Şam Yönetimi Sahaya İndi: SDG–YPG Denklemi Değişiyor mu? İRAN ASIL HEDEF
- Didem Öneş
- 9 Oca
- 9 dakikada okunur
Sevgili okurlarım,
“Şam Yönetimi Sahaya İndi!” başlığı, ilk anda kesinlik içeren bir güç gösterisine işaret ediyor gibi okunabilir. Oysa hemen ardından sorduğumuz “SDG–YPG denklemi değişiyor mu?” sorusu, bu hamlenin sadece Suriye içi bir askeri hareket mi, yoksa son bir haftadır Ortadoğu’dan Amerika’ya, Afrika’dan Doğu Akdeniz’e uzanan eş zamanlı gelişmelerin bir parçası mı olduğu sorusunu kaçınılmaz biçimde gündeme getirmek için sorulmuştur.
Son bir iki gündür, Suriye’de özellikle Halep hattında yaşanan askerî ve güvenlik odaklı gelişmeler, Şam’daki resmî yönetimin uzun süredir masada yürüttüğü entegrasyon ve merkezileşme stratejisini artık sahaya taşımak istediğini bizlere göstermektedir. Şeyh Maksud, Eşrefiyye ve Bani Zeyd gibi Kürt nüfusun yoğun olduğu mahallelerde artan baskı, bu sürecin bir anlık güvenlik refleksi değil; bilinçli, aşamalı ve siyasi hedefleri olan bir hamle olduğuna işaret etmektedir. Mesele, yalnızca SDG’nin ya da YPG’nin entegrasyonu değildir; Suriye devletinin nasıl bir egemenlik ve yönetim mimarisi kurmak istediği ile de ilgili değildir.
Şam yönetiminin Halep hattında sahaya inebilmesini mümkün kılan en belirleyici unsur, başlıca bölgesel ve küresel aktörler açısından eş zamanlı bir itiraz üretmeyecek olmasıdır. ABD, Türkiye, Rusya ve İsrail’in Suriye dosyasındaki öncelikleri birbirinden farklı olsa da, Halep özelinde ortaya çıkan tablo, bu aktörlerin örtük bir kesişim alanında buluştuklarını bize gösteriyor. Bu kesişim, SDG–YPG yapısının tasfiye edilmesini değil; şehir merkezleri ve sembolik alanlardaki özerk askerî varlığının sınırlandırılmasını içermektedir.
ABD AÇISINDAN:
ABD açısından bakıldığında, Halep’teki baskıya yönelik açık bir karşı duruş sergilememesi altında yatan şu andakii neden: Washington’un temel öncelikleridir. SDG ve YPG ile ABD'nin mevcut politikası SDG’nin kuzeydoğu Suriye’de kurduğu "güvenlik mimarisinin" korunmasıdır. Halep gibi şehir merkezlerindeki SDG/YPG varlığı ise bu stratejik çerçevenin vazgeçilmez bir parçası olarak görülmemektedir. Bu nedenle ABD, Şam’ın hamlesini bir tasfiye sürecinden ziyade, SDG’yi merkezî devlet yapısıyla kontrollü bir entegrasyona zorlayan sınırlı bir baskı aracı olarak desteklemektedir.
TÜRKİYE AÇISINDAN:
Türkiye’nin pozisyonu ise çok daha açık ve nettir. Ankara, SDG–YPG'yi, Türkiye'nin ulusal güvenliğine yönelik yapısal bir tehdit olarak tanımlamakta; bu yapının ya dağıtılmasını ya da Şam yönetimi altında etkisizleştirilmesini savunmaktadır. Halep’te şehir içi özerk alanların hedef alınması, Türkiye açısından askerî değil, stratejik ve siyasi bir kazanım olarak görülmektedir. Bu nedenle Türkiye, Şam’ın sahaya inmesine açık destek vermese bile, bu hamleyi engelleyen ya da caydıran bir tutum almadığı gibi, gerekirse Şam yönetimine askeri destek verebileceğini dahi ifade etmiştir.
RUSYA AÇISINDAN:
Rusya açısından Halep’te yaşananlar, uzun vadeli devlet inşa vizyonuyla uyumlu bir gelişme olarak değerlendirilmektedir. Moskova, Suriye’de parçalı, çok merkezli ve özerk güvenlik alanlarına dayalı bir düzen yerine, tek ve merkezî bir devlet yapısının yeniden tesis edilmesini stratejik çıkarlarıyla örtüşen bir hedef olarak görmekte. Bu bağlamda Şam’ın sahaya inmesi, kontrolsüz bir tırmanmaya yol açmadığı sürece, Rusya tarafından meşru bir egemenlik tahkimi olarak tolere edilmektedir.
İSRAİL AÇISINDAN:
İsrail ise bu denklemin en sessiz ama en belirleyici aktörlerinden biridir. Tel Aviv için Halep’te yaşananlar bir SDG ya da Kürt meselesi değil; İran’ın Suriye’deki askerî ve lojistik nüfuzunun genişleyip genişlemeyeceği, İsrailin güvenlik hattının nasıl tahkim edileceğidir. Şam’ın merkezileşme hamlesi İran’a alan açmadığı, Hizbullah koridorunu güçlendirmediği ve İrana yönelik gerçekleştirmek istediği hamlenin lojistiğine engel olmadığı sürece İsrail tarafından da tolere edilebilir görülmektedir. Ancak bu denge bozulur ve Halep hattı İran destekli milislerin yerleşimine veya İsrail'in yapılandırmak istediği Suriye hattına aykırı bir gelişme olursa, İsrail’in sessizliği hızla aktif müdahaleye dönüşecektir. Bunu da engelleyecek hiçbir güç bulunmayacaktır.
Sonuç olarak Halep’te yaşananlar, tek başına Şam yönetiminin askerî iradesiyle açıklanamaz. Bu hamle; ABD’nin sessiz yönlendirmesi, Türkiye’nin itirazsızlığı, Rusya’nın stratejik onayı ve İsrail’in koşullu toleransı sayesinde mümkün hâle gelmiştir. Bu da SDG–YPG denkleminin artık yalnızca sahadaki güç ilişkileriyle değil, bu dört aktörün çizdiği örtük sınırlar içinde yeniden şekillendiğini göstermektedir.Bu durum, İsrail’i bölgesel denklemde paradoksal bir noktaya yerleştirmektedir. İsrail, ne SDG’nin açık hamisi ne de Şam yönetiminin müttefikidir; ancak her iki aktörün de İran’la kuracağı ilişkinin sınırlarını fiilen çizen güçtür. Halep’teki gelişmeler bu sınırların test edildiği bir eşik niteliği taşımakta; Şam’ın sahaya inmesi, yalnızca SDG–YPG denkleminde değil, İran–İsrail gölge çatışmasının yeni bir fazında da anlam kazanmaktadır.
HALEPTE YAŞANANLAR ASLINDA ŞUDUR:
Suriye’de yaşanan her askerî hamle, yalnızca iç dengeler üzerinden değil; İsrail–Türkiye–İran üçgeninde bu tampon alanın sınırlarının yeniden çizilip çizilmediği üzerinden okunmalıdır. Halep’teki gelişmeler de bu açıdan, Suriye’nin artık bir savaş alanından çok, bölgesel güçlerin birbirine doğrudan dokunmadan manevra yaptığı stratejik bir eşik coğrafyaya dönüştüğünü göstermektedir. Bu nedenle yaşananlar, ne Şam yönetiminin mutlak bir başarısı ne de SDG/YPG’nin kesin bir yenilgisi olarak okunmalıdır.
HALEPTE YAŞANANLARI ANLAMAK İÇİN:
Çatışmanın yoğunlaştığı yerlere bakalım: Halep içi “3 odak” var
Son 48 saatte sahadaki ana sıcak noktalar, Halep’te Kürt nüfusun yoğun olduğu ve uzun süredir “özel statülü/çatışmaya açık” kalan üç bölge:
Şeyh Maksud (Sheikh Maqsoud)
Eşrefiyye (Ashrafieh/Achrafiyah)
Bani Zeyd (Bani Zeid)
Suriye ordusunun bu mahallelerde tahliye/çıkış çağrısı, “kapalı askeri alan” ilanı ve ardından topçu/ateş desteğiyle operasyon yapması; SDG/YPG’nin de “savunma ve karşılık” iddiasıyla çatışmayı büyütmesi,
Reuters/Guardian/AP gibi kaynaklarda , çatışmanın 3. güne taşınması ve sivil tahliyeler ile yer değiştirmelerin hızlandığınadikkat çekilmesi bize gösteriyorki ;Şam–SDG arasındaki entegrasyon/merkezileşme pazarlığının henüz tam olarak kesinleşmemiştir.
Çatışmanın yaşandığı mahalleler:
“harita” üzerinde neden stratejik?
A) “Ada” mantığı: Kürt ağırlıklı iki mahalle, rejim kontrolündeki şehrin içinde
Şeyh Maksud–Eşrefiyye hattı, Halep’te rejim kontrol alanlarının içinde kalan ve yıllardır SDG/YPG’nin (ve yerel meclislerinin) etkisinin sürdüğü bir “ada/cep” bölge gibi çalışıyor. Bu yapı literatürde bazen “security square / güvenlik adacığı” olarak tarif edilir (benzer mantık Haseke/Qamişli gibi yerlerde de görülür).
Bu şu sonucu doğurur:
Şam için: egemenlik/merkezî kontrolün sembolik testi
SDG/YPG için: Halep’te varlık = pazarlık kozu + toplumsal güvenlik kalkanı
Dış aktörler için: Türkiye–ABD–Rusya-İsrail denkleminde kırılgan tetikleyici
B) Halep’in “kuzey kemeri” ve Türkiye sınırına yakınlık
Halep, Türkiye sınır hattına yakınlığı ve kuzey Suriye’nin düğüm noktası olması nedeniyle, şehir içi çatışma bile kısa sürede kuzey kırsala (Tel Rıfat/Manbiç hattı gibi) yayılma riskini taşır. Bu tür yayılma, Türkiye’nin SDG’ye dair güvenlik yaklaşımı ve ABD’nin SDG ile ilişkisi nedeniyle bölgesel tırmanma ihtimalini büyütür. Çeşitli basın kaynakları bu bölgeyi “daha geniş ölçekli risk” olarak bu tanımlıyorlar.
Jeopolitik önem: “Halep demek Kuzey Suriye’nin kilit düğümü demek
Halep’in jeopolitik ağırlığını özetle 4 başlıkta toplayabiliriz:
Kuzey Suriye’nin ana metropolü ve idari merkez: Halep, ülkenin en büyük şehirlerinden biri ve Halep vilayetinin merkezi.
Ulaşım/lojistik omurga: Şehir; kuzey-güney ve doğu-batı hareketliliği açısından, (havaalanı dahil) kritik bir lojistik bölgedir.
Aktör yoğunluğu (çok-aktörlü saha): Şam güçleri, SDG/YPG, yerel milis ağları, Rusya/İran etkisi, Türkiye’nin kuzeydeki varlığı ve ABD’nin SDG ile ilişkisi gibi katmanlar; Halep’i “tek bir çatışma alanı” değil, çok katmanlı bir pazarlık/çatışma sahası yapmakta.
Siyasi sembol değeri: Halep’te şehir içi “ada bölgeler” üzerindeki kontrol, fiilen “egemenlik kimde?” sorusunun en görünür çatışmalarından biridir. Bu yüzden çatışma, salt taktik değil, aynı zamanda siyasi mesaj taşır.
Ekonomik önem: Halep “para ve üretim” demektir?
Halep, 100 yıllardır ve savaş öncesinden beri Suriye’nin ticaret ve sanayi kalbi olarak anılır. Bugün de (çok yıpranmış olsa bile) ekonomik ağırlığını koruyan iki ana damar var:
A) Halep Sanayi Şehri ve sektör kümeleri
Halep’teki endüstriyel toparlanmanın ölçülebilir izlerinden biri “Aleppo Industrial City” raporları ve sektör sınıflamalarıdır: tekstil, gıda, kimya, ilaç, deri, demir-çelik, yazılım gibi kümeler açıkça listeleniyor. Bu bölgeye uluslararası yatırımlar ve küresel güçlerin ekonomik kazanç paylaşımları henüz tam oturmamıştır. Türkiye'den de yatırım yapacak firmalar, şirketler nasıl belirlenmiş ise, ABD, İsrail, BAE, Katar ve İngiltere, Fransa, Almanya ortaklıkları da dosyalarca yer kaplamaktadır.
B) Emek piyasası / beceri-ekonomi bağı
ILO’nun 2025 tarihli saha çalışması da Suriye’de (özellikle emek yoğun bölge) sanayi sektörlerinde tekstil, gıda işleme, kimya gibi alanlara odaklanarak “beceri açığı / üretim kapasitesi” meselesini ele alıyor; bu, Halep gibi sanayi merkezlerinde çatışmanın neden doğrudan işgücü, tedarik, ücretler, kayıt dışılık üzerinden hissedildiğini anlatan bir gerçekliktir.
Sosyal yapı: Halep’in “çok kültürlü” toplumsal dokusu
Halep, tarihsel olarak Arap çoğunluk + önemli Kürt, Türkmen, Ermeni ve Süryani/Asuri Hristiyan toplulukları gibi çok kültürlü bir sosyal yapıya sahiptir. Bu çeşitlilik, savaşla birlikte yer değiştirmeler nedeniyle ciddi biçimde değişmişse de, kökler geleceği de etkiler.
Son çatışmalarda ayrıca kiliselerin yerinden edilen sivillere kapı açtığı gibi insani detaylar, şehrin hâlâ “komünal dayanışma adacıkları” taşıdığını bize gösteriyor.
Sonuç olarak; Halep çatışması, yalnızca “askerî sürtüşme” değil; devlet egemenliği ile yerel/özerk güvenlik mimarisinin geleceği açısından önem arzediyor.
GELELİM ASIL KONUYA : ASIL KONU İRAN
HALEPte yaşananları sadece Suriye üzerinden okursak İran'da yaşanaları anlamak zorlaşır. Türkiye saatiyle 9 Ocak 2026 itibarıyla, “son 2 gün” başlığında iki ayrı hat üst üste biniyor gibi görünüyor: İranda: Ülke çapına yayılan protestolar ve halk ile güvenlik güçlerinin çatışmaları ve buna eşlik eden internet/telefon kesintileri; bir tesadüf müydü? Bence değil.
İran da adına "protesto" denilen çatışmalarda yaşananları (ölü/yaralı/gözaltı) tam olarak izlemek henüz mümkün değil ancak veriler çeşitli kaynaklara göre değişiyor. Buna rağmen Kuzeybatı illerinde (Kürt nüfusun olduğu yerlerde ve Batı Azerbaycan vb.) pazar/dükkan/işyeri kapanmaları ve grev dalgası HRANA gibi insan hakları izleme kaynaklarında açık biçimde raporlanmakta; bu raporlar Tebriz’i de içine alıyor.
İran’da mesele “tek şehirde ayaklanma” giibi değil; çok merkezli bir dalga ve İran rejiminin buna sert güvenlik yaklaşımıyla yanıt vermesi meselesi kadar da basit değil. Ancak İran'dan çıkarılması gereken dersler olduğunu düşünüyorum.İranda yaşananlar ne sadece rejim karşıtlığı ne de ekonomi. Evet, İran rejimi baskıcı, çağdışı kalmış bir rejim. Afganistandan daha iyi ancak bu çağa uygun olmayan bir rejim.
HALEP - İRAN HATTINDA REJİM MÜDAHALELERİ
Ortak zemin:
Merkezî devletler → çevresel/çok kimlikli alanları yeniden “kontrol altına alma” evresi
Başlık | Halep (Suriye) | İran (Tebriz hattı) |
Devlet refleksi | Askerî tahkim + mahalle temizliği | Güvenlik bastırması + internet karartması |
Algılanan tehdit | Özerk Kürt alanı | Etnik + ekonomik huzursuzluk |
Zamanlama | Bölgesel savaş ortamı | Ekonomik çöküş + dış baskı |
Amaç | Egemenliği merkezileştirmek | Rejimi stabilize etmek |
Bu iki hatta eşzamanlı sertleşme tesadüf değil: Orta Doğu’da güçler “kontrol edilemeyen iç cephe” istemiyorlar
SOSYALve NÜFUS BOYUTU – Neden bu bölgeler?
Halep
Kürt, Arap, Türkmen, Hristiyan katmanları
Şeyh Maksud–Eşrefiyye:
Kürt nüfus yoğun
SDG’nin “koruma alanı” olarak görülüyor
Tahliyeler:
Demografiyi değiştiriyor
Uzun vadeli şehir mühendisliği etkisi yaratıyor
Tebriz
Azeri Türk nüfus yoğun
Tarihsel olarak:
Merkezi iktidara karşı ekonomik ve kültürel hassasiyet
Bugünkü protestolar:
Ayrılıkçı olma eğilimine evrilme söz konusu
rejimin en tedirgin olduğu sosyolojik zemin
SİYASİ NİTELİK – Rejim karşıtlığı mı?
İran’da EVET (ama ekonomik temelli)
Halep’te HAYIR (rejim yıkımı değil, egemenlik mücadelesi)
İran:
Başlangıç ekonomik
Bastırıldıkça rejim karşıtı tona evriliyor
Lidersiz ama yaygın: rejim için tehlikeli
Halep:
SDG’nin hedefi Şam’ı devirmek değil
Şam’ın hedefi SDG’yi yok etmek değil
Ama şehir içi özerk alan kabul edilemez noktaya gelmiş durumda
Bu durum bize devletler, zayıf oldukları yerde sertleştikçe toplumsal kırılmalar artış göstermektedir.
Aktör davranış haritası (Suriye/Halep - İran/Kuzeybatı eşzamanlı okuma)
Aktör | Bugünkü pozisyonu (ne istiyor?) | Olası strateji (önümüzdeki 2–4 hafta) | Kırmızı çizgi | İzlenecek 2 gösterge |
Şam yönetimi / Suriye ordusu | Halep’te Şeyh Maksud–Eşrefiyye–Bani Zeyd’de askerî baskı + tahliye ile SDG varlığını çıkarmayı hedefledi; ardından ateşkes ve çekilme koşulu koydu. | 1) Halep’te “şehir içi ada alanları”nı kapatma 2) SDG’yi entegrasyon çizgisine zorlama 3) Görüşmeler tıkanırsa kontrollü yeni baskı dalgası | “Şehir içinde özerk güvenlik adası” (özellikle Halep gibi sembolik merkezlerde) | Ateşkesin fiilen sürüp sürmediği / SDG çekilme koridoru ve uygulaması |
SDG / YPG omurgası | Halep’te varlığını “yerel savunma” diye çerçeveliyor; genel hedefi tam erime değil, Suriye içinde özerklik/yerel idare ağırlığı olan bir formül. | 1) Halep’te kaybı sınırlamak (çekilme varsa “onurlu çekilme”) 2) ABD arabuluculuğu ile pazarlığı uzatmak 3) Kuzeydoğu Suriye’de kapasiteyi korumak | “Koşulsuz teslim/dağıtılma” ve yerel güvenliğin tamamen kaldırılması | SDG’nin ateşkes/çekilme hakkında resmî tutumu / Şam’la entegrasyon görüşmelerinin yeniden başlaması |
İran’daki Kürt muhalefet/örgütlü Kürt siyasi aktörleri/ terör kaynakları | Ekonomik krizin tetiklediği protestolarda Kürt bölgelerinde grev/eylem çağrıları yapıldı; güvenlik baskısı artarken protestolar sürüyor. | 1) Genel grev/yerel grevlerle ekonomik-siyasi baskıyı artırma 2) Rejimin sert müdahalesine karşı uluslararası görünürlük arama 3) “silahlı tırmanma” yerine kitlesel direnç çizgisini koruma (her grup için aynı değil) | Kitlesel tutuklama/ölüm sayısının sert artışı ve iletişim karartmasının kalıcılaşması | Grevlerin yayılımı / İran’da Kürt bölgelerinde protesto genişlemesi (ISW günlük değerlendirme) |
Türkiye | SDG PKK bağlantısı nedeniyle tehdit; Halep’te çatışmalar sırasında “Suriye’ye yardım etmeye hazır” mesajı verdi ve Şam’daki geçiş yönetiminin dış destekçisi konumunu vurgulayan çerçeve var. | 1) Şam–SDG entegrasyonunu hızlandıracak baskı 2) SDG alan daraltırsa “askerî baskı/tehdit” kartını diri tutma 3) Sınır güvenliği ve iç güvenlik risk yönetimi | Kuzey Suriye’de SDG’nin Türkiye sınır hattında güçlenmesi | Ankara’dan “müdahale” sinyali veren açıklamalar / Şam’la koordinasyonun görünür artışı |
ABD | Halep ateşkesini memnuniyetle karşıladı; ateşkesin uzatılması için bastırıyor. SDG “ABD destekli ortak” olmaya devam ediyor ama aynı zamanda Şam’la bir formüle itilmek isteniyor. | 1) Ateşkesi kalıcılaştırma 2) SDG’yi “tam kopmadan” Şam’la anlaşmaya itme 3) Türkiye ile çatışmayı büyütmeden dengeleme | SDG’nin ani çöküşü ve Türkiye–SDG çatışması | ABD özel temsilci açıklamaları/uygulama / Müzakere formatının tekrar kurulması |
Rusya | Bu haftanın Halep akışında Rusya’nın “tek cümlelik belirleyici” rolü, Reuters/AP/Guardian akışında net bir resmî çizgi olarak öne çıkmıyor (bu yüzden temkinliyim). Ancak genel düzlemde Şam üzerindeki nüfuzu ve “merkezileşme” çizgisine yakınlığı biliniyor. | 1) Şam’ın merkezileşmesini destekleyen diplomasi 2) Türkiye–Şam–SDG geriliminde “dengeleyici” rol arayışı 3) İran etkisini yönetilebilir tutma | Suriye’de kontrol edilemeyen tırmanma ve Türkiye ile doğrudan çatışma | Moskova’dan Halep/SDG entegrasyonu üzerine resmî açıklama / sahadaki Rus askeri-polisi hareketliliği |
NATO ülkeleri (özellikle İngiltere/Fransa) | Halep özelinde net bir “Şam’a askeri destek” beyanı yerine daha çok gerilimi düşürme/insani kaygı çizgisi görülüyor; ayrıca IŞİD’e karşı ortak hava saldırısı (Suriye sahası) haberi var—bu SDG–Şam pazarlığından ayrı bir dosya. | 1) Sivil koruma/insani baskı 2) IŞİD’le mücadele operasyonlarını sürdürme 3) Diplomatik olarak “Suriye’nin birliği” vurgusu ama sahaya doğrudan angajman sınırlı | IŞİD’in yeniden güç kazanması ve Suriye’de büyük ölçekli yeni göç dalgası | IŞİD operasyon temposu / Halep’te ateşkesin bozulması halinde diplomatik tepki seviyesi |
Bu yazıda altını çizdiğim örtük kesişim alanı şunu söylüyor: Şam yönetimi, şehir merkezlerindeki “özerk güvenlik adalarını” kapatmak ve egemenliği yeniden tanımlamak isterken; ABD bu süreci SDG’yi tamamen kaybetmeden “kontrollü entegrasyona benzer bir yapıya” iten bir kaldıraç olarak görüyor, Türkiye bunu ulusal güvenlik hedefleri açısından stratejik bir kazanıma çevirmeye çalışıyor, Rusya merkezî devlet inşasını destekleyen bir çerçevede tolere ediyor, İsrail ise her şeyi Suriye üzerinden İranda derinleşme kapasitesi üzerinden ölçüyor. Bu tablo, SDG–YPG denkleminin artık sadece sahadaki silahlı güçle değil, bu aktörlerin çizdiği örtük sınırlarla yeniden şekillendiğini gösteriyor.
Ve burada kritik eşik İran’dır: İran’daki çok merkezli protesto dalgası, internet/iletişim kısıtları ve güvenlik baskısı, bölgede “kontrol edilemeyen iç cephe” korkusunu büyütmektedir. Devletler zayıf hissettikçe sertleşiyor; sertleştikçe de toplumsal kırılmalar derinleşiyor. Halep hattındaki merkezileşme hamlesi ile İran’daki bastırma dalgası bu açıdan, birbirinden kopuk iki olay değil; aynı bölgesel iklimin iki ayrı tezahürüdür.
Sonuç olarak, İran’daki protestoları yalnızca rejim karşıtı bir toplumsal itiraz dalgası olarak okumak yanıltıcıdır; asıl belirleyici olan, bu huzursuzluğun enerji üretim ve dağıtım zincirinde yarattığı kırılganlıktır. Bugün İran enerji akışını tamamen durdurabilecek bir noktada değildir; ancak üretim, bakım ve ihracat planlamasında artan belirsizlik, hem Türkiye hem de Avrupa için öngörülebilirlik krizine işaret etmektedir. İran ile bir kriz yaşanması halinde Rusyadan da enerji alımı ABD tarafından baskılandığında bölgenin kaosu ne şekilde evrilecektir; Halep hattında Şam yönetiminin merkezileşme hamleleri de bu bağlamda okunmalıdır: mesele yalnızca askeri kontrol değil, bölgesel lojistik ve enerji güvenliğinin dağılmasını önlemeye yönelik bir risk tahkimidir. Dolayısıyla yaşananlar bir “enerji çöküşü” değil; devletlerin sınırlarını, koridorlarını ve maliyetlerini yeniden hesaplamak zorunda kaldığı yüksek riskli bir geçiş evresidir.












Yorumlar