı anda heyecan, sevinç, hüzün, umut ve derin bir tarih bilincinin vakarı ile yoğun duygular içindeydim. Şurası kesin, ister Trump, ister Putin, ister küresel sermaye ya da o sığ "derin devlet" denilen yapı, bürokrasi, siyasi elitler ne yaparlarsa yapsınlar, gözlerimizle, kulaklarımızla bir dönemin kapandığına, başka bir dönemin ise sessizce başladığına şahit olduk. Kanaatimce 21 Temmuz 2026 tarihi bir gündür. Neden tarihi dediğimi ise size siyaset tarihi ve rejimlerin dönemsel tarihleri açısından siz ekısaca anlatmaya çalışayım.


Milletin Amacı Hasıl Olursa; Cumhuriyet’in İkinci Yüzyılında, "Tarihsel Kırılma" Okuması


21 Temmuz 2026’da ilan edilen yeni partinin tarihsel önemi, Cumhuriyet Halk Partisi’nin hukuki kimliği ile toplumsal tabanının birbirinden ayrılmasından ibaret değildir. Bu, yaşanan büyük kırılmanın yalnızca görünen yüzüdür. Asıl mesele, 1923’te kurulan Atatürk Cumhuriyet’nin temel vaadiyle, ilerleyen yıllarda inşa edilen devlet-merkezli ( ancak Cumhuriyet merkezli olmayan) siyasal düzen arasındaki tarihsel hesaplaşmadır.


Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti, bir hanedanın, bir sınıfın, bir zümrenin ya da bir bürokratik merkezin devleti olarak kurulmadı. Bir Kurtuluş Savaşı’nın ardından, emperyalizme karşı tam bağımsızlık hedefiyle ve “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ilkesiyle kuruldu. Cumhuriyet’in kurucu iradesi yalnızca bir rejim değişikliği gerçekleştirmedi. Egemenliğin kaynağını da değiştirdi. Yani Kaynak Milletin kendisiydi. Egemenlik artık saraya, hanedana, işgal güçlerine, seçkin bir zümreye ya da devlet adına hareket ettiğini ileri süren yapılara ait olmayacaktı. Egemenliğin sahibi bizzat milletti. Devlet ise milletin üzerinde duran kutsal ve denetlenemez bir kudret değil; milletin ortak iradesini, bağımsızlığını, hukukunu ve çağdaşlaşma hedefini gerçekleştirecek araçtı. Tam bağımsızlık, millî egemenlik ve çağdaşlaşma Cumhuriyet’in birbirinden ayrı üç ilkesi değildi. Bir bütünün parçalarıydı. O parçaları destekleyen en önemli ilkeler de 6 okta toplanmıştı. Çünkü siyasal egemenliğini başka güçlere bırakan bir millet tam bağımsız olamazdı. Ekonomik, askerî, siyasi ve diplomatik bağımsızlığını kuramayan bir devlet de millet iradesini koruyamazdı. Modernleşmeyen, eğitim ve hukuk yoluyla yurttaşı özgürleştirmeyen bir toplumda ise egemenlik yeniden seçkinlerin, tarikatların, sermaye gruplarının ve bürokratik yapıların eline geçebilirdi. Cumhuriyet’in kurucu hedefi bu nedenle yalnızca yeni bir devlet kurmak değil; milleti devletin gerçek öznesi haline getirmekti. Ancak özellikle 1950’lerden itibaren Türkiye siyasetinde millet egemenliği ile devlet iktidarı arasındaki denge giderek tersine döndü.

Sandık varlığını sürdürdü; fakat siyasal alan yalnızca sandıktan ibaret olmayan çeşitli güç odakları tarafından kuşatıldı. Devlet içindeki askerî ve bürokratik vesayet odakları, güvenlik aygıtları, büyük sermaye çevreleri, dış ittifaklar, siyasal İslamcı yapılar, Türk-İslam sentezcisi kadrolar ve dönem dönem kendisini devletin gerçek sahibi sayan sağcı ya da ulusalcı çevreler, milletin önüne hangi seçeneklerin çıkabileceğini ve hangi sınırlar içinde siyaset yapılabileceğini belirlemeye yöneldi.


İktidarlar değişti; fakat devletin millet üzerindeki vesayetçi konumu büyük ölçüde devam etti.

Bazen askerî darbelerle, bazen parti kapatmalarıyla, bazen yargısal müdahalelerle, bazen ekonomik ve medya gücüyle, bazen de “devletin yüksek menfaatleri” adına yapılan görünmez mutabakatlarla milletin siyasal iradesi sınırlandırıldı.

Böylece Cumhuriyet’in kuruluşundaki: “Devlet milletindir” fikri, zaman içerisinde:“Millet devletin izin verdiği ölçüde siyaset yapabilir, hakları ve özgürlükleri devletin güç dengeleri pazarlıkları içinde sınırlanabilirdi” anlayışına dönüştürüldü. Seçimlerin yapılması, egemenliğin gerçekten millette olduğu anlamına gelmedi. Millet oy veriyor; fakat devlet içindeki çeşitli güç merkezleri, hangi liderin kabul edilebilir, hangi siyasi çizginin tehlikeli, hangi muhalefetin zararsız ve hangi değişimin sınırların dışında olduğuna karar vermeye çalışıyordu. Ve kararlatrını Anayasadan veya hukukun temel ilkeşrinden almıyor, çıkar odaklarından alıyordu. Bu düzenin temel ilkesi milletin egemenliği değil, güçlülerin inşa edeceği sistemin kendi devamlılığıydı.


Özgür Özel’in 21 Temmuz konuşmasının tarihsel önemi tam da bu noktada ortaya çıkmaktadır.

Özel, konuşmasında "derin devlet" yapılarının kendisine yalnızca siyasi bir tavsiye vermediğini anlattı. Kendisine, Türkiye’de siyaset yapabilmek ve parti yönetiminde kalabilmek için sistemle uzlaşması gerektiğinin söylendiğini ifade etti:"Pazarlık yapacaksın, taahhütte bulunacaksın, zararsız olduğunu ve sistemin içinde kaldığını kanıtlayacaksın" denmişti. Devleti biraz tanıyan bunun gerçek oladuğunu elbette bilir. Ben bilerdenim. Özgür ÖZel, daha sonra teklifin içeriğini daha açık biçimde anlattı; kendisine : Ankara merkezli siyaset yap. Otobüsün üstünden in. Ekrem’i bırak. Karşılığında ise kendisine uzun yıllar parti genel başkanlığı yapabileceği söyleniyordu. Başka bir ifadeyle kendisine şu teklif sunuluyordu: Milletle birlikte iktidara yürümekten vazgeç; meydanlardan çekil; halkın yükselttiği cumhurbaşkanı adayını ve yol arkadaşlarını sistemin yargı ve bürokrasi mekanizmalarına teslim et; buna karşılık sana mevcut düzen içinde güvenli, uzun ve konforlu bir siyasi alan bırakalım. Bu teklif, Türkiye siyasetinde uzun süredir işleyen vesayet düzeninin özünü göstermektedir. Sistem, muhalefetin varlığına bütünüyle karşı değildir. Sistem, kendi sınırları içinde kalan, iktidar alternatifi haline gelmeyen, devlet içindeki yerleşik güç ilişkilerini değiştirmeye yönelmeyen ve gerektiğinde kendi arkadaşlarını dahi düzenin devamı uğruna terk edebilen bir muhalefete alan açabilir deniyordu. İstenen şey muhalefetin ortadan kalkması değil; ehlileştirilmesidir. İstenen şey Özgür Özel’in siyaseti bırakması değil; millet adına ve milletle birlikte yürüttüğü siyaseti bırakmasıdır.


İstenen şey CHP’nin yok edilmesi değil; CHP’nin yeniden sistemin denetlenebilir, sınırları belirlenmiş ve iktidar iddiası törpülenmiş muhalefet partisine dönüştürülmesidir. İşte bu nedenle Kemal Kılıçdaroğlu CHP'nin başına hukuksuz olarak Anayasaya aykırı olarak BUTLAN yapılmıştır.


Bu nedenle Özgür Özel’in önündeki tercih yalnızca CHP’de kalmak ya da yeni parti kurmak değildir.

ÖZgür ÖZel ya Milletten yana tercih kullanacak ya da kendine "devlet" diyen Anayasaya aykırı yapıdan yana...Dolayıısıyla bir vatandaş olarak, vatanına milletine aşık bir yurttaş olarak benim tüm bu olanlardan anladığım şuydu:"Devlet" denilen ama hangi devlet belirsiz olan yapının sunduğu tercih galiba bunu dayatıyordu: Devletin ve sistem içindeki güç odaklarının kendisine sunduğu güvenli siyasi geleceği mi kabul edecekti, yoksa milletin iktidar talebinin taşıyıcısı olmayı mı seçecekti?


Özel’in 21 Temmuz’da verdiği cevap, ikinci seçenek oldu.

Konuşmasındaki “yol ayrımı” tam olarak budur. Bir tarafta mevcut sistemle uzlaşarak parti içinde kalmak, genel başkanlık koltuğunu korumak, meydanlardan çekilmek ve milletin yükselttiği siyasi kadroları yalnız bırakmak vardı. Diğer tarafta ise partinin adını, binasını, logosunu ve hazır kurumsal konforunu geride bırakmayı göze alarak milletle birlikte yeni bir siyasal yol açmak vardı.

Özel, “Hiçbir siyasi parti milletten büyük değildir” derken yalnızca CHP’ye ilişkin bir cümle kurmadı. Cumhuriyet’in kurucu ilkesine döndü: Hiçbir devlet kurumu, hiçbir parti, hiçbir bürokratik yapı, hiçbir lider ve hiçbir görünmez iktidar odağı milletten büyük değildir. “Biz siyasette gömlek çıkarmıyoruz; ateşten bir gömlek giyiyoruz” sözü de bu nedenle basit bir retorik değildir. Özel, yeni partiyi daha rahat bir siyasi alan kurmak için değil; düzenle uzlaşmayı reddetmenin doğuracağı baskı ve riskleri üstlenmek için kurduklarını ilan etmektedir. Özel ayrıca CHP’nin mevcut durumunu “Saray duvarları arasına sıkışmış bir esaret ve işgal” olarak tanımlamış; İstanbul işgal altındayken sarayın emrindeki bir paşa olmak yerine Anadolu’ya geçerek mücadele eden Mustafa Kemal’in yolunu seçtiklerini söylemiştir. Bu tarihsel benzetmenin mesajı açıktır.


Özel, bugünkü çatışmayı bir parti içi liderlik mücadelesi olarak değil, Saray merkezli devlet iktidarı ile millet egemenliği arasındaki mücadele olarak tanımlamaktadır. Bu benzetmede CHP Genel Merkezi amaç değil, bir zamanların işgal edilmiş İstanbulu’dur.


Dahası Yeni Parti sadece siyasal bir amaç değil, Kurtuluş Savaşındaki gibi Anadolu’ya geçiştir.

Asıl hedef, partinin tabelasını kurtarmak değil; milletin elinden alınan iktidar kurma imkânını yeniden inşa etmektir. 21 Temmuz’u Cumhuriyet’in ikinci yüzyılının ilk büyük siyasal kırılması yapan özgünlük tam olarak burada bulunmaktadır.


Cumhuriyet tarihi boyunca pek çok siyasetçi mevcut devlet düzeniyle çatıştı. Partiler kapatıldı, liderler yasaklandı, hükümetler devrildi, darbeler yapıldı. Ancak siyasal aktörlerin önemli bir bölümü, iktidar olabilmek veya siyasal varlığını koruyabilmek için devlet içindeki güç merkezleriyle bir tür uzlaşma aradı.

Özgür Özel ise kendi anlatımına göre kendisine sunulan sistem içi güvenceyi açıkça reddetti.

Kendisine: Sistem içinde kal, meydandan çekil, arkadaşlarını terk et, parti koltuğunu koru

denildiğinde, o: Koltuğu değil, milletin yolunu seçiyorum cevabını verdi.


İşte bu gün yaşanan bu süreç bu nedenle bir ilktir. İlk olan yalnızca bu teklifin reddedilmesi değildir. Asıl ilk, bu reddin ardından siyasal enerjinin devletin başka bir kanadına, yeni bir vesayet odağına ya da sistem içindeki rakip bir elite bağlanmamasıdır. Özel, askerî bürokrasinin desteğini istememektedir. Bir sermaye grubunun siyaseti yeniden düzenlemesini önermemektedir. Devlet içindeki başka bir “kanada” yaslanmamaktadır. Bir kurtarıcı bürokrat, asker veya yargı odağı çağırmamaktadır. Meşruiyetin kaynağı olarak doğrudan milleti göstermektedir.


Yeni siyasi anlayışın özgünlüğü budur: Devleti ele geçirmek isteyen başka bir elit grubun siyaseti değil; devleti yeniden milletin iradesine tabi kılmak isteyen bir demokratik halk siyaseti. Bu nedenle yeni parti, yalnızca CHP’nin devamı ya da yeni bir merkez parti olarak değerlendirilmemelidir. Onun tarihsel iddiası çok daha büyüktür. Yani en azından ben öyle anlıyorum!


Bu iddia, Cumhuriyet’in kuruluşunda ortaya konulan ancak yıllar içinde sözüm ona devletçi, vesayetçi ve seçkinci iktidar yapıları tarafından aşındırılan şu ilkenin yeniden canlandırılmasıdır: Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.


Burada “millet” yalnızca seçim günü oy veren pasif bir kitle değildir.

Millet:

  • adayını belirleyen,

  • yöneticisini seçen,

  • iktidar değişikliğini talep eden,

  • meydanlarda siyasal iradesini ortaya koyan,

  • devletin yönünü tayin eden,

  • devlet adına hareket eden bütün güç odaklarını denetleyen

aktif bir siyasal öznedir. Millet bu belirlemeleri yaparken,çağdaşlaşmayı, hukukun üstünlüğünü, değerlerini birilerinin dayatmalarına göre değil, bizzat Anayasadan aldığı sorumlulukla yapmalıdır. Anayasasının temelinin ise laik, demokratik, sosyal hukuk Türkiye Cumhuriyetinin atatürk ilke ve devrimlerinden alınabileceğini bilmek zorundadır.


İşte dün yani, 21 Temmuz’un tarihsel önemi, milletin yeniden bu özne konumuna çağrılmasıdır. Özgür Özel’in “Millet kendi önüne yeni bir rota koydu” sözü de bu nedenle konuşmanın anahtar cümlelerinden biridir. Burada rotayı belirleyen parti genel merkezi, devlet bürokrasisi, derin devlet, sermaye çevreleri veya uluslararası güçler değildir. Rotayı belirleyen millettir. Milletin kendi iradesidir. Sözde Devlet gerçek Milletle karşı karşıya asla gelmemelidir ve bitmiş olan sabrımızı daha fazla sınamamalıdı. Sonu ağır bedeller olur.


Dolayısıyla yeni partinin kuruluşu, CHP’den yeni bir partinin doğmasından daha büyük bir anlam taşımaktadır.


Bu, yaklaşık üç çeyrek yüzyıldır devlet içindeki çeşitli güç koalisyonlarının sınırladığı millet egemenliğinin, yeniden bağımsız bir siyasal irade olarak ortaya çıkma girişimidir. Bu, devletin kimi yöneteceğine karar verdiği bir sistemden, milletin devleti kimin yöneteceğine karar verdiği bir Cumhuriyet’e dönüş çağrısıdır.

Bu, mevcut iktidarın yerine başka bir seçkinler grubunu geçirmek değil; siyasal iktidarın kaynağını yeniden millete vermek iddiasıdır. Ve belki de en önemlisi, devlet içindeki güç odaklarından onay almadan, onlarla gizli bir mutabakata girmeden, onlara zararsızlığını kanıtlamadan iktidara yürünebileceğini ilan etmektedir.


Bu nedenle 21 Temmuz 2026, yalnızca yeni bir partinin kuruluş tarihi değildir.

Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında şu tarihsel sorunun yeniden sorulduğu gündür: Türkiye’yi devlet adına hareket ettiğini söyleyen görünür ve görünmez güç odakları mı yönetecek, yoksa egemenliğin kayıtsız şartsız sahibi olan millet mi?


Özgür Özel’in cevabı açıktır: Partiden, makamdan ve kişisel siyasi güvenceden vazgeçmek gerekse bile milletin egemenliği seçilecektir.


İşte bu nedenle 21 Temmuz konuşması bir parti kuruluş ilanından çok, Cumhuriyet’in kuruluş ilkesine dönüş manifestosudur.


Bu hareket başarılı olursa tarih, o günü CHP’nin bölündüğü gün olarak değil; Cumhuriyet’in kurucu öznesi olan milletin, devlet ve sistem elitleri karşısında yeniden siyaset sahnesine çıktığı gün olarak yazacaktır.


Haydi YÜRÜYELİM ARKADAŞLAR, YENİ PARTİ YENİ YOLUMUZ AÇIK OLSUN


 
 
 

Yorumlar


didem Fotoğraf 1_edited.jpg

Merhaba, uğradığınız için teşekkürler!
Hi, thanks for stopping by!

Paylaşımlardan haber almak için

Let the posts come to you

  • Facebook
  • Instagram
  • Twitter
  • Pinterest

Benimle iletişime geçmek için/
Let me know what's on your mind

GÜNDELİK DERİNLİK    DEEPLY DAİLY

bottom of page